Millet Çınarı

Bilirsin dostum, bir çınarın üç ögesi vardır; kökü, gövdesi ve dalları. Daha sonra bu üç ögeye meyveler de eklenir. Kök geçmişini, gövde ve dallar şimdiki hâlini, meyveler de geleceğini ifade eder bir çınarın.

Meyvesi olur mu hiç çınarın deme sakın. Olur bazen dostum. Meyvesi de olur millet çınarının. Nimeti, semeresi, terekesi… Yaptıkları, yetiştirdikleri ve ürettikleri… İzmir üzümü, Aydın inciri, Mersin narenciyesi… Malatya kaysısı, Bursa şeftalisi, Amasya elması… Dahası malı, mülkü, zenginliği. Altını, gümüşü, akçesi. Parası, kasası, lirası…

Bir de kökleri vardır o millet çınarının. Tarihin veya toprağın derinliklerine uzanan kökleri. Kültürü, harsı ve medeniyeti. Dini, dili, kandili. Bayrağı, namusu, şerefi. Örfü, âdeti, geleneği. Tarihi, sanatı, mimarisi. Kalesi, camisi, cemaati. Gücü, kuvveti, adaleti. Yolu, köprüsü, kemeri. Kürsüsü, mihrabı, minberi. Şefkati, insafı, merhameti. İlmi, irfanı, izanı. Vakfı, fıkhı, sıdkı. Bedesteni, kervansarayı, imarethanesi. Türbesi, tekkesi, medresesi. Yönü, kıblesi ve hedefi gibi…

Bazısı kurumaya yüz tutmuş gibidir o köklerin. Zayıf ve bilinmez bir hâl almıştır sanki eserleri ve ürettikleri o mümtaz şahsiyetlerin. Tabii, bu bilinmezlik onlara ait bir zaaf değildir elbette. Biraz zamanın, biraz şartların, biraz da gövde ve dallardaki ihmallerin… Tıpkı İbn-i Haldun’un Mukaddimesi, Kâtip Çelebi’nin bilimsel tespitleri, İbn-i Sina’nın tıbbi tahlilleri, Yunus‘un şiirleri, Dede Korkut’un hikâyeleri, Kınalızade Ali’nin düşünceleri, Sinan’ın mimari derinlikleri, İsmail Gelenbevi’nin matematiğe hizmetleri, Ebussuud Efendi’nin fıkhi çözümleri, II. Mahmut’un siyasi yenilikleri gibi. Kendileri nasıldırlar, nicedirler bilinmez şimdilerde pek o tarihin tozlu ve unutulmuş sayfalarında. Ama birazcık karıştırılıp etüt edilse, etkileri ve eserleri derinlerden gövdeye ve dallara su ve mineraller taşıyan birer kök gibidirler; ruhunu ve yapraklarını yeşillendirmek için, gölgesinde uyudukları koca millet çınarının altında.

Bazıları kurumuş gibi görünse de dipdiridir o köklerin. Deyim yerinde ise millet çınarının toprağa düşmüş şehitleri gibidirler. Çınarın gövdesine, dallarına ve yapraklarına her daim hayat verirler. Bundan böyle bir çınarın canlılığı köklerinden, bir milletin dirliği de şehitlerinin diriliğindendir. Ne samimidir o kökler! Bazen bir tuz minerali için metrelerce ötelere uzanır giderler. Bazen birkaç damla su için çorak kumlara gömülürler. Bazen de demirden dev birer keskiye döner âdeta o ahşap kökler. Nazik uçlarıyla kâh toprağı delerler, kâh kayaları un ufak ederler… Ne mübarektir o aziz şehitler ve Mehmetçikler! Gün olur millet çınarına hayat vermek için kök kök uzanan damarlarından kanlarını dökerler. Gün olur vatan toprağında dirilmek için canlarını verirler. Bundan böyle Malazgirt’in Allah Allah nidaları, Dumlupınar’ın topraklarında inler. Gün olur, o şehitler Gabar ve Tendürek kadar büyürler. Sonra da tek yürek olur Afrin’e yürürler. Bölük bölük, tabur tabur ruhlarıyla, gülümseyen çehreler hâlinde gülistana girerler…

Bir ağacın, meyvelere en uzak kısmıdır kökler. Kendileri yerdedirler ancak konumları ve makamları itibariyle yücedirler. Yükselen millet çınarının, en samimi ve en yürekli yiğitleridir o şehitler. Kökler de şehitler de toprakta gizlenen birer diridirler. Yaptıklarının karşılığını sadece Allah’tan beklerler. Bundan böyle her daim O’nun rahmet ve rızkıyla beslenirler. 

Bir de gövdesi vardır çınarların ve milletlerin. Her şeyi çok olan çınarların sadece gövdeleri tektirler. Bu nedenle ağırdır gövdelerin görevi. Dallar ve yapraklarla birlikte bütün göğü kucaklamak gibi bir yüktür bu. Dahası, millet çınarının gani gönüllü sadrazamları veya idealistleridir gövdeler. Yüzlerce dalı, on binlerce yaprağı sinesinde yeşertirler. Bu uğurda her türlü tehlikeye göğüs gererler. Bütün gayretiyle kendilerini görev ve işe verirler. Bu nedenle sürekli kendi kabuklarının içerisindedirler. Öyle ufak şeylere tenezzül etmezler. Zira gövdeler, çınarların, köklerden sonra meyvelere en mesafeli ögesidirler. Bundan böyle gövdeler, hem görev hem kudret hem samimiyet itibariyle kıymetlidirler. 

Sözde değil, özde ve gözdedir görevleri gövdelerin. İşleri zordur onların. Kılı kırk yarmak zorundadırlar âdeta. Aynı zamanda birer adalet dağıtıcısıdır çünkü onlar. Hangi dala ne kadar özsu, hangi yaprağa ne kadar renk pigmenti lazım, milim milim hesap ederler. Bunu yaparken, en küçük bir istismara dahi fırsat vermek istemezler. Çınarın yüksek dallarından nemalanmak isteyenlerin yolunun, önce gövdelerden tırmanılarak geçeceğini iyi bilirler. Bu nedenle dostu kadar düşmanı vardır gövdelerin. Sadece ağaçkakanlardan ibaret değildir o gövdelerin gövdesini oymak için uğraşanlar. En korkuncu, özünü içten içe kemiren, iliğini ve suyunu sömüren nice beyaz kurtçuk ve asalak gizlenir o gövdelerin içlerinde. Vahim olan budur aslında. İşleri başlarından aşkındır gövdelerin. Her an bir çilenin içindedirler. Ve külfetin kendilerine, nimetin de dallara daha yakın olduğunun bilincindedirler. 

Millet çınarının dalları vardır bir de. Kimi doğuya kimi batıya, kimi kuzeye kimi güneye uzanır bu dalların. Kimi Yozgat’tan Kırşehir’e uzanır Bozoklar gibi. Kimi Afyon’dan Kütahya’ya uzanır Bayatlar gibi. Kimi Ankara’dan Bilecik’e uzanır Kayılar gibi. Kimi Giresun’dan Konya’ya uzanır Çepniler gibi. Bunların yanında bir de ince ince sağa sola boy atan çıtkırıldım sürgünleri vardır bu dalların. Kabileler, aşiretler ve nüfuzlu aileler gibi. Gönlü hoş, sefası boldur dalların. Ağaçların meyvelere en yakın kısmında yer alırlar her şeyden önce. Hele çıtkırıldım dalların, bir eli yağda bir eli baldadır deyim yerinde ise. Sağına dönseler yeşil, soluna dönseler meyvedir. Kışın biraz soğuktan etkilenseler de yazın dört tarafı meyveler ve yeşillikler içindedir onların. Tertemiz bir havanın tadını çıkarırlar âdeta tiril tiril, salına salına. Bu yüzden gelen gideni çok olur dalların. Gün olur serçeler yuva yapar, gün olur bülbüller öter o dallarda. 

Sen de bu millet çınarının bir yerindesin dostum. Belki dalında, belki çiçeğinde, belki yaprağında. Şayet ideallerin gönlünden tutar da “Sen gövdede yer almalısın” derse sana bir gün, “Hani benim meyvem?” dememelisin. Dediğin an kendine yenilirsin. Çünkü ideallerin varsa, sen gövdenin çocuğusun. Millet çınarının, meyveye en uzak kısmının kökleriyle gövdesi olduğunu bilmelisin. Bundan böyle nimet değil, külfet dostundur senin. Sakın nimetsizliğe kızıp bırakma gövdelik görevini. Bazen bir ağacın ara dallarının, çiçeklerinin, meyvelerinin ve yapraklarının olmadığı zamanlar da olur. Ama gövdesi olmazsa olmaz.

Mesut ÖZÜNLÜ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir