Gençleri 21.Yüzyıla Hazırlamak

Sosyolog Prof. Dr. Nilgün Çelebi Hoca’nın 1-2 Nisan 1992’de Konya Selçuk Ünv. V. Milli Gençlik Kongesin’de sunduğu “Gençleri 21.Yüzyıla Hazırlamak” adlı bildiri metni…

Şu yıllarda temelleri Ortaçağın sonu Yeniçağın başında atılan Aydınlanma döneminin son yıllarını yaşıyoruz. Aydınlanma, insanı evrenin merkezine koyan, insanı tüm evrenin gizlerini çözebilme kapasitesine sahip olarak gören, aklı ve insan aklının ürünü olan bilimi yücelten bir dönemdir. Aydınlanmanın ilkelerinin tekil kurumlar veya kategoriler üzerinde değil de, toplumun organizasyonu üzerinde etkisini göstermesi 1789 Fransız Devrimi ile sembolleştirilir. Ortak bir dil ve kültüre sahip ulus devletlerin doğuşu, kapalı ekonomilerin yıkılması ve üretimin fabrikalarda gerçekleştirilmesi, sanayileşme, dünya ekonomik sisteminin yerleşmesi, kentleşme gibi olgu ve süreçler Aydınlanmanın insanı merkeze koyan hümanist dünya görüşünün uyardığı değişmelerdir. AIvin Toffler‘in 2. Dalga olarak adlandırdığı bu dönüşümleri yaşayan toplumlar 1960’lı yıllara kadar sanayileşmiş, gelişmiş, modern toplumlar olarak, bu dönüşümleri henüz tümüyle gerçekleştirememekle birlikte, gerçekleştirme, “take-off” aşamasındaki toplumlar ise gelişmekte, sanayileşmekte olan, gelenekselden moderne geçiş aşamasındaki toplumlar olarak  adlandırılıyorlardı. Genel paradigma içinde günümüzün gelişmekte olan toplumlarının ergeç gelişmiş, modern toplumlar haline dönüşeceği beklenmekteydi.

1960’ların sonlarına doğu anahatlarını özetle belirttiğimiz bu anlayış ve beklentiler birtakım yeni oluşum ve süreçlerin devreye girmesiyle kırılmalara uğamaya başladı. Daniel Bell‘in 1962’de ilk kez değindiği, 1974’te ise The Coming of Post Industrial Society adlı kitabında irdelediği konu, gelişmiş toplumların mevcut ekonomik ve sosyal yapılarının düz bir evrim çizgisi izlemedikleri, tersine önemli bir dönüşüm geçirmeye başladıkları tespitine dayanmaktaydı. D. Bell meta üretimine ve ticaretine dayalı ekonomik aktivitenin biçim ve içeriğindeki değişmelere dikkat çekmekte, hizmet söktörünün sanayi sektörünün yerini aldığını, buna bağlı olarak sınıf yapılarının değişim geçirerek profesyonel teknik mesleklerin öne çıkmasına yol açtığını, ekonomik, politik ve sosyal karar verme mekanızmalarının yeni rafine teknolojileri kullanan yeni entelektüel sınıfların eline geçtiğini vurgulamaktaydı. Amerikalı J. K. Galbraight ve Fransız A. Touraine sırayla 1967 ve 1969  yıllarında Bell’in bu saptamasını destekleyici çalışmalar yayımladılar. Galbraight ABD ekonomisindeki ve tüm bir ABD toplumundaki gerçek gücün büyük işletmelerin teknostrüktürüne veya teknik bürokratların eline geçtiğini yazarken A.Touraine de Fransız ekonomik ve politik yaşamının teknokratik kontrol altında olduğunu ifade eder. A. Toffler ise bu yeni oluşumu üçüncü Dalga olarak adlandırır. Toffler üçüncü Dalga’da gelişmiş batı toplumlarının sosyal, ekonomik ve politik kurumlarının geçirmek üzere oldukları dönüşümü nedenleriyle birlikte anlatır. Enerji kaynaklarındaki değişimden, bilgisayar teknolojisinin gelişimine, gen mühendisliği alanındaki çalışmalardan iletişim araçlarındaki çeşitlenmeye kadar hemen her alandaki buluşların bireyin günlük yaşamı üzerindeki etkilerini gözler önüne serer.

Bell, Galbraight, Touraine, Toffler gibi sosyal bilimcilerin teknoloji değişkenini temele alarak çizdikleri toplumların kurumsal yapısındaki olası dönüşümleri ve onların etkilerini gösteren bu tablo bir noktada eksik bir tablodur. Zira olan biteni yorumlama tarzımızdaki, ideolojimizdeki, zihniyetimizdeki veya fikir dünyamı zdaki değişimleri kapsam dışı bırakmaktadır. Adı geçen yazarların bıraktığı bu boşluk günümüzde postmodernizm olarak adlandırılan entellektüel yaklaşım tarafından doldurulmaktadır. Postmodernizm günümüzde “modernizm sonrası” olarak anlaşılmaktan çok “modernizmin sonu” olarak anlaşılmaktadır. Postmodernizm modern, gelişmiş dünyayı İkinci Dalga’ nın da öncesine giderek, başka bir ifadeyle sanayi devriminin de ötesine giderek, Aydınlanma döneminden bu yana entellektüel bilgi birikimini, bu bilgi birikiminin elde ediliş tarzını, yorumlanış ve anlaşılış tarzını sorgulayan eleştiren bir yaklaşımdır. Modern toplumları gerek ekonomik ve politik ve/veya kültürel, entellektüel, zihniyet düzleminde ameliyat masasına yatıran bu yaklaşımlar aynı zamanda yepyeni bir toplum modelinin de ilk kurgulayıcıları olmak durumundadır. Yeni Dünya Düzeni olarak adlandırılan bu dünyanın koordinatları bugünden yavaş yavaş belli olmaya başlamıştır. Yeni Dünya Düzeni bireyi evrenin tüm gizlerini çözmeye muktedir ideal bir varlık olarak değil fakat zayıflıkları da olan, tökezleyedebilen ama çok çok özel de olan, bir varlık olarak görmekten  yanadır. Bu çok çok özel varlığın sorunlarının, insan haklarını vazgeçilmez, demokrasiyi katılımcı kılmakla ve güçlülüğün farklı olmaktan geçtiğini kabul etmekle çözümlenebileceğini düşünmektedir.

Yeni Dünya Düzeni iletişim teknolojisinin yığınlaştırdığl insanların değil, istediği informasyona istediği anda ulaşmakla çok çok özel bir varlık olmakllğını pekiştirme olanağına sahip bireylerin düzeni olacaktır. Yeni Dünya Düzeni “düzen”i üniformlaşmak değil çeşitlenmek olarak değerlendirenlerin düzeni olacaktır. Yeni Dünya Düzeni merkezi, dev birimlerin yetki ve sorumluluklarını daha küçük ölç ekli, yerel birimlere devrettiği bir düzen olacaktır. Yeni Dünya Düzeni ekolojik çevrenin suistimal edildiği değil, “sürdürülebilir kalkınmanın” çevre ile uzlaşılarak gerçekleştirildiği bir düzen olacaktır. Yeni Dünya Düzeni ofisin, işyerinin değil evin, konutun öne çık tığı bir düzen olacaktır. Yeni Dünya Düzeni Habermas’ın terimleriyle “maksatlı rasyonel eylemin” değil, “iletişimsel eylemin” hedeflendiği, anlamaya dayalı bir düzen olacaktır. Yeni Dünya Düzeni farklılaşmış birey ve birimlerin yeni bir esas üzerinde yeniden birleşerek bütünleştikleri bir düzen olacaktır. Farklılıkların kabulü yoluyla bütünleşme ise engin bir hoşgörü ve anlama ile mümkündür.

Kuşkusuz Yeni Dünya Düzeni üzerine bu söylediklerimiz bu günden yarına gerçekleşecek değişiklikler değildir. 10 yıllarca, 100 yıllarca sürecek bir değişiklikler silsilesidir burada öngörülen, Ve kuşkusuz Yeni Dünya Düzeni öncelikle günümüzün gelişmiş, modernleşmesini tamamlamış toplumlarının geleceklerine yöneltilmiş bir projeksiyondur. Ne ki giderek küçülen ve değişim ivmelerinin hızlandığı dünyamızda Yeni Dünya Düzeninin, bir başka deyişle Üçüncü Dalga’nın etkileri Türkiye gibi çevre ülkelerde de yakın bir gelecekte hissedilmeye başlanacaktır. Bu bağlamda Türkiye ve benzeri “çevre” ülkelerin proj eksi yanlarını  yaparken özellikle insan kaynağına ilişkin planlamalar yaparken geleceği tüm boyutlarıyla kavramaya gayret göstermelerinin ne denli gerekli olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Yine bu bağlamda gelecek kuşakların sadece bilgisayar kullanmayı öğrenmelerinin yeterli olmadığının bilgisayarın yanı sıra çok daha başka bir yaşama desenine göre hazırlanmalarının de gerektiğinin bilincine varılmasının zamanının geldiğini düşünüyorum.

 

Nilgün ÇELEBİ

Kaynak

Beli, D. (1974) , The Coming of Postındustrial Society, New York Basic Books.
Galbraith, K. (1967) , The New Industrial State, Landon, Hami Sh Hamil ton .
Habermas, (1973) , Legitimation Crisis, London, Heinemann  Educational Books, 1976.
Toffler, A. (1981) Üçüncü Dalga, çev. Ali Seden, İstanbul,  Altın Kitaplar.
Touraine, A. (1969) , The Postındustrial Society, New York, Random House, 1971.
Mutman, M. ve M. Yeğenoğlu (1992) “Bilimlerde ve Toplumda Postmodernizm” Birikim, 33, 43-57

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...