Uyandıran Öyküler

Psikoloji kitapları bölümünde Kemal Sayar’ın kitaplarını inceleme fırsatım oldu. Her Şeyin Bir Anlamı Var, Hüzün Hastalığı, Kayıp Arkadaş, Yavaşla, Karanlıkta Görmek, Olmak Cesareti, Ruhun Labirentleri, Sanal Aşk, Otoyol Uykusu

Artık insanlar birbirine değil telefonlara bakıyorlar. İnternet bizleri uzaklardakine yakın ederken yanıbaşımızdakilerden uzaklaştırmaya başladı. İlişkiler facebookta kurulur, whatsappta sürdürülür. Arkadaşlık listesinden silerek de bitirilir oldu. Oysa aşkın ve ayrılığın acısı her çağda can yakıyor. Teknoloji değişse de insanın yüreği aynı kalıyor, der Sanal Aşk’ta.

Her Şeyin Bir Anlamı Var’da şöyle der: “Şimdi diyorum ki ben sana her şeyin bir anlamı var. Çiçeğin, böceğin, dalları eğen rüzgârın, ağzımızdan çıktıktan sonra uzayda asılı duran sözcüklerin bir anlamı var.”

Hüzün Hastalığı’nda mutluluk tariflerinin peşinden koşmaya gerek olmadığını, hiçbir şeye kıymet vermeden sadece kendini değerli bilerek yaşanamayacağını anlatır. Çünkü hüzün bize dünyanın faniliğini, şeylerin gelip geçiciliğini öğreten görkemli bir misafir olarak anlatılır.

Affedebilmemin hangi durumlarda mümkün olduğunu sorar, ruhsal dirençlerden bahseder. Mesleğinin, kişiliğinin artılarını yansıtır eserlerine. Tıp Fakültesi psikiyatri anabilim dalı öğretim üyesi olan Sayar’ın “Otoyol Uykusu” adlı kitabının öykü kitabı olduğunu görünce merakla alıp okudum.

Otoyol Uykusu, 13 öyküden oluşuyor. Bu öykülerde de mesleğinin yansımalarını bulduğumu söyleyebilirim. Karakterlerin bolca iç döktüğü öyküler karşılıyor okuru. Sanki bir terapide ağırlıklarından kurtulmaya çalışan karakterler…

Psikoanalatik yaklaşımlar, iç dünyaları açan haller, rüya halleri, psikoanalatik rüya tabirleri, eseri anlaşılmayan insan halleri, aşkın yaptırdıkları, en az aşk kadar güçlü bir duygu olan rekabet duygusunun etkisi, bireysel sorumluluğun yükünü hafifleten kitle ruhu, isyan halleri; aylaklığın kendine has ritmine takılanlar, atayurt arama tasarısında yaşanan yanılsamalar, otuzuncu yaşını deli gömleği giyer gibi giyenler, ekranlarda görünüp gazetenin bir köşesini işgal etmeyi seven insan egolarını, çareyi “terk-i terk” eylemede bulanları, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olanları, hayatı arka sokaklarından dolaşıp kalabalığa tahammülü olmayanları anlatır.

Yazarın öykü dilinde seçtiği kelimelere, verdiği örneklere, benzetmelere, mekânlara baktığımızda geleneksel yapı göze çarpar. Dini telmihler hatırı sayılır çokluktadır.

Davud’un sesi, ortalıkta gözükmeyen Bilal-i Habeşi, Tanrının emaneti olan hayvanlar, cennet-cehennem, İbrahim’in yaptığını yapıp değişmeyen ve ölmeyenin ardına düşüp bütün yalanları ifşa edecek tılsımı arayanlar, kuş uçmaz kervan geçmez köyde kaç yıldır imamlık yaptığını hatırlamayanlar, hutbesini bitirip minberden inen imamlar, sakal-ı şerif için duaya çağrılanlar, musallat olunmasından korkulan cinler, kirli haliyle bir dergâha kabul edilmeyi bekleyenler, sura üflenecekmiş gibi bir kıyamet beklentisi içinde olanlar, namaz için hazırlanan yol arkadaşları, Tanrı’nın sözlerini okumak isteyip şifalı otlarla birlikte hakikatin peşine düşüp Fas’a  sonra Marakeş’e yolu düşen Barselonalı Doktor Avrelez, kırk yaşında bir şeyhe intisap edenler, sağ yanında gülümseyen melekler bu yorumuma dayanak olacaktır.

“Hata bendeydi, postmodern bir sanat eseri olarak tasarladığım ve ruh verdiğim Birleşik Çöpler’i hayatta rakamlardan başka bir şey konuşmayan şu cahil kimselerin takdirine sunmuştum. Affedilir gibi değildi bu, bir ders olsun diye kendimi bir hafta süreyle öğlen yemeklerinden men ettim. Bu esnada bu cahillerle zorunlu olmadıkça konuşmayacak, işledikleri kabahati ayırt edip eserime hak ettiği kıymeti verene kadar onları bakışlarımla aşağılayacaktım.”

Çöpkız Selma’nın Hayvanlarla Savaşı tablosunda onun sıskalığının resim sanatındaki temayüllerine denk düşmesinden memnun olan bir adamın psikolojisi anlatılır Otoyol Uykusu’nda.

Bir eve ilk kez misafirliğe götürülen haşarı çocuklar gibi öteyi beriyi kurcalayıp iş hayatında kendine has kaide ve hileleri yerlerinden eden ruh hallerini resmeder. Otoyol kazalarının nasıl olduğuna dair ipuçları da verir.

“Kemal… Kemal Sayar’mış. Meğer bu kazanın sebebi otoyol uykusuymuş. Otoyol uykusu uzun süre otoyollarda araba kullananlarda görülürmüş. Sürücünün bakışları otoyolda yahut arabada sabit bir noktaya takılır ve kişi hipnotize olurmuş.”

Bruce’un Rüyası’nda manidar sorular ve rüya analizleriyle karşılaşırız. Yerüstü kirleniyor biliyor musun tavanlardan pislik sızmaya başladı. Kalleşlik yeraltını da tutarsa nereye gideriz, sorusunun sorgulamalarını buluruz.

“Gökdelen kadar uzayan çocuk senin cinsel organın dedi Bayan Hocter ve konuşmasını sürdürdü. Gökdelenden atlayan adam babanı simgeliyor, ona karşı beslediğin rekabet duygusu ise onu ölüme sürüklüyor. Patlama da…”

İnsanlar neden tek kalmaktan korkar ve sığır sürüleri gibi emniyeti birbirlerine sokulmakta bulurlar sorusunun cevabını da yine bu öyküde buluruz.

Nostalji yaşatan öyküleri de vardır. Kır Çiçekleri gibi. Köyün ilk kahvehanesini ve bakkalını açan Aptirim Emmi’yi anlatırken şöyle bir cümle geçer: Kıstırma, iki bisküvi arasına bir lokum konup biraz basınç uygulanarak elde edilen bu harika yiyecek sanırım Aptirim Emmi’nin girişimci ruhunun bir buluşuydu.

Köye gelen ilk telefon, duvara asılı Adnan Menderes portresi yer alırken bir ayinin ortasına düşüp de tuzla buz olan bir ses gibi ölen kır çiçeklerini duyumsatır.

Dizginleri elden bırakırsak her şeyin mahvolacağı, zavallı hayatımızın tamir edilemeyecek şekilde eğilip büküleceği vehmi içinde yaşayıp giderken bizi korkutan pişmanlık duygusuna değinir Yağmurun Sesini Dinle’ de.

Öykülerde birçok yerde bilgece söylenmiş yönlendirici, tespit edici cümlelerle karşılaşırız. Otoyol Uykusu, Yağmurun Sesini Dinle, Kır Çiçekleri, Bir Uykuyu Cananla gibi öykülerinde acaba yazar kendi iç dünyasını mı açmış acaba diyebilirsiniz.

Çocukken Ayşe Hanım’ın bahçesinden çaldıkları eriklerin tadından başka bir şey değildi bu dünya dersiniz Yağmurlu Pazar’da.

Hayatın daima ve tanımsız bir hasret oluşuna dikkat çeker. İntiharı, usul usul büyüyüp vücudu kemiren bir tümör olarak tanımlar.

Köy ebesi bir anne ile elma tüccarı bir babanın çocuğunun iç dökümünü okuruz Gökyüzünde Kuşlar Var’da.

“Annem ablamla beni hiç yalnız bırakmaz, çocukluğumuzun ona yüklediği ağırlıktan yakınarak bizi hastaneye taşırdı. Hastanenin kilitli bir odasında akşama kadar ablamla ‘annem evde olsaydı’ oyunu oynardık. O zaman hastanenin bir odasına kilitlenen ben, bir gün psikiyatri koğuşuna kilitlenebileceğimi nasıl bilebilirdim.”

Kentin kenarından salyalar sızan koca ağzıyla azar azar babasını yutarken yoksulluğun içlerine ve dışlarına çöreklendiği ailede çekip gideceğim, diyen ve giden bir anneye, parçalanmış aileye yansıyan hüznü buluruz. Yuvasızlığı guguk kuşuyla imleyen ifadeler buluruz.

“Yıllar sonra öğrendim ki guguk kuşları yuva yapmazdı. İlaçlar verdiler gözlerime perdeler indi, uyuştum, dondum. Evlenip de evsiz kaldığımda, sevip de aşksız kaldığımda anladım bir guguk kuşu olduğumu. Beklenmedik bir güz yağmuru yağarken oturdum öykümü yazdım. Öykümün, hastanenin tozlu arşivlerinde kaybolmasına göz yumsaydım, kendi özsuyunda yiten bir çiçek gibi – inanın – boğulurdum.”

Karakterler, hakikati ifşa ederlerken nedense aklıma şu meşhur söz geldi: Psikiyatriste gerçek hastalar gitmez, gerçek hastaların hasta ettikleri gider.

Bu dünya ona aldanana musibet olur sözüyle her insana farklı bir hayatın musallat olduğunu duyuran karakterlerin olduğu bu öyküleri okurken uyanmak temennisiyle diyorum.

Kemal Sayar

Süheyla Karaca HANÖNÜ

 

1 Yorum

  1. Avatarİsmail Bingöl Cevapla

    Kemal Satar şairdir de aynı zamanda… Toplu şiirleri Kapı Yayınlarından çıktı. Yıllar önce kendisiyle telefon vasıtasıyla yaptığım röportaj arşivimde hâlâ durur.Sonra bir keresinde yüz yüze de bir yerde konuşmuşluğum vardır. Kitap haline dönüşmeden önce dergi ve gazetelerde çıkan bir çok yazısını okudum. Yazının sonunu şiirlerinden birkaç mısra ile bağlasaydınız sanki daha farklı mı olurdu? İnsan ruhunun derinliklerinde cereyan eden sırları keşfetmenin peşinde koşan birinin şiir dünyasına yansıttıkları da değişik olsa gerek. Kitaplarından özet alıntılarla oluşturduğunuz yazınız, Kemal Sayar’ı bilmeyen, ama merak edenler için yol gösterici nitelikte.Emeginize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir