Eleştirel Düşünme Sorunu…

Ahmet Haşim “Bize Göre” kitabında, ‘Eleştirmen’ yazısında, Türk kültürünün eleştiriye kapalı oluşundan bahseder. Ahmet Haşim, bu durumdan rahatsızdır:

“Bir mühendisi, bir şairi, bir doktoru, hatta ismini bile ömrünüzde duymadığınız herhangi bir mesleğe mensup birini, hiç anlamadığınız bir işinden dolayı beğenir gibi oldunuz. O anda bütün yüksek değerler ve üstünlükler sizindir: Hayırseversiniz, zekisiniz, sevimlisiniz, terbiyelisiniz; ilminize, anlayışınıza diyecek yok! Ağzınızdan kaçırıverdiğiniz küçük ve sıradan övgüye karşılık, sırtınıza geçirilen tantanalı altın kaftanı bir an içinde kaybetmemek ve yağmur altında bir çıplak komikliğine düşmemek istiyorsanız, sakın sözünüze en ufak bir tereddüt gölgesi düşürmeyiniz.

İşte rahat yaşamanın sırrı!

Hâlbuki her fikir tarlasından, topal ve yaralı bir hayvan gibi, sopayla, taşla, tekmeyle uzaklaştırılan eleştirmen (eleştirel düşünceli insan- m.k), gerçekte, insan zekâsının en etkili hizmetkârlarından biridir. Geleceğe yürüyen kafilenin en başında, ümidin bayraklarını dalgalandıran onun koludur.

Büyük üstadım Gourmont şunu der: ‘Bütün canlı yaratıklar içinde insanı üstün kılan, yeteneklerinin çeşitliliğidir. Hayvanların en zekisi bile sadece bir tek şey yapar. Fakat onu mükemmel yapar: At, arka ayaklarıyla şampiyon boksörlerin yumruklarından daha mükemmel çifteler atar; arı, kimya fabrikalarına ihtiyaç duymadan bir kimya bilgini dehasıyla balını süzer; örümcek en usta dokumacı gibi boşluğa kurduğu tuzağın tellerini örer. Fakat o kadar! Hâlbuki bin bir alana dağılmış çalışan insan faaliyetlerinin eserleri, ister istemez eksik ve geçicidir. Hayvan amacına ulaşmış görünüyor, insan ise hâlâ aramakla meşgul. Herhangi bir sahada insanı artık daha ileriye gitmekten vazgeçmiş görenler, bilmeyerek onu hayvan seviyesine indirmek isteyenlerdir.’

Eleştirmen ise, insana ait her yeteneğin hâlâ geliştirilmeye muhtaç olduğunu haykırmakla, her sabah insana hayvan olmadığını hatırlatıyor…” (İkdam, 1928 )

Hatırlayalım ki bilge insan Aliya İzzetbegoviç de “Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu, bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafının kaynağı budur.” demiştir.

Demek, ancak eleştirel düşünme ile medeniyet ve insanlık gelişiyor. Üstelik “eleştirel okulda acımasızca yetişmek” gerekiyor. Yenilik düşüncesinin fidanı ancak farklı düşüncelerin saygıyla çarpıştığı yerde (rüzgâr rolüyle) yeşerebiliyor.

Biliriz ki bilim, fen ve sanat ancak eleştirel düşünceyle ilerliyor. Eleştirel düşünme yeteneği olmayan toplumlar “muasır medeniyet seviyesine” çıkamıyor. Felsefesi olmayan toplumlar, ‘var olanla’ yetinip, “olması gerekeni” belirleyemiyor.

Öyleyse, bu tespitlerin halen geçerli olmasının sebebi nedendir? ‘Doğu cephesinde’ istenen manada “doğru değer anlayışlarının” yerleşmemiş olması mı? Eleştirel düşünmenin bir sorun gibi algılanıp, millete yanlış tanıtılması mı? Bu yüzden eleştirel düşünceye gereken değerin ve önemin verilmemiş olması mı?..

Metin KAZAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...