İslam’ın Parlak ve Dahî Bir Temsilcisi Olarak Thomas Bauer ve Müphemlik Kültürü

Maksadım gırgır, şamata, alay veya ironi değil ancak birilerinin nezdinde Müslümanlar yeni bir Kaptan Custo veya Yusuf İslam vak’ası ile karşı karşıya kalabilirler, Bauer nam yazarın ihtida ettiğine dair herhangi bir veri de yokken.

Geçen sene hatırlanacaktır, Batı ve modernizm eleştirisi adı altında güya İslam’ın geleneksel “teşekkülünü” müdafaaya çalışan ama böylelikle aklınca esaslı bir İslamcılık ve İslamî devlet eleştirisi yaptığını zanneden Wael B.Hallaq nam Filistinli Hıristiyan bir entelektüelin “İmkansız Devlet-Modern Çağda Bir İslam Devleti Niçin Mümkün Değildir?” unvanıyla Türkçeye tercüme edilen telifini de tenkid etmiştim.

Kabul etmek lazımdır ki, Thomas Bauer’in Müphemlik Kültürü ve İslam- Farklı bir İslam Tarihi Okuması adıyla çevrilen kitabı şayet emsali nâ-mesbuk bir ustalıkla yerleştirilmiş dinamitleri tespit edilmezse yazarın İslam kılıcını küffara sallayan bir Mücahid sıfatıyla tavsif edilmesi çok zor olmayacaktır. Ancak her şeyden evvel kitabın tercümesiyle ilgili birkaç şey söylemeyi muvafık buluyorum. Mütercim Tanıl Bora, bu tercümeyle birçok tercüme ödülünü hak etmiştir. Bazı zorlama kelime ve kavram takdirleri dikkate alınmazsa bir “ilahiyat hocası” titizliğiyle ve hassasiyetiyle hareket ettiğini söylemeliyiz. İletişim Yayınlarının bazı tercümelerinde mütercimler metinleri öyle zorluyorlar ki kitabı kaldırıp fırlatasınız geliyor. Uydurma kelime kullanmayı itiyat hatta itikat ittihaz edinmiş bazı isimlerin tercüme ettikleri eserlerin değil künhüne, esasına, mesajına, muhtevasına ve mevzuuna bile hâkim olmadıklarını söyleyebiliriz. Zorlanan biri eseri anlamamış demektir. Anlayan zorlanmaz. Tanıl Bora, müellifin meramına bihakkın nüfuz ettiği için okumayı ziyadesiyle teshil eden bir tercümeye imza atmış. Ben aynı lezzeti Murat Belge’nin çevirilerinde de buluyorum. Murat Belge de tercüme mi yapıyor yoksa nefis bir edebî eser mi telif ediyor pek anlaşılmıyor.

Gelelim esere…Yazar kısaca ve özet olarak diyor ki, kısa bir Rönesans dönemi sayılmazsa Avrupa-Batı Hıristiyanlık tarihi, İslam tarih ile kıyaslandığında din, inanç, kültür, mezhep, fert-toplum-yerli/yabancı toplulukların münasebetleri (milletler-devletler) bakımından İslam ve Müslümanlar müsamahalı, daha insanî, Batılı Hıristiyanlar, mezhepler, devletler, milletler müsamahasız, insafsız hatta vahşidir. Öyle ki Batılılar hakikati tek ve mutlak mütalaa ettikleri ve bunun evrenselliğini müdafaa ettikleri için kendi iç dönüşümlerine paralel olarak bunu dünya ölçeğinde de tatbik etmek istemişler ve neticede modern dönemde istinat ettikleri silah ve bilgi gücüyle bunu İslam toplumlarına da kabul ettirmişlerdir. Mesela İslam ülkelerinin Batıcı laikleri ve İslamcıları farklı çıkış noktalarına sahip olsalar da Batı’nın ve modernizmin gönüllü uşaklarıdır. Halbuki İslam tarihi, müphemlikle yani çeşitliliğe müsamaha telakkisiyle bu çeşitliliklerin (aslında farklılığın) yan yana yaşamasına, çatışmaları halinde dahi birinin diğerini yok etmesine izin vermemesiyle ruhla, insanlarla, toplumla, tabiatla barışık bir hayatı ittihaz ve idame ettirmiştir. Ahhh bu Batılı Hıristiyanlar yok mu? Modern dönemde ellerine geçirdikleri güçle her yeri işgale başlamış, neticede evrensel olduğuna inandığı kendi mutlak hakikat telakkisini dikte etmiş, böylelikle İslam toplumlarında geleneklerini ve tarihlerini kötüleyen, bilerek veya bilmeden Batılı paradigmayı doğru kabul eden insanların oluşmasına yol açmıştır. Batı her türlü tekçi-evrenselci-dayatmacı hakikat anlayışının menbaıdır. Mesela cinsellik Batı’da uzun müddet tabu olmuş, farklı cinsel ilişkiler yasaklanmış, hatta evlilik bile zevkin değil salt üremenin, neslin devamının vasıtası olarak dayatılmıştır. Ancak İslam dünyasında “cinsellik” tabu değildir, katı kurallara sahip değildir. Batı tarihinde eşcinsellik bir felakettir; batı paradigma değiştirdiğinde de aynı tekçi-mutlakçı görüş kalıbını muhafaza etmiştir. Modern çağda eşcinsellik hastalıktır, kişilik bozukluğudur ancak İslam tarihi eşcinselliği müphemlik kültürü ile meşru görür bir tarzda müsamaha ile karşılamıştır. İslam ülkelerinde eşcinselliğe düşmanlık Batı merkezlidir yoksa zinada olduğu gibi eşcinselliğe düşmanlık da İslam tarihinde görülür bir şey değildir. İslam esasında bariz bir yasağı bile ispatını çok zor şartlara bağlayarak meşrulaştırmamış olsa bile müphemleştirmiştir.

Yazar Kur’an’ın kırat farklılığı ve kelimelerin eş ve zıt anlamlılığı, hadislerin farklılığı, mezheplerin farklılığı, din-devlet ilişkilerinin tabiatı hususunda birçok makul ve makbul bilgi, tespit ve delil yanında müthiş bir indirgemecilik ve seçicilik de yapıyor.

Seçicilik maalesef yazarda yer yer ince bir “ilmî ahlaksızlık” halini de alıyor. Mesela İslamcılığı eşitlediği Selefilik akımı ile ilgili Suudlu yarım akıllı birini “numune” olarak ele alıyor. Temsil gücü yüksek metin, ait olduğu geleneği düzgün, yüksek kalitede, aslî kaynaklarla uyumlu ve ciddî bir yaygınlıkta temsil eden metin demektir. Mezkur ilmî ahlaksızlık zaten çoğu çalışmalarda art niyetlilik olarak da tezahür ediyor.

Laik, seküler, Hıristiyan herkes bilhassa da Oryantalistler Müslümanlara akıl verirken “aman ha siz Siyasal İslamcılıktan, İslamcılıktan geri durun, İslamcılık demek Selefilik demektir, Selefilik Suudi Arabistan demektir, IŞİD demektir, kadınları cariye yapmak demektir; siz İslam tarihindeki ana çizgiyi devam ettirin” diyor. Bauer gibi akıllı Oryantalistler de “yahu siz bakmayın biz Batılılara, aslında biz dünyayı perişan eden çok kötü insanlar topluluğuyuz; sizi, medeniyetinizi, kültürünüzü, topraklarınızı, insanlarınızı perişan ettik, sakın bu gücümüze bakarak bizim kültürümüzün de evrensel mutlak hakikati ifade ettiğine inanıp bizi taklide, modernizmin iğvasına kapılıp bizim taktiklerimizi tatbike çalışmayın. Sizin dininiz, tarihiniz, dininizle uzak veya yakın ilişki içinde olan kültürleriniz bizden daha iyi, siz onların kıymetini bilin” filan diyor.

Bauer, İslam’a, İslam tarihine, Müslümanlara, tepeden inmeci, tahkir ve tezyif edici değil takdir edici hatta tasvip edici bir tarzda yaklaşıyor. Akıllı adam, aksi halde bizim entelektüel görünme heveslisi, İletişim, Metis kitapları okuyarak entelektüel camiaya dahil olacağını zanneden hevesliler müsillü Müslümanlara hitapta zorlanır. Bauer’in kitabına kıymet atfedilecek olsa Batı’da insanların Müslüman olması için sıraya girmesi, toplu ihtida ihtifallerinin ihzarı icap ve iktiza ederdi.

Bauer bazı meselelerin şüpheye davetiye çıkardığını bildiği için bunu eşzamansızlık mefhumu ile aşmak ister. Mesela Batı modern tarihle birlikte eşçinselliği kişilik bozukluğu görüp ona göre sert tavır göstermiş, Müslümanlar yani gerçekte İslamcılar ise Batı’nın bu ahlak telakkisini ve izah tarzını transfer ve taklit etmiş, ve de eşcinsellere tarihte olmadığı bir şekilde sert tavır sergilemiştir. Ancak Batı’da düşüncenin başka bir şekil almasıyla eşçinsellik normal görülmeye başlanmış fakat İslam dünyasında düşünce değişimlerini geriden takip etmenin tevlit ettiği eşzamansızlık sebebiyle eşcinsellik kötü görülmeye devam etmiştir. Yani Batılı Hıristiyanlar bir dönem İslam dünyasını ve Müslümanları eşcinselliğe müsamaha gösterdiği, sert cezalandırmalara gitmediği için doğaya aykırı cinsel yönelim sahibi olarak görüp hakaret etmiş, küçümsemiş kendi tekçi-mutlak hakikatçi cinsel telakkisini dikte etmiş fakat kendisi eşcinsel ahlakı dikte ettiği İslam dünyasını, kendisiyle beraber, bunu eşzamanlı olarak normal bulmadığı için iffetfuruş bir yaklaşımla yine tekdir ve takbih etmeye devam etmiştir. Kısaca Batılıların görüşleri zamanla değişiyor ama tekçi-mutlak hakikatçı kalıpları hiç değişmiyor. Oysa İslam tarihi müphemliğin, hoşgörünün, yan yanalığın tarihidir. İslam tarihinde hiç kimse yan yanalığı bir tehdit ve tehlike olarak görmemiştir. Bu sebeple cinsellik gibi yabancı düşmanlığı da olmamıştır.

Yazar neticede Batı’nın eriştiği “demokratik olgunluk” ile ilgili kimi sert eleştiriler yapıyor görünse de ironik bir şekilde son aşamayı doğru buluyor ve İslam dünyasının da bu seviyeye gelmesi için onlara yardım edilmesi gerektiğini söylüyor. Haydaaaa Atilla Mayda! Al sana bir kaya nereye dayarsan daya!

Yazar ara sıra kurnazlığın şahikalarında dolanırken Helmut Schmitd gibi bazı isimlerin İslam’ın bugünkü Batılı değerlerle uyuşması için olunması ve yapılması gerekli bazı özelliklerden, atılımlardan, kararlardan uzak kaldıkları/oldukları yönündeki tenkidlere güya çok güçlü argümanlarla karşı çıkıyor görünürken rafine bir şekilde şunu söylüyor: İslam temelinde Batılı değerlere uyumlu bir yapıdadır ve hatta buna oluşumunda (belki de) doğuşunda sahiptir. Yani yazar bugünün Batılı değerlerini has İslamî değerler olarak görür.

Bauer, görüşlerini profesyonelce, incitmeden, ipincecik çizgide iz bırakmadan yapmaya çalışıyor.

Kusura bakmasın, avucunu yalar!

Thomas Bauer

Not:

1- Bauer, modernizm, Selefilik, İslamcılık ve hatta tarihselciliği bir potada eritiyor. Tarihselcilik de neticede İslam’daki müphemlik kültürünü yani çok anlamlılığı, çok-renkliliği, müsamahayı reddeden, tekçi-mutlak hakikatçi bir telakkiyi tercih ediyor. Yazar, sağolsun bir imkân olarak istifade edeceğimiz tarihselciliği de geleneğe düşman, hasım bir pozisyonda konumlandırıyor ve bize siz gelenek içinde oyun oynayın diyor. Zaten yazar kitabın birçok yerinde müphemlikle oyunu eşanlamlı kullanır.

2- Bauer, bizi yanlış anlamasın ama şunu yapıyor: Kurtların yaşam alanına çiftlikler kurulmuştur. Aç kalan kurt, çiftliğin kenarında dolanıyor ara sıra da saldırarak tehlikeli oluyor. Kurt, birçok pusudan yara almadan kurtuluyor. Silahlar, tuzaklar işe yaramıyor. Çiftlik zarar görüyor. Geceleri silah patlaması başka çiftliklerden, köylerden de duyuluyor. Bunlar insanlara rahatsızlık veriyor. Sonunda biri kurt ile düşman değil dost olmayı teklif ediyor. Kurt, çiftlik hayvanlarına saldırmayacak ama ona da ihtiyacı olan verilecek hatta kurt çiftliği de koruyacak. Kurt, neticede çiftlik hizmetçisi yani malı olacak. Biz kurt isek kimseye uşaklık yapmayız Sayın Bauer!

3- Bauer akılsız biri değil. Övüyor, aslanım diyor, siz şöyle yahşisiniz, böyle muhteşemsiniz, sizin dedelerinizin taşakları altı okkaydı, Ümitburnu’nu hatta Amerika’yı bile onlar keşfetti filan diyor. Demese ne olur ki! Müslümanların tarihte bazı ilimlerde yaptığı hizmetleri inkar ancak akılsız bir düşmanın işi olabilir. Överek, takdir ederek, tasvip ederek, okşayarak netice almak, söverek, vurarak, kırarak netice almaktan daha yeğ ve akıllacadır. Bazı işler zaman işidir biraz. Cüneyt Ülsever, 1980 öncesi bazı solcuların fiili banka soyması ile Özal dönemi ile birlikte görülen teknik banka soymalar arasında bir kıyas yapmıştı. 28 Şubat sürecinde banka soyanlar arasında 1980 öncesi silahlı soygunu savunanlar da vardı.

4- Bizim Avrupa ve kültürünün delisi gençler, din yorgunları, internet çağının gençleri Bauer nam şahsı okuyarak çok iyi Müslüman olabilir mi? Zannetmem. İslam ile Batılı değerleri özdeş hale getirmek müphemlik formuyla Bauer’de bir tebliğ değil bir tehlikesizlik mevzuu ve metaforudur.

5- Bauer müphemlik kültürünün oluşumu için ele aldığı kesiti esas olarak tasavvuf, felsefe gibi harici değerlerin transferinin kesinleştiği ve yerleştiği tarihe konumlandırıyor. Mesela tasavvufun vahiy ile bağdaşmadığını Bauer de biliyor ve onu kültür çerçevesinde mütalaa ediyor.

6- Bauer bazen kurnazlığını çok kolay fâş ediyor. Mesela Batı’da hiç mi müphemlik yoktu derken, olmaz mı diyor ve sanatı örnek veriyor. Aslında her şeyin ve medeniyetin menbaı sanattır mesajını vererek… Vay seni gidi kurnaz vay!

İsmail KÜÇÜKKILINÇ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...