Kaşın Çeğmelenmiş Kirpik Üstüne

İç Anadolu’da Kızılırmak’ın çevrelediği, derin vadilerle yarılmış, yükseltisi 1200-1400 metre olan Yozgat ilinin topraklarına “Bozok Yaylası” adı verilir. Yozgat, Cumhuriyet öncesi dönemde “Bozok Sancağı” olarak  kayıtlarda yer alıyordu.

Anadolu medeniyetlerine beşiklik eden Bozok Yaylası adını Oğuz boyu olan “Bozok”lardan almıştır. Bozok Türkmenlerinin mesken tutuğu bu bölgenin gelişimde ve Yozgat’ın şehir merkezi olmasında Çapanoğlu ailesinin rolü çok büyüktür.

İşte, suyu soğuk, iklimi sert, yiğiti mert olan bu Bozok Yaylasında  yaşayan Sürmeli Bey, kavalının yanık sesiyle, sazının iç sızlatan ezgileriyle derdini rüzgârlara teslim edermiş. Gönlünü kaptırdığı sürmeli kızın babası sertliği ve inatçılığıyla bilinen birisiymiş. Araya nice beylerin girmesi bile onu yumuşatmamış, kızını Sürmeli Bey’e vermeye yanaşmamıştır.

Sevdiği kızın babasının bu tavrı Sürmeli Bey’i derinden yaralamış, güttüğü sürüyü terk ederek ormanların derinliklerinde dağa taşa türküler söylemiş. Dağlar, taşlar Sürmeli Bey’in türkülerini kulaktan kulağa taşımış. Bu türküler ormanların sesi ile birlikte halkın hançeresinde şekillenerek anonim hüviyet kazanmıştır.

Vurucu bir söz, yakıcı bir nağme halkın gönlünde pişerek türküye dönüşür. Aynı dili konuşan insanların ortaklaşa ürettiği, sözlü geleneğin duygu bayrağıdır türküler. Irmak gibi akıp giden hayatın günlükleridir türküler. Ezgiler  ise söze giydirilmiş ateşten birer gömlektir.

Türküler her yörenin ayırt edici özelliğini ortaya koyuyor. Her yörenin türkülere çaldığı maya farklıdır, adeta ülkenin duygu haritasını çizmektedir.

Türküler bir coğrafyanın yapısıdır, harcıdır. Türkülerle tanırız yöreleri, köyleri, kentleri. Kemençe eşliğinde Karadeniz’in “atma türküler”inin yanında “Sivas Ellerinde Sazım Çalınır” Arguvan türkülerinde dertlenir, Eğin türkülerinde içleniriz.

Sürmeli, ortak duyguların türkü adıyla vücut bulmasıdır. Yozgat’ı akla getiren “Sürmeli” bir türkü değil âdeta bir türkü yumağıdır. Sürmeli bir tavırdır, Bozok Yaylasının bu tavrını perçinleyen Nida Tüfekçi’dir.

Neriman Altındağ Tüfekçi-Nida Tüfekçi

Dersini Almış Da Ediyor Ezber

Yöreye ait en meşhur sürmelidir bu ve anonimdir. Öcal Oğuz bu türkünün Yozgatlı Karacaoğlan’a ait olduğunu söyler. Yozgatlı Hafız süleyman Bey tarafından 1930’da taş plağa okunmuştur.

Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Bu dert beni iflah etmez del’ eyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var

11’li hece ile söylenmiş. 1,2 ve 4. dizeler 6+5, 3. dize 4+4+3 duraklıdır. ‘Eyler’, ‘neyler’ ‘ey’  üzerinden kafiye yapıp sonra da ‘ezber’ ‘er’ üzerinden kafilendirilmiş. Halk Edebiyatında bu tarz çok yadırganmaz. “Bu dert beni iflah etmez del’ eyler” dizesinde de ‘deli eyler’ ‘del’eyler’ şeklinde söylenmiştir. Bu tür hece eksiltmeler Halk Edebiyatında sıkça yapılmıştır.

Ders almak: Bir konu üzerinde yetkili birinden bilgi edinmek. (Bir olaydan deneyim kazanmak, ibret almak.)

Sürmeli göz: Güzel gözlü kız. Sürme; sürtüldüğünde kirpiklere siyahlık veren bir taş. Genellikle kadınlar sürme çekmiştir, az da olsa erkeklerin de sürme çektiği görülmüştür.

O sevgili kendi işinde oyalanıyor, gözleri doğuştan sürmelidir, güzelleşmek için sürme çekmesine gerek yoktur. Bilirim bu aşk benim aklımı başımdan alır, iflah olmam. Benim bu derdi çekmeye gücüm de yoktur.

Kaşın çeğmellenmiş kirpik üstüne
Havada buludun ağdığı gibi
Çiğ düşmüş de gül sineler ıslanmış
Yağmurun güllere yağdığı gibi

11’li hece ölçüsüyle söylenmiş. 1,2,4. dizeler 6+5, 3. dize ise 4+4+3 duraklıdır. Abcb şeklinde kafiyelenmiş. 1. dörklükten farklı bir kafiye yapısı var. Dörtlükler arasındaki bağlantıyı oluşturan ayak kafiyesi de yoktur. 2. ve 4. dizelerde ‘ağ-‘, ‘yağ’ kökleriyle ‘ağ’ tam kafiye yapılmış.

Çeğmelenmek: Yay gibi olmak, yay biçimine girmek. Kaşın kirpiğin üzerine dökülmesi, kirpiklerin uzun olmasıyla birlikte gözünü açtığında kirpiklerin kaşa dokunması. Çeymelenmek; bükülmek, kıvrılmak demektir. Kaşın kirpiğin üzerine hilal biçiminde kıvrılması.

Bulutun ağması: Ağmak; aşağıya inmek, düşmek, yağmak. Bulutun gökyüzünü kapatması, yağmur yüklenmesi, yağmurun yağması.

Çiğ düşmek: Havadaki su buharının gece serinliğinde yoğunlaşması sonucu yerde ve bitkiler üzerinde oluşan su damlacıklarıdır.(Kırağı.)

Yay gibi kaşları kirpiklerinin üzerine düşmüş, uzun kirpikleri hilal kaşlarıyla birleşmiş havada bulutun aşağı inmesi gibi. Sinesine , göğsüne, gerdanına çiğ düşmüş, ıslanmış; yağmurun gül üzerinde oluşturduğu damlacıklar gibi.

Yozgat’ı sel almış Soğluk’u duman
Sıtkınan severim billahi inan
Ölünce mezara girdiğim zaman
Ben susayım kemiklerim söylesin

11’li hece ile söylenmiş. 1,2,3. dizeler  6+5, 4. dize 4+4+3 şeklinde duraklıdır. Sondaki ‘an’ sesiyle tam kafiye yapılmıştır. Bu dörtlük türküye sonradan eklenmiştir.

Yozgat: İç Anadoluda yer alan bir ilimiz, Bozok Yaylası.

Soğluk: Yozgat’taki çamlık tepesindeki dumanı hiç eksik olmayan doruklarından biri. Türküde ‘Sorgun’ diye yanlış okunur. Sorgun Yozgat’ın ilçelerinden biridir,  yanlış bir benzetmedir.

Öyle yağmur yağmış ki Yozgatı sel almış, çamlık tepesindeki Soğluk’u da duman kaplamış. Büyük bir sadakatle seviyorum seni buna inan. Ölünce mezara girdiğim zaman bunu kemiklerim bile söyler, bu sevda ölünce bile bitmez.

Mehmet ÖZDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir