Dedi-Kodu

Soru: Düşündüğümüz her şeyi anlatabilir miyiz?

Dedim: Aklımızdaki her şeyi anlatmaya gücümüz yetmez, birikimimiz de.

Soru: Yani?

Dedim: Köşeleri dolanmayan kelime hiçbir yere ulaşmaz.

Soru: Kimdir muhatabın?

Dedim: Birlik ve beraberliğin şuurunda olan ve bu uğurda ne fedakârlık varsa göstermeye hazır erkân-ı devlet, namzet-i vekâlet arkadaşlarım.

Soru: Başka?

Dedim: Mukaddes cihadın mücahitleri, gül bahçesine giren ak yüzlüler, milletin gelmiş geçmiş en güzide temsilcileri.

Soru: Bir dönem bir dava vardı. Ne oldu davaya, davanın hizmetkârı kim, ağası kim?

Dedim: Davamız, nereye yöneleceğini bilen uyanık davadaşlarla ayaktadır. Alınan kararın “hak” deyicisi, naz makamında niyazlarda bulunanlar.

Soru: Kim bunlar?

Dedim: Devletin bekasına, milletin cefasına ve partimizin sefasına yeni bir inançla baş koyan ve sözleşmesini yenileyen, geçmişe değil geleceğe bakan kartal bakışlı yoldaşlar!

Soru: Bu gayret, azimet ve hizmetler ne karşılığında?

Dedim: Pirler himmeti, erenler duası ve teşekkür bile beklemeden çalışanların gayretidir bu.

Soru: Bunları harekete geçiren nedir?

Dedim: Hizbimizde yücelerden bir işaret ve ilham almadan kimse kendiliğinden hareketlenemez.

Soru: Adanmışlar ordusu mu?

Dedim: Bizde insan yoktur; inananlar vardır. Ben yoktur, bendeler vardır.

Soru: Tefekkür, hakikat?

Dedim: Siyaset Evi’nin kudret ve gücü, bariz bir siyasi hakikattir. Banimiz “mutlak kudret sahibi”dir.

Soru: Geriye kalanlar?

Dedim: Milletin ruh kökünden ilham alarak şekillenen, mensubiyet şuuru ile hayatını inşa ve ihya eden, arzın kendisine emanet edilen toprak parçasını inancına göre şekillendiren davadaşlar!

Soru: Bu mudur dava dedikleri?

Dedim: Duaların sonucu açık bir türbe olan ülkenin gök kubbesine bir güneş tecelli etmiştir. Hepimiz bu güneşin altında iman ateşi ve kardeşlik bağıyla bağlıyız.

 

Mustafa Everdi  Hasan Boynukaraya editörlük için teşekkürlerimizi sunarım.

Gökçen Demiray Erk Mustafa Everdi ben de diyorum, konuşa konuşa dilini kapmış   iftardan sonra bir daha okuyayım. Beynime su gitmezse kavrulacağım. Bugün burası çok sıcak.

Kahir Temimoğulları İkonik olana karşı ironik :)))

Hasan Boynukara Her zaman değilse bile sadakat kazandırır, hakikat kaybettirir

Rüveyda Akkiliç Hakikat nedir ki? satsan alan olmaz, yenmez, içilmez. Rabbim bizi sadakat sahibi sadıklardan eylesin…….  Âmen

Bekir Paksoy İtin kemiğe ettiği nazar ve gösterdiği sebata hayran oldum. Üzülmeyesiniz diye söylemek istemiyordum ama bu sırrı artık içimde taşıyamam, sizin davayı ve –daşları sevmedim.

Bekir Paksoy dava dediğin paylaşımcı olur siz de yok öyle birşeyler

Sacit Türker Fotoğraf okumaları konusunda biraz mesai harcadım lakin bu kare ilginç. Satranç tahtası içinde bulunulan alem, kenarları kesilmeye namzet fil mukaddes dava, köpecik gayretkeş dava eri, kemik motivasyon öznesi mi!? Karışık rüya/ezhasu ehlam gibi bir resim. Neyse davakuran bilir:) Soruları olan yaşıyor demektir.

Selamet Soysal katı olan her şeyin çözüldüğü bir zamanda katı` dan bahsetmek belki bir nostalgi bile zor olur,

Harun Yldz ,

Mehmet Emin Durmuş çok güldüm… mevla da sizi güldürsün üstad. kim demiş bu dava işe yaramaz diye, bakınız nasılda büyük komedyenler yetiştirdi. işte şimdi şurda bir gedik açtık.

Münevver Saral Sorular önceden verilmiş gibi, sayılmaz

Mehmet Emin Durmuş dönüp dönüp okuyorum, paylaşımını esirgemeyiniz ehl-i feysten. olmadı müstearen şeytmemize cevaz var mıdır?

Mustafa Everdi Mehmet Emin Durmuş elbette. Miri malıdır 

Taha Aslan Aslında soru ve dedim değil de dedi ve dedim şeklinde olsaydı sanki daha güzel olacak . Ve bu dedi – dedim serisi keşke devam etse.

Cuma Özusan Çok hayırhahsınız, dilerim öyle olur. Selam ve saygılar.

Enver Kabukçu mahkeme kadıya mülk değildir.

Enes Demir Hakîkat kendisine samîmiyet ile bağlılık ister …

Aydin Ferdi Ferd Ya tahammül ya sefer bir kaç kez okudum galiba yine okuyacağım….

Ahmet Sinav Aha ben buna “edebiyat yapmak” derin. Daha da bişeycik dimen…

Hacı İsmail Karatoprak

Arkadaşlar sizde kalsın, istemem…

Sigortalı milliyetçilik ne yav !

Mücahit mi mütahhit mi ne bilmem,

Kaç kâr payı bu sisteme etti tav ?

Sen, emekçi garibanın kankası,

Söylemlerin hak hukukun bankası,

Ne yazık ki, kazıyınca arkası…

Avcısın be arkadaşım, işçi av…

N’olur artık bana, demeyin dava…

Yordu, başka kabda, başka muhteva…

Öyle ya, her şeyi örter bir sıva !

En iyisi beni, sen, başından sav…

karatoprak

Metin Kazan Üstad post modernite ‘büyük anlatıları’ bitirdi biliyordum… Siz yeniden ve tecdiden, bir ‘nikah tazeleme’ yapmışsınız…

Suat Kürşat “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için

Dost’un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim” diyor Yunus, hocam. Siz ne dersiniz?

Özer Ramazan Bir dönem bir dava vardı, yerini ‘particilik’ aldı. İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun.

Bekir Eser Davayı ve devayı transhumanistlere bıraktık çünkü çözüm burda.. Şarkın dişlileri köpeğe kemik ata dursun…

Mehmet Güler “İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı.”

Dava da tekti: Rızai İlahi..

Ben/de’ler onu çoğalttı..

Bilal Arıoğlu Bu dava dedikleri “kızılelma” olsa gerek.

Hüseyin Ayçiçek “Milletin ruh kökünden ilham alarak şekillenen, mensubiyet şuuru ile hayatını inşa ve ihya eden, arzın kendisine emanet edilen toprak parçasını inancına göre şekillendiren davadaşlar!” diye ünlenenlere selam olsun….

Gülay Sormageç

Soru: Kim bunlar?

Dedim: Devletin bekasına, milletin cefasına ve partimizin sefasına yeni bir inançla baş koyan ve sözleşmesini yenileyen, geçmişe değil geleceğe bakan kartal bakışlı yoldaşlar!

Soru: Bu gayret, azimet ve hizmetler ne karşılığında?

Dedim: Pirler himmeti, erenler duası ve teşekkür bile beklemeden çalışanların gayretidir bu.

Soru: Bunları harekete geçiren nedir?

Dedim: Hizbimizde yücelerden bir işaret ve ilham almadan kimse kendiliğinden hareketlenemez.

Soru: Adanmışlar ordusu mu?

Dedim: Bizde insan yoktur; inananlar vardır. Ben yoktur, bendeler vardır.

Soru: Tefekkür, hakikat?

Dedim: Siyaset Evi’nin kudret ve gücü, bariz bir siyasi hakikattir. Banimiz “mutlak kudret sahibi”dir.

Soru: Geriye kalanlar?

Dedim: Milletin ruh kökünden ilham alarak şekillenen, mensubiyet şuuru ile hayatını inşa ve ihya eden, arzın kendisine emanet edilen toprak parçasını inancına göre şekillendiren davadaşlar!

Soru: Bu mudur dava dedikleri?

Dedim: Duaların sonucu açık bir türbe olan ülkenin gök kubbesine bir güneş tecelli etmiştir. Hepimiz bu güneşin altında iman ateşi ve kardeşlik bağıyla bağlıyız.

İman ateşi- Kardeşlik bağı!

İman gözüyle basiretlenmekten geçiyor…

Selam ve sevgiler Mustafa Everdi hocam

Halil Akçay

Ahmet Taşgetiren

ahmettasgetiren@karar.com

14.05.2020 00:26

Bir ‘MÜSLÜMAN YUFKA YÜREĞİ’ vardı.

+

Andre Malraux Umut romanında İspanya iç harbinde bir sahneyi tasvir eder. Bir Franko askeri öldürülmüş, yerde yatmakta, onun vücudundan akan kanlar bir çukurda birikmiş durumdadır.

Bir çocuk gelir, parmağını çukurdaki kana batırır ve yandaki evin duvarına “Viva revolte – Yaşasın devrim” diye yazar. İç savaşa Uluslararası Tugaylar içinde iştirak eden Malraux bu sahneyi gördükten ve iç savaş ortamında çocukların bile vahşileştiğine tanık olduktan sonra şunları yazar: “Bize bir Müslüman yufka yüreği lazım.”

Bunu ben konferanslarımda çok anlattım. “Müslüman yufka yüreği” ne güzel tanımlama.

Şimdi gelin 2020 Türkiyesi’ne. Sözümona “islami camia”dan bir kadın (evet bir kadın) çıkıyor ve şunları söylüyor:

“Bizim aile şöyle 50 kişiyi götürür. Biz bu konuda çok donanımlıyız, maddi ve manevi olarak. Liderimizin yanındayız ve asla yedirmeyiz bu ülkede, onu söyleyeyim. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim hala sitede böyle 3-5 var, benim listem hazır.”

Sözümona yine “İslami camia”dan bu defa bir erkek çıkıyor, “Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz, idam edeceğiz diyorsunuz.”la başlayan uydurma bir gerekçelendirme esip savuruyor: “Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden? Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede. (Erdoğan’ın) tırnağı kanarsa eğer bu ülkede başınıza neler geleceğinden haberiniz var mı? Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin? ….zulalardan, listelerden, yaşanacaklarından haberiniz var mı?…. Ailenizi kendinizi nasıl koruyacaksınız? Bir intikam faslı başlar ki bu ülkenin vatanseverlerini yiğitlerini durduramazsınız.”

Kadın aynı siteyi paylaştığı insanlara, yani komşularına göz dikmiş, onların işini görecek.

Erkek, düşman olarak gördüğü insanların “kadınlarına çocuklarına” göz dikmiş, onları imha edecek. Yani bir katliamın askerleri olarak görüyorlar kendilerini.

“Müslüman yufka yüreği” ifadesi bu halet-i ruhiye yanında o kadar naif kalıyor ki.

Bu ruh hali, en başta, İslam’ın en temel, en çok bilinen komşu hukukunu berhava ediyor.

Bu gözü dönmüşlükle en önce “Böyle Müslüman olunur mu?” diye sormak lazım. Sadece birkaç Peygamber (s.a.v.) uyarısını hatırlamak yeter.

“Vallâhi mü’min değildir, vallâhi mü’min değildir, vallâhi mü’min değildir.”

– Kim Ya Rasulallah, diye sorduklarında, Peygamberimiz şöyle buyurdu:

– Komşusu, belâlarından emin olmayan kimse (mü’min değildir).” (Buhari, Edep, 29 (VIII.12)

“Komşusu, zararından emin olmayan kimse cennete giremez.” (Müs)lim, İman, 73.

“Cibril bana komşu hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşuyu komşuya vâris kılacak zannettim.” (Buhari, Edeb,28; Müslim, Birr ve Sıla ve’l-edeb,)

“Yanı başınızdaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mü’min değildir.” (İbn Ebî Şeybe, Kitâbü’l-İman)

Allah Teala da “komşu hukuku”nu Kur’an’la önümüze koyuyor.

“Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi eş (ve ortak) tutmayın. Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, sağ ellerinin mâlik olduğu kimselere (kölelerinize) iyilik edin. Allah kendini beğenen ve dâima böbürlenen kimseyi sevmez.” (Nisa:4/356)

Bir de benim Rasulullah’ın “Rahmet Peygamberi” vasfı çerçevesinde anlattığım bir “Savaş hukuku” çerçevesi var. Savaşa gönderilen komutana verilen direktif şu:

“-Kadınlara dokunmayın, çocuklara dokunmayın, yaşlılara dokunmayın, ağaçları kesmeyin, yakmayın. Kiliselerinde havralarında ibadetle meşgul olan kişilere dokunmayın.”

Şimdi bir Müslümanlığınızı bir de “Kadınlarınızı ve çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız?” haydutluğunu düşünün. Buna en çok Müslümanın isyan etmesi gerekmiyor mu? Bu, öncelikle İslam’ın nasıyesine çalınmış bir kara değil mi? Ne yapacaksınız kadınlara, çocukları şişe mi dizeceksiniz? Sırplığı alıp getirip Türkiye’de cinayet dosyası mı oluşturacaksınız?

Buna öncelikle kendisi adına silaha sarılınacak olan iktidar mensuplarının isyan etmesi gerekmiyor mu?

Ne kolay söyleniyor bunlar? Ne kadar insan bu duygularla enfekte olmuş olabilir, hiç düşünüldü mü? Nasıl bir dönüşüm geçiriliyor iktidar sürecinde?

Bu haydutluğun medyada, sosyal medyada sergilenebiliyor olması vahametin başka boyutu değil mi?

(+) Bu bilgileri “Sorularla İslamiyet” isimli siteden aldım.

Cengiz Erdoğan Ülkemizde en iyi muhalefet mizah dergilerinden ve gazetelerin köşe yazılarından çıkar. Gündemi oluşturmak yerine gündemin içinde kaybolan anlayışla bir arpa boyu bile yol gidilmeyeceği aşikardır. Kömür, makarna, koyun, damacana, bidon ve kurucu irade muhabbetinden kurtulup teknoloji ve üretimi konuştuğumuz zaman gerçek muhalefete kavuşmuş olacağız

Fatih Mehmet Alanoğlu Duaların sonucu açık bir türbe olan ülkenin gok kubbesine güneş tecelli etmiştir ilginç ve isabetli bir söylem

Meryem Kurşun Soru: Bu davadaşlar, böyle bir dünya tasarımına, algısına, inancına sahip olmayan ve herkesin inandığı gibi yaşaması gerektiğini düşünen, fakat bu inandığı gibi yaşama hakkını savunduğu davadaşlarca kendisinin inandığı gibi yaşama hakkı kademe kademe imha edilen ve tamamen imha edilme idealine kilitlenmiş bir kurulumun mensupları inandıkları gibi yaşama hakkını neden başkalarının bu hakkını sonlandırmak için kullanırlar? Bu haklarını başkalarının bu haklarını kullanma hakkını sonnlandırmak üzere kullananların hakkı mıdır bu hak? Bütün bunlar, hak’ka tapmak mıdır; yoksa hak’kı tırpanlamak mıdır?

Halil Akçay

“Abidin yaĝmur” un Facebook sayfasından muhteşem bir paylaşım..

***
***

Bir 50 kişi de benim ailem götürür

Bizim aile de geniş, en az bir 50 kişi de biz götürürüz.

Anam, babam, kardeşlerim, kuzenlerim, onların ana babaları.

Kalabalığız yani götürürüz bir 50 kişi.

Yeter ki elimize bir fırsat geçsin.

Düşünmeden götürürüz valla.

Bugüne kadar öyle olmuş çünkü. Aile geleneğimiz bu, gözümüzü kırpmadan götürürüz.

***

Mesela darda kalmışı, yolda kalmışı, kaybolmuşu, düğün dernek dağılınca ortada kalmışı görsek alır evimize misafir olarak götürürüz.

Yemeğini ikram eder, temiz yatağını açarız.

Namaz kılacaksa seccade çıkarır annem dolaptan.

Sohbet edecekse çay demlenir, bisküvi çıkarılır.

Doymamışsa sevdiği yemek nedir diye sorulur. O akşam olmasa da öbür akşam o yemek yapılır.

Ne zaman gitmek isterse o zaman götürürüz otogara.

Aynı şehirdeysek sokağın başına kadar götürürüz.

***

Mesela gariban görsek tutar elinden derdine çare bulacağı bir makama götürürüz. Belediyeye, Kaymakamlığa…

Yol soranı başımızdan savmayız, bineceği otobüse, dolmuşa kadar götürürüz.

Gözümüz tutarsa şoföre, olmadı yolculardan birine emanet ederiz.

Açım diyeni lokantaya, banyo edemedim diyeni hamama, dermanım yok diyeni hastaneye, yol iz bilmem diyeni postaneye, mağdurum diyeni mahkemeye, iş arayanı işçi arayana götürürüz.

***

Mesela bir kavga görsek, evvela kavganın ortasında kalmış çocuğu bir yana götürürüz. Sonra kadını bir kenara götürürüz. Sonra kavga edenleri bir kenara götürürüz.

Ağlayan görsek girer koluna oturacağı bir yere götürürüz.

Yükünün altında terleyen görsek, yüküne el atar bir gölgeye götürürüz.

Susmuşu, efkarlanmışı görsek alır dost meclisine götürürüz.

***

Bizim aile de geniş…

Götürürüz en az 50 kişi.

Fakat ne tabanca, ne pompalı, ne devlete kayıtlı tüfek olmaz bizde.

‘Ayıptır Mahsuni kılıçla kama

İnsan olan insan kıyar mı cana’

diyen Mahsuni’nin edebiyle büyüdük.

Annemin, ‘Ne ucuz? Birinin evladı birine ucuz’ sözünden ders alarak büyüdük.

Onun için, kimsenin evladı ucuz olmaz bize.

Hem ayıptır kılıçla kama…

Biz bir insanı, en az 50 insanı, olsa olsa evimize, soframıza misafirliğe götürürüz.

Abidin Yağmur

Meryem Kurşun Halil Akçay

Ağaç demiş ki baltaya

Sen beni kesemezdin ama

Ne yapayım ki sapın benden

Bak şu ağacın bilincine sen

Ölen ben, öldüren benden

Bunca analar ağlayıp durur da

Akıp gider gelinciklerden

Kör müdür sağır mıdır bu ırmak

Ölen ben, öldüren benden

Her yerde böyle olmuş bu

Önce dağa, taşa, ağaca söyletmiş halk

Sonunda sabahın bir yerinden

Uyanıp kalmış ayağa ırmak

Ölen ben, öldüren benden

RUHİ SU

Osman Yavuz Ahlâkî değerler ve hakikat “siyasileşmiyor”. Siyasileşen; binbir türlü alicengiz oyunları,ego kapris ve menfaatleri oluyor. Kutuplaşma,polemik,hırz, adam kayırma,yolsuzluk oluyor…Ayrica kötülüklerin arkasında nefsini ve parayı ilahlaştırmış insan tipi vardir. Hayatı ilahlaştırmış insan tipi vardir…

Mahmut Kavlağan “dualarla tecelli edilen güneş”

Mustafa EVERDİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...