Omelas Nere Hemşerim?

Omelas, aykırı bilim kurgu yazarı Ursula K. Le Guin’in bir öyküsü. Gülün Günlüğü kitabından. Öykünün tam ismi “Omelas’ı Bırakıp Gidenler”. Bilim kurgu denildiğinde aklımıza sadece  metal fetişizmi ve uyduruk  uzay maceraları, Star Wars  ve türevleri geliyorsa Ursula K. Le Guin okuyabileceğimiz bir yazar değil asla. Ama eğer felsefi bir derinlik ve bilim kurgunun teolojisini  arıyorsak ilk okunacaklar sırasına koymamız gereken bir yazardır Ursula K. Le Guin.

Omelas, bir hayal beldesi. Öykünün ana fikri Hristiyan inancındaki ‘günah keçisi’ mitosu. Öykünün ön bilgisini şöyle ortaya koyar yazar. “Oturup bir öykü yazmaya başladım, çünkü içimden öyle geliyordu. Kafamda “Omelas”  sözcüğünden başka bir şey yoktu. Bir karayolu levhasından geliyordu bu. Salem’in tersten okunuşu.  Salem eşittir selam, eşittir Barış. Melas. O Melas.”

“Omelas evvel zaman içinde, çok eski zamanlarda kalmış bir masal kentini andırıyor. Belki de en iyisi onu kendi düş gücünüzle kurmanız, düşlerinizin gerçek olduğunu varsaymanızdır. Omelas’ın insanları mutlu, mutlu olsalar da basit insanlar değiller. Mutluluk , gerekli olan ile gereksiz ama zararlı olmayan ve zararlı olan arasında doğru bir ayırım yapılmasına dayanır. Bu şehirdekiler gereksiz ama zararsız şeyler, konfor, lüks, gösteriş, vesaire merkezi ısıtma sistemleri, metroları, çamaşır makineleri ve burada henüz icat edilmemiş her türden harika araçları, uçuşan ışık kaynakları, yakıtsız güç kaynakları nezleye karşı çareleri olan insanları” barındırmakta. Bütün bunlar bu büyülü kentin görünen bir yüzü. Bir de görünmeyen bir yüzü var bu kentin, bir ayrıntı.

“Omelas’ın güzel kamu binalarından birinin bodrumunda, belki de ferah evlerden birinin mahzeninde bir oda var. Kapısı kilitli penceresi yok. Odada bir çocuk oturuyor.” Ayrıntıları öyküde saklı. “Hepsi, Omelas’ın tüm insanları onun orada olduğunu biliyor. Bazıları görmeye geliyor, diğerleri orada olduğunu bilmekle yetiniyor. Orada olması gerektiğini biliyor hepsi. Bazıları nedenini anlıyor, bazıları anlamıyor; ama hepsi de farkındalar ki mutlulukları, kentlerinin güzelliği, dostluklarının sıcaklığı, çocuklarının sağlığı, alimlerinin bilgeliği, zanaatkarlarının ustalığı, hatta hasatlarının bolluğu ve göklerinin berraklığı tümüyle bu çocuğun dayanılmaz sefaletine bağlı.” Ama kimsenin yapabileceği bir şey yoktur. Koşullar sert ve kesindir. “Yapacakları her iyilik tek bir insanın mutluluğu uğruna binlerin mutluluğunu fırlatıp atmak olarak” değerlendirilecektir. Omelas’ın mutluluğu ve huzuru için günah keçisi lazımdır ve günah keçisi de o bodrumda sefaletin  içerisinde yaşayan çocuktur.

Öykünün özetinden çok öyküden alınan geniş alıntılardan müteşekkil bir yazı oldu bu. Yine öykünün sonuç bölümünden uzun bir alıntıyla bağlayalım yazıyı. “Zaman zaman, çocuğu görmeye giden ergen kızlar ve oğlanlardan biri ağlayarak  veya hiddetle dönmez evine. Daha doğrusu evine dönmez. Kimi zaman daha yaşlı bir adam ya da kadın bir-iki gün susar kalır, sonra evini terk eder. Bu insanlar sokağa çıkar, sokakta bir başlarına yürürler. Yürüdükçe yürürler ve güzel kapılardan Omelas kentinin dışına çıkarlar. Omelas’ın tarlaları boyunca yürür dururlar. Gittikleri yer belki de yoktur. Ama nereye gittiklerini biliyor gibiler Omelas’ı bırakıp gidenler.” 

Fadıl KARLIDAĞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir