Tatar Çölü (Il Deserto Deı Tartarı)

Hayat yolculuğumuzu renkli bir anlamla tamamlayacağına inandığımız ve gerçekleşmesini büyük bir tutkuyla beklediğimiz o şey…

Uğruna seneler verdiğimiz, ‘işte o an gelince gerçek bir benden ve mutluluktan bahsedebilirim’ diye hissettiğimiz o garip şey…

Drogo, subay olduğunda; artık kitapların önünde betinin benzinin atması ve çavuşun sesini duyduğunda tir tir titremesi söz konusu değilken; o iğrenç günler artık tamamıylea bitmişken bile neden aynada kendine zorla gülümsüyordu? En güzel yıllarının, ilk gençliğinin belki de artık tükendiğini farketmekteydi.

Eviyle ve ailesiyle süresi değişen vedaları vardır insanın. Adımını her dışarı atışında geriye ne zaman döneceğini az çok tahmin eder. İlk bayramda, aileden biri sana ihtiyaç duyduğunda, beklenmedik mutlu ya da acı olaylar olduğunda, dünyaya karşı yenik düşüp de tek dönecek yerin evin olduğunu en derin hissettiğin anda…

Drogo, bu kez dönüşü olmayan bir yola çıkışın sezgisini hissediyordu.

Tatar Çölü kimine göre yalnızlığın, kimine göre yazgının romanı. Neyin hangi aşamada değişmesinin elimizde olup, neyin asla değişmeyeceğini bilememenin bize yaptıklarının özeti. Zamanın insanı fiziksel ve ruhsal olarak ne kadar değiştirdiğinin bir resmi âdeta.

Aynı şehirde doğmuş, benzer şeyleri yaparken büyümüş olduğumuz insanlarla ne denli farklı hayatların içinde buluyoruz kendimizi? Bize açılan kapıların hangisinden girmeyi seçiyoruz? Cılız itirazlarımızla taşları yerinden oynatacak kararlar alınmadığında kaç ömür beklemeyi seçiyoruz? Ne kadar kendimiz oluyoruz? Ne kadar bizim için biçildiğine inandığımız elbisenin içinde duruyoruz? İçine sığamadığımız havanın, üniformanın, sıfatların, yersiz statülerin kaçından gerçek bir hayatı yaşamak için vazgeçebiliyoruz? Adımlarımızı güçlü kılacak, izlerimizin arkadan takip edileceği, zafer bayraklarıyla yazılacak bir hikâyeye kavuşmak için illa düşmanın işgalini mi beklemek gerekir? Yoksa sen kalede nöbet tutarken; şehrin ılık sularında rutin hayatını sürdüren, çocuk çocuğa karışmış, evini arabasını almış, normlara uygun kişilerden olmak en büyük zafer midir?

Ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak insan geri döner ve arkasındaki bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını farkeder. İşte o zaman bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; ne yazık ki henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutlarında gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz duramadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele ettiklerini görürüz; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlarız.

Yaşamın, anlamlı bir hikâyeye dönüşmesi için yapılan her hamle senaryonun bir parçasını oluşturur. Filmin beklenen sonla bitmesi mümkün görünmese de rolünün hakkı vermek, ‘bu rolü ondan başkası oynayamazdı’ dedirten sahneleri yaşamak ister insan.

Halbuki birisi ona “Yaşadığın sürece bu hep böyle olacak, sonuna kadar hep aynı şey,” demiş olsaydı, o da kendine gelirdi. “Olamaz,” derdi, “muhakkak farklı bir şeyler olagelmeli, öyle bir şey ki, insan, ‘artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş,’ diyebilmeli”.

Yaşamın kendisini, varmayı umduğumuz yerler, karşılaşmayı hayal ettiğimiz kişiler değil; adımlarımız oluşturuyor. Yürürken aldığımız nefes, yüzümüze düşen bir yağmur tanesi, yerdeki kuş tüyü… Yaşamın kendisini, güne başlarken duyduğumuz cılız heyecan ya da korku oluşturuyor. Ne zamana kadar açılacağını bilmediğimiz göz kapaklarımızın tonusu…

Tatar Çölü, İtalyan yazar Dino Buzzati’nin üçüncü romanı. Hukuk eğitimi sürerken gazeteciliğe başlayan yazar, 1939 yılında askere çağrılıp İkinci Dünya Savaşı süresince İtalyan Kraliyet Deniz Kuvvetleri’nin muhabiri olarak görev yapmasının ardından, 1940 yılında başyapıtı kabul edilen Tatar Çölü’nü yayımladı. 1949 yılında Fransızcaya çevrildikten sonra büyük beğeni toplayan kitap, birçok dile çevrildi. Ancak dilimize çevrilmesi çok uzun yıllar sonra oldu. Prof. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver 1991 yılında Tatar Çölü’nün Fransızca çevirisinden dilimize aktarıp, titizlikle orijinal İtalyanca metin üzerinden de gerekli karşılaştırmaların yapılmasını sağlayarak bu özel eseri dilimize kazandırdı.

Gülsüm ÇINGI

Not: İtalik kısımlar kitaptan alıntıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir