Buralar Laiktir Laik Kalacak!

Bu günlerde dinden konuşmak bayat bir tat bırakıyor ağızlarımızda. Sosyal ilişkilerimizde de ticaretimizdeki gibi dini görünmez kılmaya çalışıyoruz. Bu yüzden irtibatlarımızı hep yüzeysel kurmak zorundayız. Merhabalarımızın gölgesinde havadan-sudan, manzaraların (sanat, edebiyat, ekonomi, teknoloji, politika v.s.) teknik boyutlarından bahisle eğleşip duruyoruz. Her ne kadar kırmamak ve kırılmamak için tetikte olsak da iş ‘anlama’ geldiğinde inançlarımızdan kaçamıyoruz. (Ki anlama faaliyetine dini yaklaştırmama duruşu da anlamı dinde aramak kadar inanç işidir bence.)

Hele benim gibi ‘ayakta tuttuğum inancım, sembollerim, yaşamım ve ölümüm âlemlerin rabbi Allah’a adanmıştır’ deme zorunluluğundaki biri için, yukarıda bahsettiğim diyaloglar oldukça sıkıntılı. Kelimelerinize sinen dindarlığınız ‘gericilikle’ (siyasî anlamıyla değil gerçek anlamıyla) yaftalanıyor. Muhataplarınıza dininizi anlatmaya çalışmanız propaganda sayılıyor. Öte yandan dindarlığınızı duruma göre soyunup-giyinmenize, inancınız müsaade etmiyor. Velhasıl anlama dair her diyalog bir güreşe dönüşüyor.

Evet, ortalığa yayılan bayat kokunun farkındayım ama bu kokunun sebepleri üzerine tartışacak değilim. Orada ciddi komplo teorileri var. Bunun yerine dindarlığın nedenleri, özellikle de din ne işe yarar sorusu üzerine bir-kaç cümle kurmak daha makul geliyor bana; tabi cümlelerime bilimi de dâhil edince ayyuka çıkacak bayatlığı aşacak takatiniz varsa.

Yaşamda en kesin yargıları matematik yoluyla elde ederiz. Ancak matematik bile bilgiyi sınırlamamızla (kabul) mümkündür. Bir elma bir elma daha iki elma dememiz hiçbir zaman doğru değildir. Çünkü hiçbir elma diğerinin aynısı değildir. Basit bir toplama işleminde bile mutlaklık aradığımızda mümkünün dışına çıkarız. Çağımızda ulaşılan matematik bilgisiyle edindiğimiz kuantum fiziğinde elektronların aynı anda farklı mekânlarda bulunmaları (mekândan münezzeh) gibi zihin karıştıran konulara girmeden de mutlak bilmenin mümkün olmayacağını anlayabiliriz. Bu konuda pi sayısı iyi bir örnektir.

Hiçbir zaman tamamını bilemeyeceğimiz bu sayı, bilinemezliği üzerinden yok sayılsaydı bu gün ulaştığımız bilimsel seviye asla mümkün olamayacaktı.

Dinle bilimi aynılaştırmak gibi bir niyetim yok. Ama her ikisinde de bilmeye dair problemlerin, birinin rasyonelliğine halel getirmezken diğerinin dogma kabulüne dayanak kılınmasını adil bulmuyorum. Öte yandan dinle bilimin arasına duvar örmek te sorunludur nazarımda. Çünkü her bilme eylemi aynı zamanda bir ahlaki alan açar. Din ise hem yeni bilgiyle uyumlu olmak hem de oluşan ahlaki alanı doldurmak zorundadır. Dolayısıyla dini bilimden sıyırmak insanlık için ahlaksızlaşma sorunu doğurur. İnancıma göre bilim delildir din yorum. Dinin varlığını ispat için bilime, bilimin de anlam için dine ihtiyacı vardır. Varlığını ispata yanaşmayan bir dinle anlam aramayan bir bilim insanlık için yaşanabilir bir dünya üretemez.

Modern insan yukarıda kurduğum cümlelerdeki din yerine felsefe yazarak bu sorunu aşmaya çalışıyor. Peki, bu mümkün mü? Postmodernizm anlatılarında bunun pek mümkün olmadığı görülüyor. Tam da bu noktada insanlık din eksikliği yüzünden aydınlanmayı, bilime muhalefet yüzünden de İslam’ı ıskalamıştır diyebilir miyiz?

Toparlayacak olursam dinin gerekliliği varlığı bilmeyle ilgilidir. Bilmek içinse bilimsellik değil makullük aranmalıdır. Bilmek sadece veri toplama işi değil aynı zamanda o verilerin yorumlanmasıdır ki bilimin veri analizi yorum değil yeni veri üretme işidir. Din bilimin eriştiği veri sınırında yorum (ahlak) sınırını belirler. Eğer yorum için de bir sınır çekmezseniz sınırsız bir ahlak aralığına düşersiniz. Bu ahlak aralığında mesela insanlığı bir yarısının daha müreffeh yaşamaları için diğer yarısının yok edilmesini savunabilirsiniz. Uzatmadan söyleyeyim yorumun sınırlarını felsefeye bırakacak olursak meşruiyet elde edemeyecek hiçbir eylem yoktur. Çünkü felsefe de bilim gibi ölçü koyucu değil yeni ölçüler keşfetmek için vardır.

Her neyse, yüzeysel olarak değindiğim her bir konu elbette derin analizlere muhtaç. Anlatmaya çalıştığım şey dinin bilinmezliğinin bir dogma (saçma) dindarlığın da saçmalama hali olmadığıdır. En azından kendi dinim adıma bunu iddia edebilirim. Dinin saçma olarak tanımlanması sadece bir haksızlık değil insanlığın kendi kuyusunu da kazmasıdır. Bu söylem dindarlara saçmalama hakkı verir. Ve saçma bir dinin dindarları dünyanızı tanrısı ahiretinizi cehenneme çevirir. Buralar laiktir laik kalacak diyerek bu cehennemden kurtulamazsınız.

Mehmet Emin DURMUŞ

1 Yorum

  1. AvatarMustafa Everdi Cevapla

    Mehmet Emin Durmuş haklı. Saçmalıktan yersen saçma. Laiklik deyip minderden kaçma. İşte mücahit saçları sırma.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...