Bir Özgürlük Bahçesi, “dibace.net”

Iraklı kadın hakları savunucusu ve yazar Zeynep Salbi, “Özgürlük İçimizde Başlar” isimli kitabında her özgürlük hareketinin ilk önce insanın kendi içinde başladığını anlatır:

“Dünyayı değiştirmek istiyorsak, önce kendimizden başlamalıyız. Özgürlüğün yolu budur.”

Bütün varlıklar özgürlük sevdalısıdırlar. En zayıf bitkiler bile sert toprakları yara yara incecik kafalarını topraktan dışarıya çıkarır ve güneşe karşı “ben de varım” diyerek gülümserler. Bir ruh, bir fikir, bir ülke özgür olmadıkça gerçeğe ulaşmak çabası boş bir çabadan ibarettir.

Şimdiye kadar çeşitli dergilerde, gazetelerde ve internet sitelerinde yazdım. Bizim dünyamızda (İslam dünyası diyelim) fikir özgürlüğü ne yazık ki bir topluluğun inandığı düşüncenin sınırları kadardır.

Bu durum ne dini cemaatlerde ne de kendisini özgür düşünce diye sunan diğer ideolojik hareketler için de asla değişmez.

Dindar bir yazarsanız sizin yazdığınız derginin veya gazetenin düşünce çizgisinin dışına taşamazsınız. Muhafazakâr, milliyetçi biriyseniz “dâvâ”ya aykırı sayılabilecek sözlerden kaçınmak zorundasınız. Solcuysanız, fraksiyonunuza göre yazılarınızı kaleme alacaksınız.

Bu kısır döngü ülkemizde “dört başı mamur” fikir adamları yetişmesine engel oldu. Kemal Tahir’ler, İdris Küçükömer’ler, Cemil Meriç’ler, Nurettin Topçu’lar, Attila İlhan’lar… farklı bir söylem geliştirdiklerinde ait oldukları  düşünce dünyasında bile dışlandılar ve ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldılar.

İki yıla yakındır tanıdığım ve yazdığım “dibace.net” isimli internet sitesinde ilk kez yazma özgürlüğünü tattım dersem asla abartmış olmam. Bu sitede kendi düşüncelerimi serbestçe ifade edebildiğim gibi farklı pencerelerden bakan insanların yazılarını da okumaktan büyük bir zevk duymaktayım.

“dibace.net” çok kısa zamanda bizler için âdeta bir özgürlük bahçesi oldu. Renk renk çiçeklerin yazılarla boy attığı bu mekânın ileride Türk fikir dünyasına büyük katkılar sunacağından asla kuşku duymuyorum. Bu sitede bazen Alaattin Diker‘le Avrupa’yı adım adım gezdim ve yollarda efsane kahramanlarıyla birlikte Kant, Heidigger gibi filozoflarla karşılaştım. Bazen Yücel Feyzioğlu‘nun masal kokan üslubuyla Türk dünyasının edebiyatını daha yakından tanıdım. Aykırı ilahiyatçı Mustafa Öztürk‘ün iddialarını okudum. Halit Çelikbudak‘ın şiiri nehirde akıttığı ve bir şehrin biyografisini çıkardığı “Nehri Dinle, O Her şeyi Anlatacak” gibi “serenatını” dinledim.

Mustafa Everdi‘nin Avrupa’yı iç dünyasıyla dinleyişini ve bir “Tünel” de “En uzun Gece”sini anlamaya çalıştım. Ramiz Abutalibov, Aqşin Yenisey, Merziye Necefova, Aliye Dadaşova, Ruşen Alizade, Mirmehdi Ağaoğlu, Cengiz Abdullayev, Azer Turan gibi Azerbaycanlı yazar ve şairlerin Azerbaycan’a has ve özgün kültürel denemelerine göz attım.

Her yazı ve söyleşi site içinde ve bizim kafalarımızda yeni bir kapının açılmasına, bir tutam ışığın içeriye dolmasına sebep oluyordu. Mevlüt Asar, Alman Psikiyatr Prof. Bauer‘ın insanın kendi kendisini nasıl kontrol edebileceğini güzel üslubuyla aktarırken, Sadık Yemni ile yapılan “Kayıp Bir Kedi Söyleşisi” ise ülkemizin yakın tarihine ve gel-gitlere yeniden dikkati çekiyordu. Hikâyede yeni bir anlatım tarzı sunmakta ise genç yazar Sinan Terzi ile “Derdimize Çare Bir Çiçek” söyleşisi yardımcı oluyordu.

Sadece bunlar mı? İsmail Küçükkılınç, Mesut Şen, Lütfi Bergen, Necati İlmen, Aliye Çınar Köysüren, Yasemin Kapusuz, Emine Bilge, Mehmet Toygar Özdemir, Mehdi Genceli, Rahmi Şeyhoğlu, Seçil Sayın Kutluca, Hasip Saygılı, Zeki Önsöz, Mevlüt Uyanık, Volkan Ertit, Osman Aydoğan, Celal Aydemir, Şahika Can Akın, Özer Bilgiç, Emre Bozkuş, Münevver Saral, Nazlı Akdağ, Meltem Çimen, Selda Şahin, İrfan Paksoy, Abdulvahap Kara, İsa Kocakaplan, Ergür Altan, Rüştü Kam, Melek Maksudoğlu, Nilgün Çelebi, Gönül Keskin, Mehmet Binboğa, Yusuf Yavuz, Emel Akbaş, Celal Aydemir, Fadıl Karlıdağ, Uğur Pehlivanoğlu, Metin Kazan, Sabriye Cemboluk, Ahmet Bayraktar, Aygün Akyol, Murat Alan, Hasan Aydın, Mustafa Sarı, Mehmet Emin Durmuş,  Hasan Boynukara, Rengigül Ural, Kaan Bahadır, Kartal Yolcu, Aytekin Yılmaz, Veyis Güngör, Gürgün Karaman, Mesut Özünlü, Tarık Torun, Öznur Eren Kanarya, Halil Gülel, Aysel Özdemir, Süheyla Karaca Hanönü… gibi yazarlar bizi “Radyo Günleri”nden “Bermuda Şeytan Üçgeni”ne kadar uzun düşünce yolculuklara çıkarıyorlardı.

Bütün bu güzellikleri ve burada adını anamadığım diğer yazarları bir özgürlük bahçesi içerisinde toplayan, onları yazmaya teşvik eden, şövalye demeyeyim de “Alp” gibi, yorulmayan, dinmeyen, korkmayan gözlüklü, “ufak tefek”, zamana ve zemine isyan eden Muaz Ergü‘den başkası değildir.

Umarım, düşünce dünyamızın gelişen, büyüyen bu “özgürlük bahçesi” ileride yeni fikir ve edebiyat adamları doğuracak, kararan umutlarımıza kıvılcım olacaktır.

Orhan ARAS

7 Yorum

  1. AvatarRengigül Ural Cevapla

    Değerli Orhan Bey,

    Kıymetli yazınız için Muaz Bey’e ve size çok teşekkür ederim.
    Varlığınız sağlıkla, üreterek sürsün.
    Sağlıklı, bolluklu, huzurlu, mutlu bir yıl dilerim.
    Saygı ile,

    1. Muaz ERGÜ yazdı...Muaz ERGÜ yazdı... Cevapla

      Biz teşekkür ederiz. Site dolayısıyla sizin gibi nazik, kültürlü, çalışkan bir hanımefendi ile tanışmaktan dolayı çok memnunuz. selamlar…

  2. AvatarMustafa Everdi Cevapla

    İşte dibace.net Türkiye’nin Hyde Park’ı. Başka bir sitede bu kadar çeşitliliği, farklılığı, kadın yazar sayısının çokluğu bulunamaz. Muaz Ergü bu işin mimarıdır. Orhan Aras beyefendiye teşekkür ederim böyle bir icmal çıkaran yazısı nedeniyle.

  3. AvatarMesut ÖZÜNLÜ Cevapla

    Teşekkürler, tebrikler Muaz kardeşim. Dibace’yi Dibace’nin ufku ve kucaklayıcılığı ile kaleme almış Orhan Aras Beyefendi. Yazdıklarına aynen katılıyorum. Böylesi bir irfan ırmağını kültürümüze ve düşünce dünyamıza armağan eden Muaz Ergü kardeşimi ve yazar Orhan Aras Beyefendiyi muhabbetle selamlıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir