Jürgen Habermas ve Metafizik

Metafizik nedir? Aslında öyle çok da önemli bir soru, dolayısıyla sorun değil yani, hiç değilse bana göre; zor da değil üstelik. Şöyle cevaplandırabiliriz belki, ki ben öyle cevaplandırıyorum sorulması durumunda bana, ki soruluyor, çokça soruluyor hem de. Kısa bir süre önce, ne tür olursa olsun, seküler ya da ilahi, her tür Metafizikten uzak durmanın mutlu ve insancıl (human) bir hayat yaşamanın olmazsa olmaz şartı olduğunu söylemiştim; benim için tabii ki. Nasıl yani diye sormuştu bir tanıdığım, tam olarak ne demek istiyorsun diye de devam etmişti. İdealleri olan, dünyayı iyileştirebileceğine inanan, hadi iyileştiremeyeceğine ikna oldu diyelim, fakat yine de karınca misali, ki nefret ederim bu örnekten, o yolda olmayı bir gereklilik ve erdem olarak gören; haddizatında erdem diye bir şeye inanan, onun için mücadele eden, adaletten, merhametten, şefkatten ve en çok da vicdandan ve benzeri ne idiği belirsiz şeylerden dem vuran herkesten uzak durmak, hayatı çok fazla kolaylaştırır ve mutlu olmayı çok daha fazla mümkün kılar demiş ve sonrasında işte bunu demek istiyorum diye tamamlamıştım. Ama sen müslümansın, en azından öyle olduğunu söylüyorsun diye şaşırmıştı tanıdığım ve nasıl bu söylediklerini olduğunla, bu demek müslümanlıkla bir arada tutabiliyorsun ki diye de tuhaf tuhaf başını sallamış ve sen manyaksın diye de bitirmişti ardından. Ben orayı karıştırma demiştim, anlatsam anlamazsın çünkü, kafan basmaz. Ve anlatmamıştım. O da dinlemek istememişti zaten haddizatında; iş olsun işte, bir şekilde müslüman  inandıracak ya kendisini, mal bulnuş mağribi gibi, ki çok severim bu örneği, dalmıştı balıklama söylediklerim, fakat anlamadıklarına. Neyse, biz yine de biraz daha ciddi olalım. Metafizik nedir? Jürgen Habermas‘a göre Metafizik nedir? diye modifiye edelim soruyu isterseniz. Cevaplaması daha kolay olur. By the way (apropos)… Bilmiyorsunuz, ki sanırım daha önce söylemiştim, ki tekrarlamakta fayda var, Habermas ve aynı şekilde Jacques Derrida bana her zaman Hz. Muhammedi hatırlatırlar. Evet, Habermas‘a göre Metafizik nedir?

Ona, bu demek Habermas‘a göre Metafizik, dünyayı, dolayısıyla dünya tarihini çevremizde merkez alan yaşam dünyasının bütüncül yapısıyla örtüşür bir şekilde yorumlayan geleneklerden sadece biridir sadece […einer der Traditionen, die ”die Welt bzw. die Weltgeschichte homolog zur ganzheitlichen Struktur der um uns zentrierten Lebenswelten interpretieren.”] Bu demek; öyleyse Metafizik bütün [Totalität] düşüncesidir, dolayısıyla sadece bütünü [Totalität] değil, aynı zamanda bütüncül [totalitär] düşünür. Haliyle; Türkçeye tercüme edince Almanca düşündüklerimi, cümlenin bütün çağrışımları ve espirisi eriyip gidiyor. [Die Metaphysik ist ein Denken der Totalität, das die Totalität nicht nur denkt, sondern auch totalitär denkt.MKH] Neyse, biz de kalanıyla idare ederiz artık. O halde düşünce, Habermas öyle söylüyor [so Habermas], bilen, anlayan ve tanıyan aklın [die erkennende Vernunft] akli yapılanmış dış dünyada kendisini yeniden ve tekraren bulduğunu ya da doğaya ve tarihe bir yapı, belki de bir alt yapı olarak kendisini eklemlediğini iddia ettiği sürece metafiziki çıkış noktasına sadık kalır, bu demek Metafizik olur ya da olmaya devam eder. İşte bu Metafizik‘i daha da daraltıp somutlaştırmak adına Habermas bu noktada söz konusu düşüncenin, yani metafiziki olanın, onu o kılan üç farklı tarafını dışa vurur aynısını son tahlilde tanımlamak için. Bu bağlamda aynısının söz konusu özellikleri olarak üç mesele öne çıkartır ve tartışır; ilk olarak ‘Aynilik Düşüncesi” [Identitätsdenken], daha sonra ‘‘İdealizm” ve son olarak da ”Güçlü Teori Kavramı” [Der starke Theoriebegriff]. Bu üç kavram üzerinden Metafizik budur der bize Habermas.

Aynilik Düşüncesinin alameti farikası [differentia specifica] öncelikle bütünü tek bir kerede ve bakışla görebilecek bir konumu vehmetmesi, bu demek kendisi için bir nevi Thomas Nagel‘ın sadece Allah için rezerv ettiği The view from nowhere perspektifini iddia etmesidir. Bu noktanın kendisine sunduğu imkan şu oluyor; dünya içsel şey ve olayları tüm katman katman oluş ve çokluklarıyla birlikte kendisinden bir adım öteye itip, dolayısıyla kendisini bir adım geriye çekip aynılarını özel entiteler olarak öne çıkartmak ve aynı zamanda aynılarını bütünün parçaları olarak yapılandırabilmeye imkan veren bir bakış açısı kazanmak. Bu demek; düşünmek bu şekilde kendisini dünyadan ve dünya keşmekeşinden uzaklaştırıyor ve kelimenin tam anlamıyla mutlaklaşıyor. Fakat aynı zamanda söz konusu bütüne bağlanarak ve onu bilerek/anlayarak, dolayısıyla bu bütünlükte kendisini tanıyarak onunla aynileşiyor. Habermas bu noktada var olanın düşünceyle aynileştirilmesinden söz ediyor [Gleichsetzung von Sein und Denken], ki aynısı bu şekilde ilk kez Parmenides‘de ifadesini bulmuştu. Bütünün bu şekilde yeniden tanınması, dolayısıyla bütünde kendini bu şekilde yeniden tanımak kendinden menkul, dolayısıyla öyle çok da kolay bir şey değildir fakat, aksine düşünmenin kahramanca verdiği […heroischen Anstrengung des Gedankens] bir çaba sonucu çıkar ortaya. Ve burası Platon‘un aynileştirici, aynı kılıcı unsurun kavramsal olması gerektiğini ileri sürdüğü nokta oluyor. Bu demek aslında söz konusu bu bütünlüğün altında yatan idea, dolayısıyla güncel olanın dışında olan ve kalandır kendisi için hakikat oluşu talep eden, ki aynısı üzerinden son tahlilde bütün olan bir olan olarak günlük olanın içerisinde kendisini gösterir ve tanınır. Bu demek düşünce bütünü bütün ve tek-bir olarak göre- ve tanıyabilmek için idealar dünyası üzerinden yol almak zorundadır, ki ancak ideanın bilinmesi ve söz konusu bilgiden yola çıkarak aynısının kazandırdığı hakikatin güncel olana giydirilmesi sonucu bilgi mümkün olur. Bu şekilde var olan ve düşünce ayniliğini düşünce lehine hiyerarşize eden bu yaklaşıma Platon İdealizmi diyoruz.

Habermas‘ın son olarak dile getirdiği Güçlü Teori Kavramı ilk iki noktanın, bu demek ”Aynilik Düşüncesi” ve ‘‘İdealizm”’in birleştiricisidir. Nitekim temaşa eden hayat’tır [bios theoretikos]  tefekkür ve derin düşünce [Kontemplation] üzerinden ve son tahlilde aynısının sonucu olarak dünyadan el etek çekerek dış dünya, dolayısıyla idealar dünyasıyla ilişki kurabilen. Tabii ki idealar dünyasıyla ilişkiye girebilmek herkesin ulaşabileceği bit ayrıcalık değildir. Perdeler sadece azları için aralanır ve ötelere yol açarlar; söz konusu azları için sadece. Bir çoğu, aslında bir çokları için temaşa yolu kapalıdır ve kapalı kalır. Habermas için her ne kadar yeni dönemde tarif edilen sürecin kutsal olandan, dolayısıyla eliter altyapısından arındırılması söz konusu olsa da, güncel olandan uzaklaşma, güncel olana mesafe kazanma ve söz konusu mesafe üzerinden, dolayısıyla bu mesafe vasıtasıyla günceli tek bir kerede ve tek-bir olarak göz önüne getirebilme hala daha var kalandır. Bu şekilde çember kapanıyor ve Metafizik bu üçlü yapının üzerinde yükselen muazzam bina olarak kendisini görünür kılıyor.

Aslında Metafizik nedir sorusunun daha kısa bir cevabı var. Ludwig Wittgenstein Tractatus’un 6.41 numaralı cümlesinde, ”dünyanın anlamı onun dışında olmak zorundadır” [der Sinn der Weltmuss ausserhalb ihrer liegen] diyor. Bu anlamda dünyaya anlam veren her sistem, eğer bu sistem dünya içinden kaynaklanıyorsa, ki aksi mümkün değil, ki buna Vahiy’de dâhildir, nitekim insanca, oldukça insancadır, Metafiziktir.

 

Mustafa KÜÇÜKHÜSEYİNOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir