CEMİL SITKI EZ-ZAHAVİ – 4

Irak’ın Ünlü Filozof ve Şairi
CEMİL SITKI EZZAHAVİ – 4

YAŞLILIĞI VE ÖLÜMÜ

Cemil Sıtkı ez-Zahavi’nin olgunluk ve yaşlılık yılları, genelde Bağdat ve çevresinde geçmiştir. Bunun en büyük nedenlerinden biri, gençlik yıllarından beri devam edegelen omurilik rahatsızlığının 1918 yılında iyice nüksetmesi ve elli beş yaşında iken sol ayağının felç olmasıdır. Yine de bir süre sonra o, Irak’ın yeni kralı Faysal bin Hüseyin’den beklediği ilgiyi görememesi nedeniyle Bağdat’tan ayrılmış, Şam ve Beyrut üzerinden Kahire’ye geçmiştir. Yaklaşık bir yıl kadar burada kalmış, ancak yayınladığı bazı yazı ve şiirleri nedeniyle bir ara Ezher’den bir grup fanatiğin tazyik ve baskılarına maruz kalmış, sonrasında tekrar Bağdat’a dönmüştür.

Bir yıllık Kahire macerasının ardından, Cemil Sıtkı ez-Zahavi’nin hayatındaki yurt dışı hareketlilik, yerini yavaş yavaş sadece Irak’la sınırlı kalan yerel bir yaşantıya bırakmaya başlamıştır. Ancak onun yaşlılık zamanları, her şeyden önce eserleri ve fikirleri sayesinde entelektüel verimliliğinin iyiden iyiye arttığı, sadece Irak topraklarında değil, neredeyse tüm Orta Doğu aydınlarınca tanındığı ve Arap halkları arasında ilgiyle okunduğu yıllardı. Bundan böyle Arap edebiyatının direği olarak anılan Mısırlı büyük düşünür ve yazar Taha Hüseyin, onun hakkında şu övgü dolu cümleleri söylemişti: “Ez-Zahavi, sadece Arapçanın ve Irak’ın şairi değildir. O, aynı zamanda Mısır’ın ve onun dışındaki ülkelerin de şairidir. Bir kere o aklın şairiydi. Bu yüzyılın Maarri’si idi.(1) Ancak bu Maarri Avrupa ile iletişim kurmuş, bilgiyle silahlanmıştı.”

Cemil Sıtkı ez-Zahavi, yaşlılık günlerinde Bağdat’ın önde gelen düşünür ve edebiyatçılarıyla bir araya gelmeyi, onlarla kültürel toplantılar yapmayı âdeta yaşam tarzı hâline getirmişti. Onun evinden sonra en çok zaman geçirdiği iki mekân vardı Bağdat’ta. Biri âdeta kültür ve ilim meclisi olarak kullandığı Şat Kahvesi, diğeri de neredeyse her ikindi vakti uğradığı Hamit Reşit Kahvesi idi. O, bu iki kahvede filozof ve edebiyatçı dostlarıyla sık sık bir araya gelir, edebî ve fikrî sohbetler yapar, güncel konuları tartışırdı. Yaşlılık yıllarında bir köşeye çekilmeyen, hiçbir zaman kâğıt ve kalemden, fikrî ve felsefi mücadeleden uzak kalmayan Cemil Sıtkı ez-Zahavi, konferanstan konferansa, bir sohbet meclisinden diğerine, bir şiir şöleninden bir başka etkinliğe koşmuştur. O, büyük bir şair olduğu kadar güçlü bir hatip, bilge bir düşünür, etkili bir aktivistti. Irak halkının, Müslüman toplulukların, özellikle kadınların uyanması için var gücüyle çalışan bir kişilikti. Bundan böyle aynen gençlik yıllarında olduğu gibi, yaşlılık yıllarında da fikirlerinin arkasında durdu ve mücadelesini yılmadan sürdürdü.

Ancak ömrünün son yıllarında, Bağdat’ın Reşit Caddesi üzerinde bulunan Emin Kahvesinde oturmaktan daha çok hoşlanır olmuştu. Emin Kahvesi, ez-Zahavi ile âdeta özdeşleşmiş gibiydi. Burada, kendisi gibi Irak’ın önde gelen şair ve yazarlarından Ma’ruf er-Rusafi, Abdurrahman el-Benna, gazeteci yazar İbrahim Salih Şükür ile sık sık bir araya gelir, uzun sohbet ve tartışmalara koyulur, oyunlar oynardı. Bu kahvede özellikle damaya olan tutkusu garip bir şekilde artmıştı. Dolayısıyla burası âdeta onun ikinci adresi hâline gelmişti. Bundan böyle vefatından sonra Emin Kahvesi isminin yanı sıra ez-Zahavi Kahvesi adıyla anılmaya başlamıştı. Hatta 1930’lu yılların başlarında bir gün devrin Irak Başbakanı Nuri es-Sait ez-Zahavi’yi yanına çağırmış, kendisiyle görüşmek istediğini söylemişti. Bunun üzerine ez-Zahavi nerede deyince, Nuri es-Sait Emin Kahvesinde yanıtını vermişti. Nihayet Başbakan es-Sait, randevulaştıkları gün kahveye gelmiş ve kendisiyle bir süre sohbet etmişti.(2)

Mütevazı ve son derece sade bir mekândı Emin Kahvesi. İçerisinde birkaç kanepe ile beş on tane eski sandalye, bir de antika bir gramofon vardı sadece. Ancak hükümet sarayı ile yeni Irak devletinin üst düzey bürokratlarının oturduğu bölgeye yakın olması dolayısıyla stratejik bir konumda bulunuyordu. Ez-Zahavi burada genç yaşlı, amir memur, hoca öğrenci kendisini seven ve etrafını çevreleyen hemen herkesle bir araya gelir, onlara yazdığı yeni şiir ve yazılarından pasajlar okurdu. Bazen de genç şair ve yazarlarla buluşur, onların şiirlerini dinler, edebî ve felsefi konularda görüş alış verişinde bulunurdu. Bu genç şairlerin en gözdelerinden biri Muhammed Mehdi el-Cevahiri, diğeri de Muhammed Rıza eş-Şebibi idi. El-Cevahiri, ileride Irak’tan ayrılacak, Suriye ve Lübnan’ın yanı sıra çeşitli Avrupa ülkelerinde uzun yıllar ikamet ettikten sonra 98 yaşına ulaşan ömrünü “En büyük Arap şairi” unvanıyla taçlandıracaktı. Muhammed Rıza eş-Şebibi ise, hem edebî hem politik alanda yükselişini sürdürecek, 1965 yılına kadar Irak’ın önde gelen seçkin simaları arasında yer alacaktı.

Bu kahvelerde ez-Zahavi’nin sohbet ve şiirlerini dinleyen sadece el-Cevahiri ve eş-Şebibi değildi. Hindistan’ın ünlü şairi Tagor’dan Başbakan Nuri es-Sait’e, er-Rusafi’den el-Benna’ya yerli yabancı yüzlerce hatta binlerce ziyaretçiyi; edip, bilge ve entelektüeli konuk etmişti bu tarihî kahveler. Kısacası, ez-Zahavi’nin olmazsa olmazıydı bu şiir ruhlu haneler. Hele o duvarlarına bin bir derin giz sinmiş Emin kahvesi! O, kahveden daha öte bir şeydi. Ez-Zahavi bunu bir beytinde şöyle özetlemişti:

Ey ziyaretçi! Bu kahve başkadır, görünce anlarsın
Sanki ilimle tarihi, doludizgin ata binmiş sanırsın(3)

Cemil Sıtkı ez-Zahavi, miladi 23 Şubat 1936 tarihinde Bağdat’ta vefat etti. Irak halkı, büyük şairin vefat haberiyle uyanmıştı 24 Şubat Pazartesi sabahına. Halk, bu tatsız sürprize pek hazırlıklı değildi. Çünkü ez-Zahavi’nin, kendisini ölüme götürecek kadar ağır bir hastalığı yoktu. Ancak Abbasi devrinde yaşamış ünlü meczup şair Ebu’l-Atahiye’nin Ölüm, en sonuncu hastalıktır/ Tüm beden onun altında kalıktır dizeleriyle özetlediği gibi, ölüm de bir hastalıktı aslında. Hem de en son ve en büyük hastalık. Dolayısıyla ez-Zahavi’yi 73 yaşındayken, bir pazar akşamı eşinin kollarında yakalamıştı ölüm. Sebep, birdenbire onu iki büklüm eden ve âdeta bir deprem sarsıntısı kadar ani gelen kalp kriziydi. Kim bilir belki de onun yorgun kalbi, bin bir heyecan ve fikir fokurtusuyla kaynayan derin dünyasını daha fazla taşıyamamış, zorluk ve ıstırap yüklü bir hayattan, mutluluk ve esenlik dolu bir âleme geçişin kapılarını aralamıştı.

Ez-Zahavi’nin cenazesi askerî törenle kaldırılmış, devrin Irak başbakanı, bakanları, ülkenin önde gelen bürokrat ve aydınlarının katılımıyla Bağdat’ta defnedilmiştir. Onun vefatıyla, Arap edebiyat tarihinin dünyaya ışık saçan nadide sayfalarından biri daha kapanmıştı. Kabri Bağdat’ın kuzeybatısında, Azâmiye semtinde, İmamı Azam Camii yakınlarındaki Hayzurân Mezarlığındadır.(4) Daha sonra mezarının üzeri türbeyi andıran bir odayla örtülmüştür. Yanına, 1967 yılında vefat eden yeğeni, Irak’ın önde gelen âlim, mutasavvıf ve hukukçularından Emced ez-Zahavi gömülmüştür.

Bir kısım elektronik gazete ve dergide, Cemil Sıtkı ez-Zahavi’nin ölümünden sonra mezarına, şiirlerinden seçilmiş son derece anlamlı bazı dizelerin nakşedildiğine dair bilgiler yer almaktadır. Bu konuda Irak’ın kültürel ağırlıklı el-Meda Gazetesi’nde Kasım Âl-i Dâyıh tarafından 2006 yılında ez-Zahavi’nin vefatının yetmişinci yıldönümü dolayısıyla kaleme alınan bir makalede bazı ilginç anekdotlar yer almakta ve vefat etmeden yıllar önce aşağıdaki anlamlı dizeleri yazan şairin Allah inancının güçlü ve sağlam olduğu vurgulanmaktadır.

Sana ibadetimi, hiç kimsenin bildiğini bilmeden ettim ben
Tutsaklığın mı, tabiatın göğsü mü daha geniş var mı bilen?
Kulluğumu gece gündüz yaptım ben, senin övülmüş adına
Güneş uykuya daldığında, ışıklarını üzerimize saldığında
Yakinen anladım ki, Allah’tır şu koca varlığı ayakta tutan
Yakinen anladım ki, Allah’tır şu koca âlemi güzel yaratan
Muhakkak ki siz, O’nun lafzıyla hakikatin manası oldunuz
Hakikat örtü olmuş sana, sen bir ışıksın, nursun kuşkusuz.

… 

 ESERLERİ VE YAZILARI

 Cemil Sıtkı ez-Zahavi’nin eserlerini, şiirsel/ manzum ve düzyazı/ nesir şeklinde iki ana başlıkta toplayabiliriz. Bu eserlerin neredeyse tamamı Arapça yazılmış, sadece biri Farsçadan Arapçaya çevrilmiş, diğeri ise orijinal Türkçe olarak kaleme alınmıştır. Şimdi bu eserleri ayrıntılı şekilde ele alalım.

A – Şiirsel Eserleri 

1) El-Kelimu’l-Manzum: “Manzum Deyişler” anlamına gelen ve ez-Zahavi tarafından ilk bastırılan şiir divanıdır. Eser, ikinci olarak 1955 yılında Muhammed Yusuf Necm tarafından Beyrut’ta bastırılmıştır. Ez-Zahavi’nin Divan’ının birinci bölümünü içermekte ve 188 sayfadan oluşmaktadır.

2) Rubâiyyâtu’z-Zahavi: 1924 yılında Beyrut’ta basılmış, sayfa adedi 202’dir. Eser, Beyrut üzerinden Kahire’ye geçen ez-Zahavi’nin anısına bir hediye olarak basılmıştır. Aynı eser, ayrıca 1955 yılında El-Kelimu’l-Manzum adlı eserle birleştirilerek küçük ebatlar hâlinde Mısır’da yeniden basılmıştır.

3) Divânu’z-Zahavi: 1924 yılında Kahire’de, el-Arabiyyetü’l-Mısriyye matbaasında basılmış, 435 sayfalık bir eserdir. Eserin girişinde ez-Zahavi’nin “Şiire olan eğilimim” başlıklı yedi sayfalık uzunca bir takdim yazısı yer alır. Ez-Zahavi bu yazısında şiirle olan ilgi ve öyküsünü, Arap şiirine dair görüş ve düşüncelerini anlatır.

4) El-Lübâb: “Öz” veya “Katıksız” şeklindeki anlamları içinde barındıran, ez-Zahavi’nin sağlığında, 1928 yılında Bağdat’ta bastırılan 336 sayfa tutarında bir eserdir. Bu eserde ez-Zahavi’nin kendisi tarafından seçilmiş en gözde şiirler yer alır.

5) Sevratün fi’l-Cahîm: “Cehennem’de Devrim” anlamını taşıyan bu eser, Irak’ta bazı fanatik gruplarca zaman zaman büyük tepkilerle karşılanmış, 433 beyitten oluşan uzunca bir kasidedir. Ez-Zahavi’nin Beyrut’ta çıkan ed-Duhûr dergisinde 1931 yılında yayınladığı beyitlerin toplamından oluşur. Ayrıca 1934 yılında Bağdat’ta kitap olarak basılmıştır. Eser, İtalyan düşünür ve yazar Dante’nin İlahi Komedya adlı eserine esin kaynağı olan Ebu’l-Ala el-Maarri’nin Risâletü’l-Ğufran adlı eseriyle benzer temaları işlediğinden, ez-Zahavi’nin ikinci el-Maarri olarak anılmasına neden olmuştur.

6) El-Evşâl: “Gözyaşı Sızıntıları” anlamına gelen bu eser, 1934 yılında büyük boy olarak Bağdat’ta basılıp yayınlanmış, 336 sayfa tutarında bir kitaptır. Ayrıca bu eser, ez-Zahavi’nin hayatta iken yayınlanan en son divanıdır. 

7) Es-Sümâle: “Kapta Kalan Kalıntı, Köpük” anlamına gelen ve 1939 yılında Bağdat’ta ez-Zahavi’nin ölümünden sonra basılan 71 sayfalık bir eserdir. Bu eser aynı zamanda ez-Zahavi’nin altıncı divanıdır.

8) En-Nezağât: “Dürtüler” anlamına gelen, Bazı Arap edebiyatı araştırmacılarına göre Kayıp Divan, Eş-Şek ve’l-Yakîn, Nezağâtu’ş-Şeytan gibi adlarının da olduğu iddia edilen, 1963 yılında Mısır’da, en-Nehda matbaasında basılan bir eserdir. Eser 544 beyitten oluşur ve ez-Zahavi’nin en son şiir kitabıdır.

9) Rubâiyyâtü’l-Hayyâm: Ömer Hayyam’a ait Farsça rubailerin, ez-Zahavi tarafından yarı düzyazı yarı şiirsel olarak Arapçaya çevrilmesi ve 1928 yılında Bağdat’taki Fırat matbaasında basılmasıyla ortaya çıkmış bir eserdir.  72 sayfa olup 130 rubaiyi içermektedir.

B – Düzyazı Eserleri

1) Ta’lilu’l-Câzibiyye: “Varlıktaki Çekimin Nedeni” anlamında; 1908 yılında Beyrut’ta, 1910 yılında Bağdat’ta basılmış, 71 sayfalık yarı felsefi yarı astrofizik içerikli bir inceleme ve araştırma eseridir. Eserin zaman zaman “El-Câzibiyyetu ve Ta’liluha” şeklinde de isimlendirildiği görülmektedir.

2) Ed-Def’u’l-Âm ve’z-Zavâhirü’t-Tabîiyyetü ve’l-Felekiyye: “Tabii ve Astronomik Fenomenlerde Genel İtim Kuvveti” anlamında bilimsel bir inceleme kitabıdır. Bir önceki eserin bazı kavramlarını açıklamak ve tamamlamak amacıyla kaleme alınmış; güneş sistemi, dünya, ay, yıldız, med-cezir ve gezegenler arası itim çekim olaylarıyla ilgili teorik felsefi bir eserdir. 1912 yılında Kahire’de, el-Muktetaf matbaasında basılıp yayınlanmıştır.

3) El-Fecru’s-Sâdık (fi’r-red alâ münkiri’t-tevessül ve’l-kerâmât ve’l-havârik): “Tan Yerinin Gerçek Ağartısı” anlamında bir isme sahip bu kitap, Vahhabilik akımına karşı bir reddiye olarak kaleme alınmış önemli bir eserdir. İkinci Abdülhamit devrinde yazılmış bir eser olması dolayısıyla içerisinde yer yer Sultan’ı öven; itaati, birlik ve beraberliği önceleyen beyitlerle süslenmiştir. Ez-Zahavi’nin bu eseri h 1323/ m 1905 yılında Kahire’de basılmıştır.

4) Ulyâ’l-Felsefe: “Felsefenin Üstünlüğü” anlamını taşıyan bu kitap, felsefenin ve ilmî düşüncenin önemine dikkat çeken özgün bir eserdir. 1894 yılında Kahire’de basılmıştır. 

5) El-Kâinât:  Felsefe ve astrofizikle ilgili bir eserdir. 1896 yılında Kahire’de, el-Muktetaf matbaasında basılmıştır.

6) El-Haylu ve Sibâkuhâ: “At ve At Yarışı” anlamında bir isme sahip bu eser, at tımarı ve yarış atı yetiştiriciliği ile ilgili notlardan oluşur. Eserin ikinci bölümünün bir kısmı 1896 yılının Eylül ayında Kahire’de, Hilal dergisinde yayınlanmış; ayrıca üçüncü bölümü yine aynı yıl aynı dergide yayınlanarak bir kitapçık hâline getirilmiştir.

7) El-Mücmel Mimmâ Erâ: “Gördüklerimden Bir Özet” anlamındaki bu eser, Ez-Zahavi’nin yaşadığı devirdeki olayları kendi perspektifinden değerlendirdiği notlardan oluşur. Eser, 1923 yılında Bağdat’ta kaleme alınmış, 1924 yılında Kahire’de Hayrettin ez-Zirikli’nin el-Arabiyye matbaasında bastırılmıştır. Yaklaşık 80 sayfalık, orta ebatta bir eserdir.

8) Rivâyetü Leyla ve Semîr: “Leyla ve Semir Romanı” anlamına gelen bu eser, ez-Zahavi’nin 1927 yılında yazdığı ve aynı yıl Lüğatü’l-Arap dergisinde yayınladığı bir romandır. Meşrutiyet öncesi dönemde halkın psikolojik durumunu, Osmanlı yönetiminin bu şartlarda halka karşı tutumunu ele alan bir eserdir.

9) El-Hattu’l-Cedid: “Yeni Yazı” anlamına gelen bu eser, 20 Ekim 1896 tarihinde el-Muktetaf dergisinin onuncu bölümü olarak Kahire’de yayınlanmıştır. Arap dili için yeni alfabe arayışları ve dilin kolaylaştırılması gibi konuları içeren fonetik bir eserdir.    

10) Hikmet-i İslâmiyye Dersleri: Ez-Zahavi’nin Türkçe olarak kaleme aldığı tek eserdir. İstanbul’da bulunduğu ve Mülkiye Mektebi’nde İslam Felsefesi dersi okuttuğu yıllardaki notlarından oluşur. Eser Darülfünun’da basılmış, bugüne kadar henüz Arapçaya çeviren olmamıştır. 

Bunların dışında Cemil Sıtkı ez-Zahavi’nin; dama oyununun beş yüz çeşidi, Arapçanın gramer olarak kolaylaştırılması, bütün divanlarından süzülmüş bin beyitlik “Uyunu’ş-Şi’r/ Şiirin Gözenekleri” başlıklı bir dizi çalışmasının daha olduğu arkadaşlarına gönderdiği mektuplardan anlaşılmıştır.

Ez-Zahavi’nin ayrıca el-Mukattam, el-Müeyyed ve el-Muktetaf gibi dergi ve gazetelerde çok sayıda makalesi, araştırma-inceleme yazısı, konuşma ve konferans notu yayınlanmıştır. Öte yandan onun, Kuzey Iraklı şair arkadaşı Şeyh Rıza et-Talabani’ye eleştiri için yazdığı çoğu Kürtçe şiirlerden oluşan bir de antolojisi vardır.(5)

Devamı 5. Bölümde / DÜŞÜNCE ZENGİNLİĞİ

Mesut ÖZÜNLÜ

________________________

 (1) Ebu’l-Ala el-Maarri: Miladi 973-1057 yılları arasında yaşamış ünlü Arap filozof ve şairidir. Abbasi döneminin önde gelen dilcileri ve entelektüelleri arasında yer alır. Güçlü şiirlerinin yanında, “Saktu’z-Zend/ Kıvılcımın Düşüşü”, “Risaletü’l-Ğufran/ Gufran Risalesi” adlı eserleriyle ünlenmiştir. Risaletü’l-Ğufran adlı eseri, İtalyan düşünür ve yazarı Dante’nin İlahi Komedya’sına esin kaynağı olmuştur. 

(2) Ed-Durubî, İbrahim, “el-Bağdâdiyyûn Ahbâruhum ve Mecâlisuhum”, Matbaatü’r-Rabia, Bağdat 1958, s. 204-205.

(3) Es-Saidî, Semîr, “Feylesûfun ve Şâirun Irakiyyün Kâne Yektubu li’l-Müstakbel/ Iraklı Filozof ve Şair Geleceği Yazıyordu”, el-Arap Gazetesi, Londra, 20 Şubat 2016.

(4) Hayzurân Mezarlığı, Bağdat’ın en eski mezarlıklarındandır. Önceleri Kureyş kabristanı olarak adlandırılan bu mezarlık, Abbasi halifesi Harun Reşit’in annesi Hayzurân Hanım’ın m 20 Kasım 789 tarihinde vefat edip buraya gömülmesiyle Hayzurân Mezarlığı olarak anılmaya başlamıştır. Hayzurân kelimesi, aynı zamanda Hint kamışı olarak bilinen “Bambu” anlamına gelmektedir.   

(5) Eserleri hakkında geniş bilgi için bkz. ed-Duveyde Muhammed, Yûsuf Alî, “Cemîl Sıdkî ez-Zahâvî Hayâtuhû ve Şi’ruh”, Ümmü Durman Üniversitesi, Yüksek lisans tezi, Sudan/ Hartum 2008, s. 45.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...