Darbe’nin Zihniyeti!…

-27 Mayıs acısının hatırlattıkları-

27 Mayıs acısı ile Adnan Menderes’i idama götüren ‘darbe’nin zihniyeti ve darbeci zihniyet’ yarası, her yıl yüreğimizi derinden kanatmaktadır…

Öyleyse ‘darbe’nin zihniyetini ve darbeci zihniyeti’ tanımak zorundayız:

Ben darbe’nin zihniyeti ve darbeci zihniyetim!

-Benim en büyük düşmanım, özgür ruhlu, kendi kişilikleri olan ve bu sebeple özgür davranan bireylerdir. Kendi aklını kullanmaya cesaret eden bu insanları ‘ihanet eden insan’ olarak nitelendiririm. Onlar, kendi akıllarına başvurduklarından, benim vatan, millet gibi telkinlerimle ikna edilemezler. İdeolojimde bireye ve topluma düşen şey, ‘itaat etmektir’. Ben, ‘benim kişiliğimde var olacak’(!) insanlar arzu ederim, bu yüzden eğitimi düzenler, ‘itaatçi insanlar’ yetiştirmeyi murat ederim.

-Benim katımda ‘hakların ve hukukun’ bir yeri yoktur. Zira haklardan daha çok, ‘görev bilinci’ esastır. Hakkı ve hakikati arayanları bu yüzden ‘sorunlu ve sakıncalı’ sayarım. Benim anlayışımda, sadece ‘verilmesi uygun görülen’ haklar vardır. Bu hakların ‘neler olduğunu’ ben belirlerim. Lütuf gösteriyorsam bu benim şanımdandır(!) Kim ki ‘bana sadakat’ gösterir, makam ve menfaat ile beslerim. Kim ki ‘ehliyet ve liyakat’ ister, kuşku ile gözetlerim. Ödül ve cezaya dayalı kontrolüm ne güzeldir. Uyarsan abad olur, uymazsan berbat olursun! Benim ‘hukuk anlayışımın özü’ budur. Bir konunun adaletli ve hukuka uygun olup olmadığı, kutsallarım karşısında, önemli değildir. Yasayı ‘kendi işime geldiği’ gibi icap ederse düzenlerim. Kimseye de bu anlamda ‘hukuk güvenliği’ sunacak değilim…

-Benim zihniyetimde ‘tek doğrular’ vardır. Çoğulculuk kötü, ‘tek biçimlilik’ esastır. Bana ait doğrularımın ‘felsefe yapılarak’ sorgulanmasını engellerim. Bu yüzden, benim zihniyetimin egemen olduğu devlet yapısında, toplumsal veya siyasal hayatın her alanı ‘kutsallarla’ çevrilir. Felsefeciler bunlara ‘tabu’ derler. Ben kutsallarımla insanlara egemen olmaya çalışır ve insanları bunlara inanmaya zorlarım. Ama benim kutsalıma dokunanı, gücümle elbette ki ‘yakarım’!

-Aslında benim yasam çok açıktır: Mutlak her şeyi kontrol etmek isterim, güç kullanmak gerekirse, şiddete başvururum! Ben, ‘devletin selameti ve geleceği için’ bunları yaparım ve bu yüzden varım. Benim meşruiyet kaynağım, ‘devleti koruma ve kollama’ görevinden gelir. 

-Kendimi tehdit altında görürsem, halkım yararına(!) ‘korkuyu ve baskıyı’ seçebilirim. Mazlumun ve mağdurun ahı çoğalırsa, ‘sahneden çekilir gibi’ yapar ama ‘örtülü’ olarak varlığımın devamını ‘vesayetle’ sağlarım. En yaygın halim, insanların beyinlerinde oluşturduğum, bu ‘zihniyet diktası’dır. Toplumu ve devleti ‘kendime göre’ konumlandırdığımdan, ‘dost kalmak’ ve ‘düşman olmak’ sizin elinizdedir. Dost ve düşman olmak konusunda, sizi bu şekilde özgür(!) bırakır, yapacaklarınızı bu suretle sınarım.

-Toplumsal dünyayı ve sosyal olguları, sadece ‘kendi kabullerime’ göre algılar ve sizlere de ‘medya gözünden’ algılatırım. İdeolojime aykırı olan her şey, ülkeme kötülüktür(!) İktidarı kendimle bütünleştirir ve kendimi ‘devletin asıl sahibi’ sayarım. Benim aleyhinde olan görüş ve eylemler, yanlıştır ve aynı zamanda suçtur! Gerçek, benim gerçeğim; doğru, benim doğrumdur. Benim düşüncelerime muhalefet etmek ve karşı çıkmak, ‘düşmanlık’ anlamına gelir. Zihniyetimin değiştirmeye kalkanlara, büyük ‘kurnazlıklar’ yaparım. Zira elde tutmak istediğim güç, ‘ülkemin kurtuluşu ve devletin bekası’ içindir, bu noktada erdem ve ahlak, kriter değildir. Toplumsal değişim taleplerini de uygun görürsem, ben zaten uygulatırım. Dolayısıyla, benim zihniyetimi, kimisi tutucu  görebilir. Onları da bu sebeple ‘düşman’ olarak kodlarım.

-Darbeci düşünce zihniyetimin, temeli sağlam olan esasları vardır, ‘şekillere’ bağlı kalamaz. Bazen açık, bazen örtülü, bazen askeri, bazende sivil olabilirim. Darbe yaptığımda, ülkenin toplumsal dokusunu ve insan yapısını ağır bir biçimde yaralarım… Oluşturduğum ‘korku’ sayesinde, özgüven sahibi, mantıklı düşünebilen bireyler yok olurlar. Yerine ‘itaatçi hastalıklı akıllar’ gelir. 

-Düşünceye darbe vuran, yıkıcı zihniyetim yüzünden, siyasal sistem altüst olur. Temel hak ve özgürlükler, mevcut esnek yaşam düzeni, ümitli gelecek beklentisi, hoşgörülü dünya algısı, toplumsal güven ortamı tümden sarsılır… Modern dünya, benim anlayışımı ‘zorba’ olarak görse de ‘siyasal otoritenin kurucusu’ unvanı ile yeni bir düzen kurmaya çalışırım. Onlarca yıllık hukuk ve kültür birikimini kaldırır, mevcut toplumsal dinamikleri gerekirse yok sayarım.

-Toplumda belli kesimlerin, ülke nimetlerinden ‘ölçüsüzce pay almasına’ imkân veririm ki o kesimler bana daha fazla ‘destek’ olsunlar… Diğer insanların elinden bir şey gelmeyeceği için ‘korkarak,’ haksızlıklara kayıtsız kalmayı ya da hayattan zevk almayı seçerler… Menfaat verilen ‘ayrıcalıklı sınıflar’, beni her yerde destekler. Bu durum beni hep güçlü tutar. Sorulsa ki ‘adaletin hali’ ne olacaktır? Adaletsizlik döngüsü ve yoksulluğun devam etmesi genel bir sorundur. Bana ‘sorumluluk’ verilemez… Ayrıca halkın zenginleşmesi, eğitim seviyesinin yükselmesi çok da iyi görülemez. Çünkü zengin ve eğitimli insan, daha özgür kararlar verir. Yönetimin elimden kaydığını görsem, cahil kalan halkın ortasına ‘fitne atarak’ toplumsal ayrışmayı sağlarım. Böylece ‘insanı insana kırdırıp’ iktidarımın sürekliliğini korumuş olurum. Bu zihniyetim yüzünden, toplumun geleceği kararırsa, bunu millet yaşar ve onlar bedelini öder…

-Darbe’nin zihniyeti, sosyal, ekonomik, kültürel, tarihsel düşünce temeline dayanır ve ‘açık ya da örtülü’ bu düşünce yapılarından beslenir. Bireysel bakılınca ‘kendi putunu yaratıp’ ona tapan ‘ihtiraslı kişilik’ halim bile vardır: Her zaman haklı olan benim, zira ‘ben Devletim’(!) Benim ‘açgözlü ve bencil’ hallerim, tartışılamaz. Karşımda duran her zaman yanlıştadır. Darbeciliğe ‘kutsal bir amaç’ verdiğim için darbe yapmak ‘kutsal bir görevdir’(!) Darbe yaptıktan sonra, yönetimi başkasına bırakamam. Böyle bir fedakarlık benden beklenmemelidir!

-Benim zihniyet kültürüm, ‘milletin mayasından’ öyle kolayca sıyrılıp atılamaz. Bireylerin ve toplumun tüm eylem ve düşüncelerini belirlerim. Siyasal hayatın tümünü kuşatırım…

Ancak tam demokratik bilincin topluma yerleşerek, Cumhuriyetin gerçek manada yaşanması, eğer ki kutsal saydığım ‘devlet güvenliği’(!) anlayışımla çelişirse, bu zihniyetimle, her zaman, devleti korumayı ve kollamayı, kendime vazife sayarım!..

—-

Şimdi sözümüzün başına dönecek olursak, ‘darbe’nin zihniyetini’ tanımış olduk. Sizi bilmem ama doğrusu ben, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbe mimarlarını(!) ve onların ‘dalga etkisinde kalanları’ tanıdığıma hiç memnun olmadım!…

Metin KAZAN

Faydalanılan Eser: Devlet ve Siyaset/ Prof. Dr. Milay Köktürk (2009 yılı Türk Yurdu Dergisinde Yayımlanan Eleştirel Yazılar/ Ötüken Yayınları, Baskı Yılı 2017)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...