Okuma Notları: Dünya Fikir Mimarları/Stefan Zweig

Stefan Zweig, “Dostoveski’nin kendisi bir yanardağa benzediği için, yaratmış olduğu kahramanlar da birer yanardağ gibidir; çünkü her insan, önünde sonunda, kendisini yaratmış olan Tanrıya benzer.” diyor.

Dostoyevski‘nin kahramanlarını hep arızalı karakterler seçmesini, onun kaos içindeki ruhunun bir yansıması olarak değerlendiriyor Zweig. Henüz olgunlaşmamış yarım insanların olağanüstü roman kahramanlarına dönüştürülmesi ise hem Dostoyevski‘nin kendi kişiliğindeki ikilemleri çok iyi etüt etmesine hem de yaratıcılıktaki engin yeteneğine bağlıyor. Fransız romanındaki kahramanların tek düze ve aynı kalıptan çıkmış gibi, aynı olaylara aynı tepkileri gösteren tipik kişilikler olduğunu iddia ediyor ve bu görüşlerini örneklerken de Balzac kahramanların her birinin bir tip oluşturabilecek şekilde; insandan çok belli bir erdemi, tutkuyu ya da kötülüğü temsil eden birer makineye benzetiyor.

Yine Zweig’e göre, Alman roman kahramanlarının ise başlangıçta kaos içinde; belirli bir çizgide yürümeyen, kendi kendisiyle çelişkide ve ahenkten yoksun bir hayat yaşarken Alman megola ideası gereği sonunda huzura, birliğe ulaştıklarından dem vuruyor.

Zweig’in bu değerlendirmelerini okudukça, insan ister istemez Türk romanındaki durumu düşünüyor. Yukarıdaki sınıflandırmalardan hangisine girer Türk roman kahramanları? Bana göre hepsine girer ya da hiçbirine girmez; çünkü roman denilen sanat da nihayetinde bir toplumun aynasıdır ve o cemiyetteki yaşananları yansıtır.

Çoğu, Doğu masallarına dayanan mesnevileri saymazsak bizde roman türü Tanzimat’la başlamıştır ve adeta yüz elli yıllık toplumsal tekâmülümüze(!) koşut olarak gelişmiştir.

Siyasal hareketlerin sanatı etkileme gücünü saklı tutarak, Türk romanındaki sürekli değişen kahramanların günün ucuz popülizmiyle de bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Yazarlarımızın, romanı bir sanat olarak değil de siyasi düşüncesini en kolay yansıttığı bir araç olarak görmesi sonucu; Orhan Pamuk‘u saymazsak, ne dünya çapında bir romanımızdan ne de yazarımızdan söz edebiliyoruz.

Orhan Pamuk’un başarısını siyasi faktörlere bağlayan çevrelerin unuttuğu gerçek şudur: Orhan Pamuk, romana bir sanatsal etkinlik olarak bakmaktadır, güya ilk ve tek siyasi romanım dediği “Kar”ın, Orhan Pamuk klasiğinin çok altında kalmasının sebebi de romana yüklemeye çalıştığı siyasi mesajlardan kaynaklanmaktadır. Orhan Pamuk, özellikle “Benim Adım Kırmızı”da oluşturduğu alegorik atmosferle Batı tarzı romancılığa yaklaşan belki de ilk Türk romancısıdır. Bu kitapta bile klasik bir Türk roman kahramanından söz edemeyiz.

Romanı salt sanat olarak gören yetkin kalemimiz A.Hamdi Tanpınar‘ın kahramanları idealize tiplerden çok, birer tespit karekterlerdir.Gerek Hilmi Yavuz Hoca’ın sözünü ettiği; “Huzur” romanındaki “İhsan” karekterinin Yahya Kemal’in kişiliğinden esinlenmiş olduğu, gerekse “Mümtaz”ın bizzat Ahmet Hamdi’nın kendisi olduğunu savlayan kimi çevrelerin görüşleri, belli bir Türk roman kahramanı yaratamadığımızı dolaylı da olsa destekleyen argümanlardır.

Bizim kahramanlarımız bağımsızdır; hatta öyle ki, sanki bunlar iki, hatta üç ayrı ulusun roman kahramanlarıymışçasına romanda kullanılan dil, üslup, kahramanların yaşatıldıkları ortamlar ve değerler manzumesi bakımından farklılıklarla donatılmış kişilerdir.Aslında bu bir bakıma edebiyatın çeşitliliğini ve zenginliğini de gösterir.

Edebiyatımızda en çok yaratılmış olan “bunalımlı aydın-yazar” kahramanları, Mai ve Siyah’taki Ahmet Cemil’i ve Tutunamayanlar’daki “Selim Işık-Turgut Özben” ikilisini bunlardan arî tutarsak, diğer kahramanların birçoğunun birbirileriyle çok fazla bir bir benzerlikleri yoktur.

Tabi burada klasik köy romanlarındaki “ağa-maraba” çatışmalarının olumlu kahramanları (İnce Memed), Türk romanında sıkıştırılmış bir zamana ait tipleşen kahramanlardır ve bunları klasik roman kahramanları olarak değerlendirmek doğru olmaz.

Kısacası, bizim yüz elli yıllık roman maceramızda Türk romanı denilince akla gelen klasik bir kahraman, henüz ortaya konulamamıştır. Her konuda yaşanan kaosun sanatı da etkilemesi kaçınılmaz olmasından dolayı, böyle bir idealize kahraman yaratılamamış ve bu durum, Batı’ın romanda yüz yıldır yaşadığı karmaşayı bizim hâlâ yaşamakta oluşumuzdan kaynaklanan bir arayışın sonucudur.

Aşağıya, bilenen Türk roman kahramanlarından bazılarını alıyorum; sizce de bu örnekler arasında kahramanların aynı ulusun roman kahramanları olduğunu gösteren en küçük bir ortak yan var mıdır?

“Bihter (Halit Ziya Uşaklıgil-Aşk-ı Memnu), Aliye (Halide Edip Adıvar-Vurun Kahpeye), Selma (Yakup Kadri Karaosmanoğlu-Ankara), Yüzbaşı Cemil (Kemal Tahir-Yorgun Savaşçı), Mümtaz (Ahmet Hamdi Tanpınar-Huzur), Kuyucaklı Yusuf (Sabahattin Ali-Kuyucaklı Yusuf), Cemo (Kemal Bilbaşar-Cemo), Leman (Attilá İlhan-Fena Halde Leman), Zebercet (Yusuf Atılgan-Anayurt Oteli), Selim Işık-Turgut Özben (Oğuz Atay-Tutunamayanlar)”

Mehmet BİNBOĞA

1 Yorum

  1. AvatarMehmet Emin Yeniçeri Cevapla

    Sn M. Binboğa’nın edebiyat üzerine karşılaştırmalı tespitleri manifesto tadında olmuş. Üstüne bir şey eklemek gerekmez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...