İletişim Üzerine…

“Kar taneleri ne güzel anlatıyor. Birbirine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu.”
Mevlana

İnsanlar ya da toplumlar, düşünce ve duygularını iletişim yoluyla aktarırlar. İletişimde çoğu zaman bakış açımız ve algılarımız bize yön verir. Bakış açılarımız, olay ve insan karşısında, sahip olduğumuz dünya görüşü, hayat tecrübesi, kültür, algılama ve yargılama biçimleridir.

Diğer taraftan bencilliğimiz; her olayda, her eylemde kendi menfaatimizi düşünme ve her işten çıkar sağlama isteğimizdir. Benmerkezci tavrımız ise dünyayı “kendimize” göre algılamaya ve yorumlamaya karşılılık gelmektedir.

İletişimde “benmerkezci olmak”, dünyayı ve çevreyi “sadece kendi bakış açımızdan görmek” demektir. Karşımızdakilerin/ötekilerin bir olaya hangi konumdan bakabileceğini ve farklı algılama sebeplerini bilmemektir. Tıpkı çatışmayı doğuran unsur olarak, karşıdakinin de bizi yeterince anlayamaması gibi…

İnsanlar ancak eğitilirlerse, benmerkezci düşünme biçimlerinin farkına varabilirler: Bunun için de iletişimin gerçekleşmesinde empati, temel bir ölçü olmaktadır. Olayı anlamak, üzerinde düşünmek, etkin bir dinleyici olmakla mümkündür. Başkalarında farklı değer yargıları ve inançları olduğunu bilmek ve bunu kabul etmek önemlidir.

Anlaşmak için bireylerin; öncelikle “anlaşma niyetine” sahip olmaları, iletişim tekniklerini bilmeleri ve uzlaşmak üzere gayret göstermeleri lazımdır. Anlaşma niyetinde olmak ise, benmerkezciliği bir kenara bırakmak ve karşımızdaki kişiyi farklı olduğunu bilinciyle yaklaşmak ve onun farklılığına saygı göstermekle başlar.

Hiçbirimizin kendimizden farklı düşünen, inanan ve farklı kültüre sahip olan insanları küçümsemeye hakkı yoktur. Bu farklılıklar, bir ayrışma sebebi değil, bilakis insan olmaktan kaynaklanan “kültürel zenginlik” olarak görülmelidir. Bu noktada iletişimde “saygısızlık”, doğru iletişim kurmanın önündeki engellerden birisidir. Kaliteli, yapıcı ilişkiler kurabilmek ve zenginleşebilmek, her bireyin birbirinin farklılığını kabul etmesine, hatta teşvik etmesine bağlıdır.

Benlik, “kendi kişiliğimize ilişkin kanı ve algılarımız ve kendi kendimize yönelik görüş tarzımız” olduğuna göre, kişi şayet kendini sevmeye ve sevilmeye layık görürse, benlik olumlu yönde gelişecek, sosyal hayatta başkaları ile kurduğu bağlantılar da güçlü olacaktır. Benlik saygısı yüksek bireylerden oluşan etkileşim halindeki topluluklar, “toplumsal benliği” oluşturacağından, toplum da daha huzura kavuşacaktır.

İletişimde olması istenecek beceri “yetişkin benliğine” ulaşabilmektir: 

Olgunlaşmış/yetişkin benliğe sahip birisi, davranışlarında akılcı ve mantıklıdır. Olay ve olgulara duygu ötesi gerçekçi değerlendirmeler katar. Ani duygu çıkışları yerine, her sorunu mantıklı olarak, ince eleyip sık dokur. Başkasının hatırı için günübirlik kararlar vermez. Doğrusu neyse onu yapmaya özen gösterir. Zira “yetişkin/olgunlaşmış benlik”, gerçeği bulmak için “sorular soran” bir kişiliktir. Bencil bir davranış sergilemeyen, başkalarıyla birlikte işbirliği içinde sorunları çözmeye ya da durumu anlamaya çalışan yetkin cümleler kurar: “Sorun nedir? Öyle mi? Neden birlikte düşünmüyoruz? Bu sorunu birlikte düşünüp, problemi aşabiliriz.” şeklinde yaklaşım sunar.

Uzak durulması gerekli olan “saldırgan davranış biçimi”, iletişim engelidir: Saldırgan kişi, diğer kişileri aşağılar, saygı göstermez, başkalarının duygu ve düşünceleri ile ilgilenmez. Yüksek sesle konuşarak, kendisini hep üstün görme eğilimindedir.

Bu davranış biçiminin aksi yönünde, “çekingen davranış biçimi” de iletişimde olumlu görülemez: Duygu ve düşüncelerini ifade etmekte zorlanan, kendi içinde suçluluk ve öfke duygusu yaşayan, karşısındaki kişi için “Ben önemli değilim, Sen önemlisin” mesajı veren, başkalarının kendisi hakkında karar vermesini normalleştiren kişi, pasif tip kişilik olup, topluma da katkı sunamaz.

Bu yüzden iletişimde “güvenli davranış biçimine” sahip olan kişilik en önemlisidir: Güvenli kişi, bireylerarası iletişimlerinde kendisinin ve başkalarının haklarına saygılı olur. Saygıya giden yolu, empati yeteneğiyle, başkalarının bakış açılarına sahip olarak, onları anlayarak kazanır.

Empati, “bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak, onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır.” Genelde sempati ile karıştırılır: Sempati de karşı kişinin duygularıyla bütünleşme olduğundan, çoğu halde doğru iletişim kurulamaz. Empatide “anlamak”, sempatide “duygudaş olmak” esastır. Empati kuran kişi, taraf tutmaz. Karşısındakiyle birlikte akıl yürütmeyi, düşünmeyi ve yeni fikirler üretmeyi amaçlar. Sempati gösteren kişi ise, sevdiği kişinin tarafını ısrarla tutmaya devam eder ve bu nedenle doğru değerlendirme yapmakta yetersizdir.

Mevlana, “Birbirine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu, kar taneleri ne güzel anlatıyor” sözüyle, hayatımızda doğru iletişim kurmayı, benmerkezci olmaktan uzaklaşmayı, başkalarına saygıyı, empati yeteneğimizi geliştirmeyi, güvenli ilişkiler kurmayı bize öğütlemektedir.

O halde, ihtiyacımız olan doğru iletişimi kurduğumuz zaman, kavgasız ve huzurlu bir toplumu da oluşturacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.

Metin KAZAN

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir