İki Kitap

I

Önce kitabın adıyla ilgili, konuya yabancı olanlar açısından kısa bir not düşeyim. Kitabın adında geçen “Beyaz Ruslar” kavramının günümüz “Belarus ya da Beyaz Rusya” ile ilgisi yok. Bu Beyaz Ruslar, 1917 devrimi sırasında Kızıl ordunun muhalifi olan, yani Bolşeviklerin karşında, yer alan grup ve orduyu tarif eden bir kavram. Rusya’da ya da o zamanın tabiriyle Sovyetlerde, devrim bir günde olmadı. Uzun savaşlar, acılar, göçlerin yaşandığı bir dönem.

Bolşeviklerin karşısında muhalif olan, ilk başta batılı devletlerin silah ve cephane ile desteklediği Beyaz ordu, bir süre başarılı gibiydi, ancak daha sonra da yenildi. Onlar da canlarını kurtarmak için vapurlarla İstanbul’a sığındılar. Diğer taraftan kitabın adında geçen “Esir Şehir” ise, o dönemin İstanbul’u. Bildiğiniz gibi 30 ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi sonrası, İstanbul adım adım İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu işgal yaklaşık 4,5 yıl sürdü…

İşte bu İstanbul’a kaçan, sığınan, gelen Rusların acıklı öyküsünü bu kitaptan okuyabilirsiniz. O dönemde rivayetlere göre 100.000-300.000 arası RUS ülkemize, İstanbul’a geldi. bunların yaklaşık 70.000’in Beyaz Ordu mensubu. (İhtilaf devletleri daha sonra bu 70.000 askeri Milli mücadeleye karşı da kullanmak istediler). Diğerleri ise en soylu zengin Ruslardan tutun, fukara Ruslara kadar her sınıftan insandı. Hatta bazıları etnik Rus bile değillerdi. Musevi, Rum, Kalmuk gibi diğer gruplara mensup insanlar vardı. (Don Kazaklarını hangi gruba sokarsınız bilmem)..

İşte bu sığınanlar ciddi sosyolojik sorunlara da yol açtı. Sadece dikkat çekici olması nedeniyle tek birinden söz edeyim: “HARAŞO” kavramı ilginç bir yer tutar o dönemim gazetelerinde; konu biraz da magazin içerir. Gelen Ruslar, özellikle Beyoğlu’nda çok sayıda lokanta, eğlence yerleri açar. Burada da Rus kadınlar garsonluk yapar, çalışır. Bizim erkekler de bu kadınlara para döker bu durum kadınlarımızı rahatsız eder. Rus kadınların sınır dışı edilmesi konusunda dilekçeler yazılır. İşte bu güzel Rus kadınlar “HARAŞO” olarak anılır. (Hani bir ara “NATAŞA” kavramı ile ülkemizdeki Rus kadınlar aşağılanırdı ya onun gibi, ancak bu 100 yıl önce) 

O dönemin gazetelerinde konuyla ilginç karikatürler yer alır. En ciddi gazetelerde bile magazin boyutunda makaleler yazılır Bu çalışmada o dönemin bir tasviri olarak çok iyi yapılmış, belgelerle konu detaylandırılmış. Yani tarihe meraklı olanlar için ilginç kolay okunan bir kitap.

Not: Aynı konu ile ilgili olarak geçen yıl bu zamanları Hakkı Süha Sezgin’in “İşgal Günlerinde İstanbul” isimli kitabını anlatmışım ve o kitapta konunun detayını merak ettiğimi ifade ederek ve şu notu iliştirmişim; “… bu Ruslara ne oldu? Bu konuda bir araştırma, bir çalışmada yapıldı mı, bir eser tez yazıldı mı? Merak ettim. İstanbul İşgalden kurtulmadan evvel bu yüz bin Rus batıya mı göçtü, ülkelerine geri mi döndü? Bu konuda hiç bir bilgim yok, eser tavsiyeleriniz olursa mutlu olurum”… Evet bu konuda bugün anlattığım kitapta epey bilgi edindim detay buldum. Meraklılarına tavsiye ederim.

II

Ekim devrimi sonrasında, ülkemize gelen “Beyaz Rus” olarak bilinen mülteci akını konusuna epey taktım son günlerde. Bu kitabı uzun uzun anlatmayacağım, çünkü baskısı yok ve ben kitabı yayınevine giderek kıyıda köşede kalmış olanını aldım. geçtiğimiz hafta içinde bitirdim. Konunun Rus tarafından detaylı anlatımı bu eserde var.

Konu hakkında “göçün 100. yıldönümü” nedeniyle bazı çalışmalar yapıldığını duydum, bu konuda makaleler kitaplar çıkabilir. Mütareke dönemi üzerine okurken bu konuya denk gelip meraklanınca araştırıp kitap keşfine çıkmam iyi oldu. Epey merakımı giderdim. Hatta bugün bir kitap daha keşfettim (ki sanırım başka yok), listeme aldım ısmarlayacağım.

Aslında bu konuda Türk-Rus yapımı filmler de diziler de çekilebilir ve iki dilden piyasaya sunulduğunda çok da ilgi çeker iki ülkede de. Ekim Devrimi sırasında, ülkeden kaçanlar sadece İstanbul’a gelmedi. Gelibolu ‘da da o göçün hikayeleri ve izleri var. Doğu sınırımızdan da gelenler oldu, Kars ve çevresine.

Hatta Rusya’nın, (yani dönemin SSCB), sınırdaki muhaliflerin sınır kentlerimizde barınmasına karşı çıkıp diplomatik atak başlatması da var tarihimizde. Çok çok acı ve ilginç hikâyeler var ve bunlardan sinema, dizi, roman üretilebilinir zannımca.

Kartal YOLCU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir