Okumak Kendini Bilmek

Sadece  meslek edinmek, para kazanmak için okul bitirmek eğitimli  olmak  demek değildir. Eğitim kişide olumlu, kalıcı, istendik değişim yapmıyorsa orada başka amaç için ezberlenmiş  ve  bu amaca  ulaşılınca okumanın tamamen bırakılacağı bir durum ortaya çıkar. Yani bilgi ezberlerseniz tıpta, okulda, mühendislikte kullanırsınız o zaman para kazanırsınız. Ama kendini, hayatı, dünyayı algılama adına  okuma olmazsa kişinin  içsel durumu tahsil görmemiş birinden farklı olmaz, belki de hiç tahsil görmemiş biri diğer kişiden daha eğitimli de olabilir. Eğitim kavramı resmi okul bitirmekle ilgili dar çerçevede izah edilmez. Eğitim yaşam boyu sürer farklı şekillerde.

Kendini bilmek için okumak ile ekmeğini kazanmak için okumak tamamen ayrıdır. Bu yüzden toplumda nice yüksek tahsilli, iyi meslek sahibi insan en doğal insani yapılarını algılayacak bilgilerle tanışıp insani değerleri, erdemleri  almadığı için sıradan yaşarlar, sokaktaki sıradan insanlardan farklı olmazlar. Hatta o insanlarla idealleri, düşünme biçimleri, tepkileri benzer olur. Meslek edindikten sonra okumayı, gelişmeyi bırakanlar sıradan, basit yaşama dönerken hayatlarında sorunların artmasını engelleyemez. Hatta bir zamanlar  söyledikleri ”Her şey maddiyatın iyi olursa güzeldir” anlayışlarına güler geçerler. Çünkü mutluluğun sadece parayla olmadığını anlarlar. Şüphesiz ki maddiyat gerekli, fakat nitelikli kişisel, ruhsal, sosyal uyum olmazsa -ki bu ancak kendini bilecek istikrarlı öğrenmelerle  mümkün-  insanlar  mutlu olamaz.

Parayla maddeyi alabilirsiniz ama bir insanı, kendinizi anlamak, sevmek için paraya değil bilgiye, erdeme ihtiyacımız vardır. O yüzden para maalesef her kapıyı açmıyor. Nitekim çok parası olup ta bir türlü mutluluğu bulamayan, sorunlar altında ezilen nice insanlar var. Ve günümüzde boşanmaların çoğu ekonomik temelli değil, şiddetli geçimsizlik, anlayışsızlık, merhametsizlik, sadakatsizlikten dolayıdır. Evliliklere kişiler sadece biyolojik  zorunluluk, kendi şahsi  zevklerinin tatmini, kendi değer yargılarının gereği,  ekonomik olarak ayakta  kalma vs. şeklinde baktığı sürece  insanların  sorunlu, zoraki birliktelik  yaşamaları kaçınılmazdır. Nitekim aynı evde yaşayıp da gönülden bağlı olmayan, huzurlu olmayan insanlar kendi yaşam  standartlarını da azaltmakta,  hastalıklara  çabuk  kapılmakta. Bu  açıdan insanlar  ne kadar iyi niyetli olursa olsun niyetlerini doğru bilgilerle, bununla birlikte erdemli davranışlarla  göstermezse kendilerine, başkalarına sorun yaratırlar.

Niyetiniz iyi ama bilgileriniz yanlışsa yanlış yaşayıp acı verirsini çevrenize. Akıldan, bilgiden yoksun sevgi zarar verir belli zaman sonra. Çünkü niyet yetmez, doğru gelişimimiz yoksa, öğrenme isteğimiz yoksa hayatı anlayamayız. Hayat dinamiktir bu hareketli, değişken hayatı bilgilerimiz, öğrenmelerimiz olmadan yönetemeyiz. Bilgi sevgiyle birleşince hayat rayına girer. Parayla karın doyar ama gönüller parayla doymaz, gönüller bilgelikle, sevgiyle,  merhametle doyar. Bizim gibi acılar toplumunda okumanın temel gayesi ekmek kazanmak olunca ruhsal, kişilik gelişimi önem arz etmez. Bu da birçok kaynağı olmasına rağmen,  zenginlikleri olmasına rağmen mutsuz toplum olmamıza neden oluyor.

Kalkınmanın temeli  ekonomi değil; ondan önce  ruhsal,  düşünsel, insani  gelişimdir. Çok paranız da olsa kendi hayatınızın kontrolünü paraya, nesnelerin varlığına bağlarsanız geçici heveslerinizi mutluluk sanabilir, fakat gönül dünyamız sevgisiz, akıl dünyamız bilgisi olduğu sürece asla gerçek huzuru yakalamayız. İnsan tüketerek değil aslında keşfederek, üreterek gerçek huzuru bulur, hayatı anlar. Tüketerek mutlu olmak, sahip olmak içsel değerlerin kaybetmiş insanların yapay mutlu olma sürecidir. Bu noktada içsel değeri azalmış  kişi zengin de olsa fakir de  olsa  benzeri  sıkıntıları yaşayabilir.

Kitap okuma alışkanlığıyla ilgili o toplumun geçirdiği siyasi süreçler, gelenekleri görenekleri, başka toplumlarla etkileşimi, ekonomik faaliyetlerini belirleyen süreçler, bunların etkisiyle oluşan genel zihin haritası ve toplumun karakteri onun bilgiye dolayısıyla kitaba olan ilgisini belirlemekte. Şüphesiz bizim gibi günde ortalama 20 saniye okuyan toplum için okuma alışkanlığı içsel güçlü odaklanmaya, motivasyona, meraklı keşfedici olmaya bağlıdır. Çocukluktan itibaren ekonomik kaygılar, siyasal endişeler ve bunların etkisiyle sürekli fizyolojik ihtiyacı için yaşayan, kimseye muhtaç olmama adına gizli bir güvensizlikle tek dersi ekmeğini kurtarmak olan toplumumuzda okumak gibi üst düzey eylem ancak diploma almakla kendini göstermekte.

Ayrıca siyasal istikrarsız içinde olan, batı tarafından izole edilen, manipüle edilen toplumda insanlar endişeli, güvensiz olunca haliyle tek derdi yaşamda kalmak oluyor. Bu yüzden diploma alınca, işe girince çoğu insan artık okumuyor. Edindiği çevresel, dogmatik etkenlerle siyasi görüş, yaşam felsefesi oluşturmakta ve bunun fikri temeli zayıf olmakla beraber derininde ego, nefret barındırmakta. Teorik ve fizyolojik olarak okumak kolay görünse de toplumun genel değerleri doğuştan var olan merak, sorgulama, keşfetme arzusunu öldürüp yerine sadece güvende olma, karnını doyurma şeklinde fizyolojik gereksinimlere yer vermekte. Böylece konfor içinde yaşayan mutsuz, endişeli kitleler oluşmakta. Bunun yanısıra Ortadoğu ülkeleri -Türkiye dahil- batı gibi Reform, Rönesans, Aydınlanma çağı yaşamadığı için haliyle toplumsal, kitlesel boyutta üst bilince sahip değil; bilgi- bilinç- kitap-mutluluk arasındaki bağıntıyı kuracak sosyal etmenlere sahip değil.

”Çok meraklı olma başına iş gelir” denen toplum algısında merak gider yerine hurafe gelir. Sınavlar açık uçlu olmalı, bugün Avrupa’da, Rusya’da sınavlar genel olarak açık uçlu yapılmakta. Ezber bilgi yanında kişinin yorumlama, kavrama, sentez düzeyinde bilgisi ölçülmekte. Açıkçası siyasi, ekonomik istikrarı olmayan tüm ülkelerde okuma oranı düşük. Okullardaki müfredat maalesef genel olarak ezbere dönük. Öğrenciler kompozisyon yazamıyor. Hatta hatırlayanınız varsa geçen seneki LYS vs sınav birincilerin adını? Hangisi bilim adına faaliyet yapmakta geçmişte olanlar? Çoğu bir fabrikada belki ya müdür olmuştur veya ABD kariyer sonrası yüklü maaşla iş yapıyordur. Eğitim sisteminin değişimi o toplumun genel algısının, kültürel donanımın pozitif değişmesiyle mümkün. Ama toplumların bilinç evrimi ha demeyle olmuyor, zaman istiyor.

Bu zamanda bilgi çok ama bilge yok. Kitap pahalı olduğu için değil zihinler fukara olduğu için okunmuyor. Hakikatler kitaplarda olduğu halde onları kitap okumayanlarda aramak büyük gaflet. İnsan isterse kendisini esir de eder vezir de. Bilgisiz olmaya devam ettikçe olaylara, insanlara anlam verememeye devam edeceğiz. Toplumda okuma alışkanlığı olmadıktan sonra diğer değerlerin, kimliklerin, inanışların kalitesini tartışmanın anlamı yoktur.

Bilgisiz kalmak kişinin hem kendisine hem de  başkasına olan sorumluluğunu yitirmesidir. Cahilliğin iyi yani kişinin cahil olduğunu bilmemesi, olumsuz yanıysa kişinin her yaptığını doğru sanmasıdır. İletişimde empatik yaklaşım sunamazlar nitekim sermayesi bilgi olmayanın tepkisi nefret olur.

Bir kere toplumdaki insanların bakış açısı ve fikir dünyası daraldıkça okuma azaldığı gibi okuyanlar da yüzeysel, nabza göre şerbet veren kitaplara yönelmektedir. Nasıl ki her besin insana yararlı olmadığı gibi her eser de kişiyi geliştirmez, yüzleşmeyi sağlayıp kendisine getirmez. İlim irfan insani insan ediyordu;  kişinin yediği giydiği, gösterişi değil. Kitaptaki teorik bilgiler gerçek yaşamın koşullarıyla tamamlanmadıkça yaratıcı düşünme gelişmeyecektir. Teoremi ezberlemek yeni bilgi öğrenmek değil, bilineni tekrar etmektir.

Okumak en güzel isyandır.
Kitap yitik cennetin adresidir.
Okumak batıla, hurafeye, sevgisizliğe, ötekileşmeye, boşluğa, anlamsızlığa,ayrışmaya en güzel ilaçtır.
Okumak teselli bulmaktır.
Okumak güzelleştirir, güzelleştirirken de daha da çok okutur.
Okumak karanlığa meydan okurken ruhlara can olmakta derinden, coşkuyla.
Kitap çağlar öncesinden gelip çağa tanıklık yapandır.
Kitap insanı medeni yaparken verdiği bilinçle topluma nefes aldırandır.
Kitap kişiyi kendisiyle barıştırır ve enerjisiyle hayata renk katar an be an.
Okumak varlığımızla, özümüzle buluşmanın eşsiz adresidir.
Okumak neşeli bir çocuktur, usanmadan sevebileceğimiz.
Kitap, uykudan uyanışa geçmenin, illuzyondan hakikate erişmenin eşsiz adresidir.
Okumak serin akan bir şelaledir, tüm güzelliyle can suyu olan.
İyi kitap, okunduktan sonra başka kitapları da okumaya yönelten kitaptır.

Halil KIRIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir