Tahsin Paşa’nın Yıldız Sarayı Hatıraları

Tarihimizde en fazla tartışılan isimlerden biri de II. Abdülhamid Han’dır desek abartmış olmayız sanırım. Aynı zamanda kendi gerçekliğinden kopartılarak Ulu Hakanlıkla Kızıl Sultanlık sarkacına da hapsedilmiş biri… Hakkında birçok kitap yazılmış olmasına rağmen en az tanınan tarihi kişilik de diyebiliriz. Hayatı hakkındaki kaynaklar arasında ciddi tutarsızlıklar söz konusu. Ya abartılmış ya da yerin dibine batırılmış.

Sultan Abdülhamit Osmanlı’nın 34. padişahı. Hükümran olduğu dönem Osmanlı’nın en zor dönemlerinden biri. İmparatorluk dağılma sürecine girmiş, İlk sırada Balkanlar’da olmak üzere isyanlar başlamış, Rusya’yla yapılan 93 Harbi kaybedilmiş. Bu savaşa çok hazırlıksız ve dağınık bir şekilde giren Osmanlı sonuçları çok vahim bir yenilgi yaşıyor. Azınlık ayaklanmaları, İngiltere, Rusya gibi emperyalist devletlerin topraklarımız üzerindeki emelleri, gayri Müslümlerin emperyal devletlerin tazyikiyle hak ve hürriyet istemeleri, milliyetçilik akımlarının etkisiyle imparatorluğa bağlı farklı milletlerin bağımsızlık istekleri, Ermeni olaylarının baş göstermeye başlaması, Yahudi Devleti kurulması dönemin başlıca zor ve sıkıntılı olayları. Bütün bu olumsuzluklara rağmen bir taraftan da Osmanlı’nın kendini toparlamak için modernleşme sürecine girmesi; askeriye başta olmak üzere eğitim, sağlık, hukuk, bürokrasi alanlarında yenileşme çabaları da söz konusu. Bir yanda tarım toplumu mantalitesinin egemen olduğu emperyal Osmanlı’nın tarihten çekilmesi ve diğer yanda bu yıkımdan, bu bünyeden el yordamıyla yenileşerek çıkmaya çalışan bir gayretin varlığı… 

31 Ağustos 1876’da tahta çıkan Abdülhamit 31 Mart vak’asından sonra 27 Nisan 1909’da tahttan indirildi. 33 yıllık zor bir dönemde zor bir hükümranlık. Yukarıda bahsettiğimiz modernleşme çabaları Rumeli Demiryolu, Anadolu Demiryolu, Bağdat Demiryolu, Hicaz Demiryolu projeleri, telgraf sistemi kurulması, Hukuk Fakültesi açılması; sanat, ticaret, inşaat mühendisliği, veterinerlik, tarım ve dil okullarının açılması vb. gösterilebilir. Osmanlı’nın sosyo/ekonomik/kültürel alanda kabuğunu kırma dönemleri… 

Bu girişin ardından II. Abdülhamit’in Mâbeyn başkâtiplerinden Tahsin Paşa’nın “II. Abdülhamit ve Yıldız Hatıraları” adlı hatıralarının yer aldığı kitabı ele alacağız. Mâbeyn başkâtibi sarayın yazı işlerini idare eden kurumun başkanıdır. Mâbeyn dairesinde padişahla sadrazam arasındaki haberleşme sağlanır ve yazı işlerine bakılırdı. Padişahın halk ve Bab-ı Âli ile ilişkilerini yürütmek, protokolü düzenlemek gibi işler de burada çalışanların göreviydi. II. Abdülhamit döneminde devlet yönetim Bab-ı Âli’den ziyade saraya kaydırıldığı için Mâbeyn dairesinin önemi çok artmıştı. 

Tahsin Paşa II. Abdülhamit döneminde 1894-1908 yılları arasında Mâbeyn dairesinde başkâtip olarak görev yapıyor. Hem Osmanlı’nın son dönem önemli bürokratlarından hem de Sultan Abdülhamit’e çok yakın isimlerden. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, sır saklaması ile tanınması dolayısıyla başkâtipliğe getirilmiş. Tahsin Paşa’nın hatıraları çok önemli. Sultan II. Abdülhamit’in hükümdarlığının son anına kadar on dört yıl görev yapıyor. Paşa’nın hatıraları 1930-31 yılları arasında Milliyet gazetesinde tefrika halinde yayınlanıyor. Daha sonra 1931’de Muallim Ahmet Halit Kitabevi tarafından kitap olarak da yayınlanıyor. İlk yayın zamanlarında ve kitapta birçok sıkıntı söz konusu. Arapça kaleme alınan hatıralar dil devrimiyle birlikte yeni Türkçe harflerle yayınlandığında önemli hatalar ortaya çıkıyor. Hatırat sahibi öldüğünden düzeltecek kimse de bulunmuyor. Milliyet de yayınlanan tefrikadaki yanlışlar kitaba da giriyor. Ermenilerin gerçekleştirdiği “Sason Ayaklanması” “Samsun Ayaklanması” olarak kaydedilmiş.

Tahsin Paşa’nın hatıraları Yüksel Kanar Bey tarafından yeniden düzenlenerek, tadilat edilerek titiz bir gayret sonucunda Kapı Yayınları tarafından “II. Abdülhamid ve Yıldız Hatıraları” adıyla bu yıl kitap olarak yayınlandı. Yüksel Bey’in emekleriyle eksiksiz, gözden geçirilmiş metin okuyucuyla buluştu. Kitap okuyucuyu sıkmadan, yormadan okunuyor. Titiz çalışma kendini hissettiriyor.

Tahsin Paşa “hatırat” demiyor yazdıklarına “hatırladıklarım” diyor. Gayesini, yaşamış olduğu yıllardaki gelip geçmiş olayları, şahit olduğu meseleleri hakikat doğrultusunda tespit etmek ve Abdülhamid dönemini yazacak tarihçileri az çok aydınlatmak olarak açıklıyor. Paşa yaşadığı zamanlarda Abdülhamid döneminin yeterince araştırılmadığını, ciddi ve tutarlı çalışmaların ortaya konmadığını, bütün yayınların her türlü tarihî ve ilmî kıymetten yoksun, masal türünde yazılar olduğundan bahsediyor. Hatıralarını yayınlarken de, hiç kimsenin telkin ve tesirinde kalmadığını, kimseye saldırı ve tecavüz kastının olmadığını belirtiyor. Aynı zamanda duyguları ve kişisel kırgınlıkları öne çıkarmaktan uzak durduğunu, nefsini her türlü küçüklükten muhafaza etmeye çalıştığını söylüyor.

Hatıralar Tahsin Paşa’nın saraya nasıl ve hangi şartlarda girdiğini anlattığı bölümle başlıyor. Başkâtip Süreyya Paşa’nın yerine tayin ediliyor. Saraya çağrılarak yirmi dört saat bekletiliyor. Bu sarayda görev alacak herkese yapılan bir muameleymiş. Bu süre içerisinde aynı zamanda görev verilecek kişi hakkında tahkikat da yapılıyormuş. Tahsin Paşa’ya Sultan Abdülhamid görevini tebliğ ederken, “sizi kendim seçtim” diyor. Yani benden başka referansın, dayanağın, himaye göreceğin, sığınacağın başka kimse yok diyor.

Paşa: “Başkitâbet Dairesinin görevi, Hükümdar’la resmi daireler arasında tebliğ ve tebellüğe aracı olmaktan ibaretti. İkinci kâtip, Başmâbeynci, Mâbeynciler, özel şifre kalemi aracılıklarıyla Hünkâr’a arzolunan bazı işlemlerle, bendegân ismini taşıyan kimselerin aracı oldukları jurnaller müstesna olmak üzere bütün remi maruzatlar başkitâbet kanalından geçer, burada kaybolunarak Hünkâr’a takdim olunur, gerek bunların cevapları, gerek doğrudan verilen Padişah iradeleri bu daireden gerekenlere tebliğ edilirdi.” diyerek görev alanını tanımlıyor.

Hatıralarında Tahsin paşa en çok Sultan Abdülhamit’in vehminden bahsediyor. Sultan’ın vehmi yaradılış gereği olmasının yanında etrafındaki insanlar tarafından da besleniyor. Yaradılış gereği olan bu vehim çevrenin etkisiyle normalin çok üstüne bir dereceye ulaşıyor. Babası Ona her zaman benim vehimli evladım dermiş. Sultanın kardeşi Murat Efendi de sürekli şakalar yaparmış. Bu şakalar Abdülhamid’in vehmini tahrik edermiş. Padişah’ın bu vehminin fakında olanlar buradan çıkar sağlamak için sürekli tahrik ve teşvikte bulunmuşlar. Tahsin Paşa: “Sultan Hamid’in tarihini yazanlar, onun kusur ve kabahatlerini tespit ederken bütün bu kusurlu ve kabahatli işlere yönelten vehmin, kaynak ve temeli konusunda araştırma yapmadan değerlendirecek olurlarsa hatalı yoldan gitmiş olurlar. Sultan Hamid’i etrafındaki adamlarla, sadrazam ve bakanlarıyla saray bendegân ve mensuplarıyla, kısacası bir dakika peşinden ayrılmamış olan çevresiyle değerlendirmek elbette en doğru yoldur.” diyerek durumun vahametine dikkat çekiyor.

Çok zor bir dönemde tahta oturan Abdülhamid kimseye güvenmeyen, her şeyi kontrol altına almaya çalışan, her şeye müdahale etmeye gayret eden yapısıyla her şeye kuşkuyla yaklaşıyor. Olayların altında farklı anlamlar arıyor. Hükûmet merkezi Bâb-ı Âli’yi devreden çıkararak Yıldız Sarayını devletin yönetim üssü haline getiriyor. İdari, iktisadi, mülki, askeri, ilmi ve dini bütün meseleler sarayda görüşülüyor. Sarayda iki çeşit teşkilat meydana geliyor. Resmi teşkilat doğrudan resmi haberleşme ve ilişkilerle uğraşıyor. Özel teşkilat ise sırf Sultan’ın özel işleriyle uğraşıyor.

Her şeyi bilmek isteyen Sultan’a her yerden hafiyeler jurnal gönderiyorlar. Bu jurnallerin çoğu devlet işleriyle alakası olmayan, bireysel çıkar ve menfaat kazanmak için Sultan’a şirin gözükmek isteyenlerin gönderdiği haberler. Kendine sarayda bir makam kapmak için başkalarını şikâyet edenler, padişahla ilişkilerini istismar ederek rütbe isteyenler, yaşadığı yerde mülk edinmek için en yakınını ihbar edenler… Bu durum aynı zamanda toplumun ne kadar çok bozulduğunun da bir göstergesi. Bâb-ı Âli ve saray bürokrasisindeki adam kayırmacılık, makam kavgaları, koltuk savaşları, rüşvet içten içe devleti kemiriyor, güçsüzleşiyor. Bütün şikâyetler, jurnaller Padişahın gerçeği görememesine de sebep oluyor. Bu hafiye teşkilatı ve jurnalciliğin kurumsallaşmasında Sultanın Sadrazamı Said Paşa ismini anmak gerekir. Birçok kez sadrazamlığı bırakan Said Paşa tekrar yolunu bulup makama gelebiliyor. Sultan’ın zaaflarını iyi biliyor ve kullanıyor. Paşa’nın da vehmi çok üst boyutlarda. Kuruntulu padişahın hoşuna giden ve kuruntuyu sürekli arttıran icraatlarla işlerini yürütüyor.

Sultan Hamid’in siyaset anlayışı “idare-i maslahat siyaseti” olarak tanımlanıyor. Bütün önlemler olay çıkmasın, olay çıkarılmasın üzerine. Sultan statükoya zarar getirecek her şeyden kaçınıyor. “Çok doğru olarak şurası söylenebilir ki Sultan Hamid’in hayatını koruma ve saltanat hırsından başka esaslı hiçbir meşgalesi yoktu.”  Tahsin Paşa Sultan’ın dış siyaset anlayışını şöyle tarif ediyor. “Sultan Hamid’in dış siyasette tuttuğu yol şuydu: Rusya’yı idare etmek, İngiltere ile asla mesele çıkarmamak, Almanya’ya dayanmak, Avusturya’nın gözünün Makedonya’da olduğunu unutmamak, diğer devletlerle mümkün mertebe hoş geçinmek, Balkanlar’ı birbirine karıştırıp Bulgarları Sırplar ve Yunanlılar arasında nifak ve ihtilaf yaratmak. Sultan Hamid zaman zaman başımıza getirmiş oldukları felaketleri hatırdan çıkaramaz, onun en yakınımızda gayet büyük ve korkunç düşman olduğunu sık sık söylerdi.”

Tahsin Paşa Abdülhamit için çok güçlü bir merkeziyetçiydi demektedir. Aynı zamanda: “İlmî ve fikrî liyakatten çok, sadakat ve itaate kıymet verilen dönemlerin şiarından olmak üzere bu Odun Ambarı Emini de Hünkâr nezdinde kazandığı güven dolayısıyla bir aralık boşalan İkinci Mâbeynciliğe getirilmiş, sonunda Şişli’deki mahalleye ismini veren Başmâbeynci Osman Bey’in vefatı üzerine sorumluğuna vezaret rütbesi tevcihiyle Başmâbeynciliğe terfi edilmişti” tespitiyle dönemin korkunç işleyişini bizlere anlatıyor.

Hatıratta dönemin en çok hatırlanan ve birçok insana zarar veren jurnal mevzu bütün derinliğiyle, örnekleriyle, yarattığı olumsuzluklarla anlatılıyor. ayrıca sürgün siyaseti başlığıyla sürgüne gönderilenlerin durumları da… Sürgüne gönderilenler gittikleri yerde bile sıkı bir şekilde izleniyor. maaş bağlanıyor onlara. genellikle sürgüne gönderilmeden önceki mevkilerine sürgün bitse bile yeniden getirilmiyorlar. Padişah çok zeki ve bütün olayları ayrıntılarıyla hatırlaya biliyor. kendine karşı oluşacak tepkileri en başında yok etme yok edemese bile kontrol altına alma eğiliminde. Gazabına uğramak en çok çekinilen durum. Gözden düşünlerle selamlaşmak bile sıkıntılı bir durum.

Kitap da daha birçok ayrıntı söz konusu. Tahsin bey Abdülhamit’in çok okuyan biri olmadığını ama şehzadeliğinden bu tarafa meraklı olduğunu ve olayları iyi takip ederek tecrübe kazandığını belirtiyor. Abdülhamid şehzadelerin iyi eğitim almaları için çok gayret ettiğini ama bunu başaramadığını yazıyor. Şehzadelerin eğitim noktasında Avrupa’daki benzerlerinden geride olduklarını da yazıyor.

II. Abdülhamit

Padişah hatıraların kaydettiğine göre büyük devletleri kızdırmaktan çekinirmiş. İngiltere en çok çekindiği devlet. Devletin işleri yapılırken büyük devletlerin politikaları mutlaka gözden geçirilirmiş. Padişah Avrupa basınını takip ediyor. En çok da resimli gazeteleri…  Romanı çok seviyor. Avrupa romanlarını çevirterek uyumadan önce okutuyor ve dinliyor. Tiyatroya meraklı. Yıldız sarayına modern bir çini atölyesi ve marangozhane kurduruyor. Burada üretilenleri yabancı devlet adamlarına hediye ediyor. Kendi hayatında tasarrufa dikkat eden sultan insanları para ve altınla kendi yanına almayı seviyor. Hediyelerle insanları memnun ediyor.

Tahsin Paşa’nın hatıraları bir düzen ve tertip içerisinde devam etmiyor. Hatırladıklarını yazıyor. Burada yer yer tekrarlar meydana geliyor. Zaten bunu kendisi de söylüyor. Hatırat değil, hatırladıklarım… Kronolojik bir sıra yok.

Tahsin Paşa’nın hatırladıklarında yaradılış olarak kaygılı, vehimli bir padişahın ve çevresindeki kötü niyetli, kişisel ikbal uğruna Onun vehmini kaşıyan, kışkırtan kişilerin nasıl bir ortam meydana getirdiklerini acı bir şekilde görüyoruz. Hem içerinin hem dışarıdaki sorunların ve emperyalist devletlerin tazyikiyle zaman zaman bunalan, içine kapanan, yalnızlaşan bir Abdülhamit’le karşı karşıyayız. Normalde gençliğinde insanlarla ilişki kurmayı seven, diyalog kanalları açık olan bir insanın iç acıtan durumu. Ne yazık ki bize devleti yönetenlerin, padişahların insan yönlerinin, bireysel özelliklerinin, kusurlarının olmadığı öğretildi. Bunlar hep ciddi, asık suratlı, hep devlet işleriyle uğraşan otomatlar… Ama kitapta Sultan Abdülhamid’in Tahsin Bey’le diyaloglarında ve satır aralarında insan olan Abdülhamit’i görebiliriz. Kızgınlıklarıyla, merhametiyle, öfkesiyle, sevgisiyle, zaaflarıyla, cömertliğiyle, kaygılarıyla…

“II. Abdülhamid ve Yıldız Hatıraları” tarihimizin zor bir döneminde önemli bir bürokratın hatırladıkları… Okuyalım, değerlendirelim.

Yüksel Kanar ve Kapı Yayınları’na teşekkürler….

Muaz ERGÜ

1 Yorum

  1. AvatarSeyit R Özer Cevapla

    Tahsin Paşa 31 Mart vakasiyla ilgili bir şey yazmamış anlaşılan. İİ. Abdulhamit Han ” müslüman kanı akmasın” diye darbecilere karşı konulmasını istememiş.Yoksa ülkemizde tarihin akışı farklı olurdu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir