Aşkın Şairi: Muhammed İkbal

Gönlümün aydınlığı, içimin yanışındandır. Gözümün cihanı görmesi, kanlı gözyaşı döktüğümdendir. Aşka delillik diyen insan, hayatın sırrına daha da yabancı olsun…”

1877 yılında doğan Muhammed İkbal, gençliğinde hukuk ve felsefe derslerini İngiltere’de almış, doktorasını Almanya’da tamamlamıştır. 1908 yılında Hindistan’a dönerek 1934 yılına kadar bir süre avukatlık yapmıştır. Hayatının büyük bir kısmında Doğu ve Batı düşüncesini buluşturarak, yeni sentez fikirler ortaya çıkarmıştır. Ömrünün son deminde kanser hastalığına yakalanmış ve maddi güçlükler içerisinde vefat etmiştir. 1938 yılında vefat ettiğinde geriye ilmi konferanslarını, şiirlerini ve kendine dert yaptığı İslam’ın sosyal meselelerini bırakmıştır.

İkbal’e göre İslam aydınları, son beş yüzyıldır içine kapanarak, mevcut sosyal sorunlara çareler üretememişti. Ona göre İslam dünyasında son zamanda göze çarpıcı gelişmeleri Türkler yaptı. Bu yüzden Türklere karşı ayrı bir sevgi ve ilgi gösterdi. İkbal, 1911’de Trablusgarp Savaşı şehitleri için yazdığı bir şiirinde Türklere olan aşkını şöyle anlattı: İkbal, rüyasında Hazreti Peygamber’in huzuruna çıktığını gördü ve Peygamberin kendisine “Bize ne getirdin İkbal?” hitabına karşılık verdiği cevapta “Cennette bile bulunmayan bir hediye olarak size Türk’ün kanının bulunduğu bir bardağı getirdim ey Allah’ın Resulü” diyerek kutsal hediyeyi sundu…

Muhammed İkbal, sömürgecilik döneminde bağımsızlığını koruyabilen tek milletin Müslüman Türkler olduğunu ve aynı zamanda “İslâm Rönesansını” gerçekleştirecek potansiyele sahip milletin de Türkler olduğunu söyleyecekti. Ona göre sadece Türkler, dogmatizm uyuşukluğundan kurtulabilmiş ve entelektüel hürriyet bilinciyle kendilerini yenilemek yolunda mesafe alabilmişti…

Bir şiirinde Türkler için şöyle dua edecekti: “Allah’ım, lütfunla, kereminle bu milletin ağacı yeşildir. Senin kereminden bu millet bugün hâlâ yaşayabilmektedir. Allah’ım, İslam milletine kıpırdanış, silkiniş imkânı bağışla, Hazreti Ali gönlü, Hazreti Ebubekir sadakati ve ihlası bağışla. Bu ümmetin ciğerine Muhammed (a.s.) aşkının okunu sapla. Yeniden dünyaya hâkim olma arzusu uyandır onlarda…”

Muhammed İkbal, ilk uçak seyahatine çıktığında Türk hava sahasına girildiğinde ona haber vermelerini istedi. Haber verilince de birden ayağa kalktı ve dedi ki: “Bu topraklar mübarek topraklardır. Bu mukaddes mekânda yaşayan millet de öyle bir millettir ki yıllarca İslam’ın muhafızlığını yapmıştır. Eğer Türk milleti olmasaydı, İslam, Arap Yarımadası’na hapsolurdu. Bunun içindir ki gönlümde Hazreti Mevlâna’ya ve onun necip milletine karşı sonsuz bir saygım vardır. İşte bundan dolayı yani onlara hürmeten ayağa kalktım!”

Muhammed İkbal, daha sonra bağımsızlığını kazanacak Pakistan halkının “ağlayan bülbülü” oldu. “Gül belki söyleyemez amma muhakkak onu, ağlayan bülbül söyler” diyecekti. Gül için şiirler yazdı. Onda “Sabahlara kadar feryat, yüzlerce belalı sabah, yüzlerce ateşli âh! Neticesi bir güzel şiire!”dönüşecekti. O “Aşk kılavuz istemez. Bir bakış, bir gizli gülümseme, bir damla parlak gözyaşı…” Her şeyi anlatmaya yeterdi. Sevgiye inandırmak için başka bir yemine artık lüzum da yoktu.

İkbal hayat hakkında, “Bizim binbir ızdırap içinde geçen hayatımızın hikâyesi uzundur” diyecekti. İkbal’e ”Göğsün içinde gönül nedir?” diye soracak olsanız, onun vereceği cevap şu olacaktı: “Akıl yanmaya başladı mı gönül olur. Gönül çırpındığı için gönüldür. Lakin bir an bu ızdırabı terk etse, çamurdan başka bir şey olmaz…”

Ona göre Batı’nın “Büyük eksiği aşksız olması, adeta İsa’nın ruhunu her gün çarmıha germesi” idi. Doğu “Hakk’ı görüp, dünyayı görmemiş, Batı da dünyada kalıp, Haktan kaçmıştı.” İkbal’in Müslümanlardan beklediği hareket ise peygamber ahlakını yaşamalarıydı. Peygamber hem bedeni hem de ruhu beraber gören kâmil bir insandı.

Nasıl ki Peygamber alemlere rahmet olarak gönderildiyse, onun ümmeti de âlemlere rahmet olmalıydı. Der ki: “Allahtan Peygamber aşkının bir zerresine sahip olmayı dile. Zira milletleri yaşatan onun aşkıdır. Kainat onun aşkı ile vücut bulmuştur. Varlıktaki gizli cevheri o aşkın apaçık tecellisi meydana çıkardı. Ruha ancak onun aşkı sükun ve huzur verir. Onun aşkı gecesi olmayan bir gündür…”

Muhammed İkbal…Aşk üzerine söylenen güzel şiirlerin mısralarında o da vardır…Izdırap kokan sözler, onun yanan yüreğinden gelmektedir… Aşkın şairi, hasret gözyaşlarıyla şiirlerini yazmıştır.

Ona rahmetler olsun… Ruhu hep aşkla dolsun.

Metin KAZAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...