Enver Paşa’nın Ortadoğu Seyahati ve ‘Hilal Barışı’

Enver Paşa, Batı emperyalizmine karşı üstün başarılara imza atmış bir şahsiyettir. Şahsı kadar temsil ettiği ruh ve bilinç, belli iç ve dış odakların kâbusu olmuştur.

Doğu Kütüphanesi Yayınları, Süleymaniyeli Kürt Muhammed Ali’nin “Enver Paşa’nın Ortadoğu Seyahati” isimli kitabını yayınladı. I. Dünya savaşında Çanakkale savaşları sonrası dönemine ışık tutan önemli bir tarihi belge özelliği taşıyan kitap, tarihin birçok yalanını da ifşa ediyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı sıfatıyla Enver Paşa’nın bu resmi gezisi, Şam, Beyrut, Kudüs, Mekke-Medine’ye kadar her şehirde Enver Paşa’nın karşılanması dolayısıyla yerel gazete ve dergilerde ve adına düzenlenen yemek ve toplantılarda yapılan konuşmalarla safha safha izlenmiş ve bölge halkının geziye bakışı, Osmanlı’nın yaşanan dünya savaşına bakışı ilk elden günümüze aktarılmış.

Kitabın yazarı Kürt Muhammed Ali, Şam doğumlu olup aslen Süleymaniye’lidir. Osmanlı Askeri Rüşdiyesi mezunudur. Şam’da El Muktebis adındaki dergi ve aynı adı taşıyan günlük gazetenin sahibidir.

Enver Paşa’nın Ortadoğu’ya 1916 yılında gerçekleştirdiği seyahat, Onun şahsında somutlaşan Osmanlı hilafetine karşı, Ortadoğu halklarının hangi din ve etnik kökenden gelirse gelsin bağlılığını ve desteğini teyit etmesi bakımından anlamlı bir tarihi gezi olmuş. Çünkü günümüze kadar gelen tarih yaklaşımları açısından bakarsak Ortadoğu haklarının Osmanlıya karşı olduğu tezi yüksek sesle dillendirile gelmektedir. Öyle ki bölgemizdeki sıcak bir gelişme olan Suriye’deki devlet katliamlarına yönelik olarak, muhalefet partileri ve güç odakları tarafından iktidarı köşeye sıkıştırmak ve kamuoyu desteğini azaltmak için dillendirilen en önemli dış politika argümanı bölgeden uzak durulması gerektiği ve orada yaşanan sıcak gelişmelerin Türkiye’yi ilgilendirmeyeceği propagandasıdır. Bunun anlamı 1. Dünya savaşı sonrası Ortadoğu’da kurulan ‘Türkiye’siz’ düzenin ne olursa olsun devam etmesini istemek ve bunun için Türkiye’nin pasif ve edilgen bir politika izlemeye devam etmesi temennisidir. Suriye`de yaşanan insanlık dışı vahşete karşı bu kadar duyarsızlığın sebebi; Batı vahşetinin doğal bir uzantısı olduğu için görmezden gelinmesi, gözlerden kaçırılması ve savaş koşulları mantığıyla `bizim iyi çocuklar yapmış` şeklindeki kollama gayretidir. Onun için eleştirilerde her zaman insaf ve adalet kriteri aramak, dış mihraklı karalamaların etkisi altında birbirine düşmemek için elzemdir.

Enver Paşa, Batı emperyalizmine karşı üstün başarılara imza atmış bir şahsiyettir. Şahsı kadar temsil ettiği ruh ve bilinç, belli iç ve dış odakların kabusu olmuştur ve kendisiyle ilgili çarpıtma ve iftiralar, tarihi tahrifatlarla misyon sahibi bir rol model olarak karalanmak istenmiştir. Enver Paşa’nın seyahati, amacı ve zamanlaması itibariyle, hilafet İstanbul’unun Batı karşısında elde ettiği askeri başarıların, Ortadoğu’daki birebir yansımalarını görmek, nasıl yorumlandığını öğrenmek ve ümmetin nabzını tutmaktır.

Enver Paşa ve maiyeti demiryoluyla Toros dağlarından Bizans’a ulaşmış ve orada kendisini Bahriye Nazırı ve 4. ordu komutanı Ahmet Cemal Paşa tarafından karşılanmıştır. (Bizans 4. ordunun en uzak noktasıdır.) Oradan araçla Tarsus’a geçmiş, halk ve medrese talebeleri tarafından ellerinde meşalelerle karşılanmıştır. Oradan yine trenle Toprakkale ve Osmaniye’ye ulaşıp gece burada konakladıktan sonra ertesi gün Gavur dağlarından Islahiye’ye ve oradan da yanındakilerle beraber özel bir trenle Halep’e ulaşmıştır.

Enver Paşa gittiği her yerde yerel basında yazılan methiyeler ve yöre ileri gelenleri; din adamları, aydınlar, şairler ve eşraf tarafından coşkuyla karşılanmıştır. Onuruna verilen yemeklerde yapılan konuşmalarda, ümmetin izzetini koruduğu için övülmüştür. Paşa; halife ve hilafetle İslam mirasına sahip çıkan, kendinden önceki İslam kahramanları mesela; Selahaddin-i Eyyübi gibi İslam’ı ve Müslümanları yücelten kahramanlar ile aynı çizgide ve onların bir devamı olarak selamlanmıştır. Gittiği her yerde özellikle de askeri okullar ve kız okullarındaki bütün öğrenciler ve halk tarafından heyecanla karşılanmış ve geçtiği güzergâh ve uğradığı beldelerde sevgiyle bağırlara basılmıştır.

İslam dünyasında hilafetin gölgesinde emniyet içinde yaşayan Osmanlı tebaası için bir dizi yenilgi ve işgalin doğurduğu hayal kırıklıklarını gideren bir kahraman, ileriyi gören ve ümmetinin üzerine titreyen bir Osmanlı devlet adamıdır. O bütün başarılarına rağmen şımarmayan bir halk çocuğudur, kendilerinden biridir. Kaygıları ve gelecek tasavvurları birdir. Savaş, yoksulluk ve cehaletin pençesinde perişan ve sahipsiz kalmış, iç karışıklık ve eşkıyalık belasıyla hayatları tasallut altına girmiş ümmet için umudun adıdır. Hem Edirne’nin işgalden kurtarılması hem de Çanakkale zaferiyle Enver şahsında moral bulan halk, Enver’i bir kurtarıcı olarak selamlamıştır. Peş peşe gelen yenilgiler ve idari zafiyetle, gelecekten umudunu yitirmiş ahali için bu seyahat moral açısından büyük önem arz etmektedir.

1913 yılında, Edirne’yi Bulgarlara terk etme kararı alan kabinenin ve barış anlaşmasını hazırlayan Kamil Paşa’nın aksine Enver Paşa, Trablusgarp savunmasını örgütlemek için bulunduğu Trablus’tan –ki orası Ortadoğu’nun kapısı olduğu için önemlidir- İstanbul’a dönerek hükûmet nezdindeki girişimleri sonucu anlaşma metnini yırtıp Edirne’nin savaşmadan bırakılmasın engellemiştir. Enver Paşa; Çanakkale’de kazanılan zaferin başkomutanı olarak Gazi unvanı almıştır. Ayrıca amcası Halil Paşa’nın Kut’ul Amara’da İngiliz ordusunu yenerek General Towshend’i 13 bin askeriyle birlikte esir alması ve Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’nın Kafkaslarda Azerbaycan’ı Rus işgalinden kurtarması ümmetin medarı iftiharı ve sevinç kaynağı olmuştur.

Kendisi Ortadoğu gezisi boyunca; sarayın damadı, başkomutan ve Harbiye nazırı olarak padişahın yani halifenin temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Kendisine ithaf edilen mersiyelerde Enver Paşa’nın; İslam peygamberi Hz.Muhammed’in, Hz.Ali’nin, Selahaddin Eyyübi’nin, firavuna karşı asasıyla Kızıldeniz’i bölen hz. Musa’nın izinde olduğu vurgulanmıştır. O’na atfedilen sıfatlar arasında; Hilafetin Kılıcı, Enver Vuruşu, Kılıçların Efendisi gibi nitelendirmeler vardır. Hakkında yazılan yazılarda Peygamberimizin hadisine binaen 20. yüzyılın müceddidi yani İslam’ı yenileyen ve kuvvetlendiren kimse olarak övülmüştür. Enver; nurlar anlamına geldiğinden Muvahhitlerin (tevhide inananların) nuru olarak da nitelendirilmiştir.

Edirne ve Çanakkale zaferleri; hilafetin tehlikeye düşmesi ihtimalinden dolayı Ortadoğulu aydınlar ve Müslüman ahaliyi ziyadesiyle memnun etmiştir. Onlar tarafından bu işgal girişimleri, Haç-Hilal kavgasının sonucu olarak görülmektedir. Özellikle Çanakkale savaşı bütün Ortadoğulu Müslümanlar açısından Haçlı ruhu’nun Hilal’i yok etmeye yönelik karşı taarruzu olarak algılanmıştır. Batının topuyla, tüfeğiyle yani teknolojisi ve sömürgeci ruhuyla, Osmanlıyı parçalayarak İslam dünyasını Afrika’dan Asya’ya sahipsiz bırakmaya dönük büyük projesinin önemli bir parçasıdır İngiltere’nin Çanakkale saldırısı. Enver Paşa’nın onuruna verilen bir yemeğin menüsü bu büyük başarıya nazire olarak şöyle değiştirilmiştir: Çanakkale çorbası, Arıburnu Pastası, Trablusgarp peksimeti, 42. bölük nevalesi…

Bir Osmanlı Paşası olarak Enver Bey’in, Ortadoğu gezisine çıkmasının diğer bir amacı daha önce yüzünü batıya çevirmeyi itiyat haline getiren Osmanlı yönetici elitlerinin, Ortadoğu bölgesini yüzlerce yıldır ihmal etmiş olmasıdır. Hilafet tarafından duygusal, ekonomik ve kültürel açıdan terkedilmiş öksüz bir coğrafya olması hasebiyle O’nun yaklaşımı büyük bir heyecan yaratmıştır. İslam dünyasının makûs talihini değiştirme azmi ve iradesini ortaya koyan bu kadro, gerek askeri gerekse eğitim, imarlaşma, sağlık gibi pek çok alanda yürütülen faaliyetlerin öncüsü olmuştur. Hepsi de mevki ve makamına bakmaksızın canlarını, bilgi ve birikimlerini, bütün hayatlarını bu uğurda karşılık beklemeksizin ortaya koymuştur. Enver Paşa ve arkadaşlarının gelecek tasavvurları, Ortadoğu’nun güvenlik ve geleceği açısından hayatidir. Ortadoğu’da yaşayan ahali ile kurulan iletişim yakın ve samimi bir havada gerçekleşmiştir. Osmanlı İmparatorluğu için bölgenin ve bölge insanı içinse hilafetin selameti, geleceğinin garantisi anlamına gelmektedir. Bu Ortadoğu’ya imparatorluk nezdinde gerçekleştirilmiş ilk üst düzey resmi ziyarettir.

Enver Paşa maiyetiyle birlikte yaptığı bu seyahatte uğradığı her yerde dağıtılmak üzere ayni ve nakdi yardım bırakarak fakirlik sınırında yaşayan Osmanlı tebaasına hilafet adına ümmetin kardeşlik elini uzatmıştır. Özellikle gayrı Müslimlerin ibadethaneleri, yetimhaneleri ve okullarına yardımlarda bulunmuş, Hıristiyan din adamları tarafından büyük bir ilgi ve muhabbetle selamlanmıştır. 1915 Ermeni tehciri sonrası gerçekleşen bu seyahatte Hıristiyan ileri gelenlerinin ve ahalinin gösterdiği samimi ilgi, bu olayın 1916 yılında bugün anlatıldığı gibi bir algıya sahip olmadığını göstermesi açısından da ilginçtir.

Bu gezi esnasında Cemal Paşa da Bahriye nazırı olarak Enver Paşa’ya eşlik etmiştir. Kitapta ondan da övgü ve kadirşinaslıkla bahsedilir. Cemal Paşa hakkında da tıpkı Enver Paşa gibi başarılarını anlatan mersiyeler okunmuş ve yazılar yayınlanmıştır. O da dönemin liyakatli devlet adamlarından biri olarak temayüz etmiş ve Ortadoğu halkları arasında hayırla yadedilen bir şahsiyettir.

Daha önce hem Atina ve Bağdat görevi sırasında hem de İstanbul’da emniyet ve bayındırlık alanında büyük işlere imza atmıştır. Balkan harbi sırasında büyük yararlık göstermiştir. Şam bölgesinde yaptığı görev esnasında eşkıya belasını savuşturarak halkın refah ve emniyetini temin etmiş, köy ve kasabaların yollarını yenilemiş ve demiryolu ile ulaşımdaki başarılı projeler hayata geçirmiştir. Böylece bölge halkını rahatlatarak takdirlerini toplamıştır. Ortadoğu halkları gözünde haklı bir sempati ve teveccüh kazanmıştır. Salahiye medresesi ile Suriye bölgesinin eğitim alanında büyük hamleler yapmasına imkân sağlamıştır. Cemal Paşa, Fransız elçiliğinde ele geçirilen belgelerde Fransızlara ajanlık yaptığı belgelenen birkaç Arap milliyetçisini idam ettirdiği için, sonraki yıllarda Arap milliyetçileri, özellikle Baas çeteleri tarafından Arap çocuklarına zalim olarak tanıtılmıştır. Bu Fransız kaynaklı menfi propaganda, Osmanlı’yı Arap halklarının zihninde Cemal Paşa ile özdeşleştirme gayretinin sonucu olarak başarılı olmuş ve halen de Türkiye’de bile İngiliz-Fransız kaynaklı ittihatçı düşmanlığı çerçevesinde aynı yaklaşım sorgulanmaksızın kabul görmektedir.

Cemal Paşa, İstanbul`da, Edirne muhasarasıyla ilgili bir gazetecinin sorusu üzerine mealen ‘Edirne bizi birlik ve başarıya çağıran sestir. Eğer onu Bulgarlar ele geçirseydi; bunu İstanbul, Dımeşk, Musul ve Bağdat takip ederdi’, diye cevap vererek, Edirne’nin düşman işgalinden kurtarılmasının ümmetin geleceği ve imparatorluk topraklarının güvenliği bakımından doğurabileceği olası tehlikeler hakkında öngörülü bir tespitte bulunmuştur.

Onuruna verilen yemekte: Halep Sultaniye Medresesi hocalarından Felix Efendi konuşmasında Enver Paşaya hitaben: “… Bu hüzünlü ve mahzun insanlara gülümse. Vatan için akıttıkları kanlardan dolayı onlara üzülme. Kendini feda ettiğin bu uğurda şüphesiz onlar sana tabi olmaya hazırdır..,” diyerek Suriye halkının hilafete bağlılığını ilan ve teyit etmiştir.

Zuhle şairlerinden Halim İbrahim Dammus’un Enver Paşa için yazdığı şiir bu ziyaretin anlamını şiirsel bir şekilde tasvir etmektedir:

Ey büyüklerin seçilmişi!
Bu çağın ruhunu diriltip,
Karanlığını aydınlığa çevirdin
Hayatlarımıza inayet gösterip
Teminat altına alacağınıza söz verdin
Artık en güzel beldede, en güzel zamanlarda
Enver’in gölgesinde yaşayacağız.

Enver Paşa’nın seyahati, günümüzü tefsir ve tahlil etmek için de mühim ipuçları barındırır. Bu çok yönlü devrimci dönüşüm ve sıçrama ne yazık ki pek çok içsel, yapısal ve dış etken tarafından akamete uğratılmış ve gelişimini tamamlayamadan boğulmuştur. Enver Paşa’nın seyahatinde işaret ettiği vizyon, ümmet tarafından meyvelerinin devşirileceği konjonktürü bulamamıştır. Bunun neticesi de ümmetin arasına aşılmaz sınırlar ve engeller örülmesi olmuştur. Haçlı zihniyetinin silahlı ve askeri kuşatmasından öte ideolojik söylemler ve birbiri aleyhine sürdürülen kasıtlı iftiralarla soktuğu nifak tohumlarının ümmetin arasına koyduğu yapay uzaklık ve kendi özbilincine yabancılaşmanın sağladığı avantajlar, Batının kendi tahakküm ve tekelini kuvvetlendirmesine imkân tanımıştır. Ortadoğu coğrafyası bu sayede kendi zenginliklerinin farkındalığını kaybetmiş ve Batının bencil amaçlarının formülasyonu olan siyasi propagandalarının oyuncağı olmuştur. Böylece bünyesine yabancı unsurları girmesine ve varlığını zehirlemesine karşı topyekûn bir direnç gösterememiştir. Manasını anlamadığı bir dilin ve sistemin şarkısını dillendirirken kendi şarkısını unutmuş ve hafızasını yitirmiştir.

İmparatorluk bakiyesi olan Türkiye açısından bakarsak, bugün de Avrupa tehdidinden emin olmak, Balkanlarda barış içinde yaşamak, Batıdan gelecek tehlikeleri bertaraf etmek, kendi iç barışını korumak istiyorsa bunun yolu; yüzünü Ortadoğu’ya dönmekten geçer. Zihinsel ve duygusal açıdan oradan kopmamaktan geçer. Ortadoğu’daki gelişmeleri ihmal etmeden en küçük olayları bile ciddiyetle değerlendirmekten geçer.

Ortadoğu Türkiye’nin güvenliği açısından yaslanılacak sağlam duvar, yanında huzurla uyuyacağımız güvenli ana kucağıdır. Tarihsel süreçte insani, dini, kültürel, ekonomik ve psikolojik bağlarla birbiriyle bütünleşmiş ve kaynaşmış bir üst varoluş ve birbirinin doğal uzantısı olan coğrafi bütünü temsil eder. Can güvenliğinden barışa, bir arada yaşama kültüründen bağımsızlığa, özgürce hayata ve dünyaya katılmaya değin, her yönden “bir”dir. Birey, toplum ve değerlerin korunması ile devlet telakkilerinin gerçekleştirilmesine kılavuzluk eden referansların kaynağı olan bütüncül coğrafyadır.

Enver Paşa`nın ziyareti esnasında Ortadoğulu aydınların formüle ettiği `Hilal barışı` sömürü, yağma ve kaosa dayalı ‘Haç’lı düzenine karşılık, İslam’ın Müslümanlarla birlikte bütün din mensuplarına aynı oranda güvence veren sosyal adalete dayalı düzeni, dünya için yeni bir ‘barış düzeni’ olarak tarif edilmiştir. Hilal, dini bir motif olmaktan çıkarılarak, Ortadoğu aydınları tarafından Enver Paşa’nın başarılarına ve bu başarıların yaslandığı İslamcı ve özgürlükçü ruha dayandırılan yeni bir dünya düzeninin adı olmuştur. Bu düzen bugün de Ortadoğu’ya huzur ve istikrar sağlayacak yegâne düzendir. Ortadoğu’nun acılarını dindirecek ve emperyalist Haçlı saldırılarını püskürterek barış yurdu idealinin gerçekleştirilmesini mümkün kılacak dünya idealinin adıdır `Hilal barışı`.

Belağ Gazetesi Enver Paşa’yı karşılarken mısralarında bu hakikati şöyle ifade etmiştir;

Ey Osmanoğlu! Gazanfer bir kalple daima ileri doğru hareket et
O’nu kendine öz olarak seçip yücettin
O, ayın gölgesi ile hilali bildi.

Enver Paşa’nın bugüne de ışık tutacak anlamlar ve işaretler içeren bu tarihi Ortadoğu seyahati, Halep’ten sonra Cebeli Lübnan, Beyrut, Dımeşk ile Kutul Amare zaferinin yaşandığı Filistin ile Kudüs’ten sonra son durak olarak Mekke-Medine ziyareti ile noktalanmıştır.

Ayşe DOĞU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir