Bir Garip Ölmüş Diyeler…

bir karanfil usulca kırılır gibi daldan
sessizce çekip gitti dost yüzlü güzel insan…

Bazen okumanın da yazmanın da bir anlamı kalmıyor; gencecik insanların şu veya bu nedenlerle toprağa düştüğünü gördükçe, sanki onların hayatlarına konmuşuz gibi bir garip suçluluk duyuyor insan. Bu suçluluktan arınmak için isyan ediyor, öfkemizi kusacağımız birilerini arıyoruz. Aslında vicdan sahibi hiç kimse bir canın, hem de pisi pisine, öldürülmesine razı olmaz ama ne yazık ki kör ideolojiler insanları samimi olmaktan alıkoyuyor. Bir kısım insan, memleketin yarısı kendi lideri uğruna öldürülse takdir-i ilahi deyip oralı olmuyor, bir kısmı kendince her cinayetten intikam zevki tadıyor; kısacası insanlıktan hızla uzaklaşan tuhaf bir toplum olmaya başladık.

Kendi derinimize çekiliyoruz böyle günlerde, ağır bir savaş yenilgisinden kaçan göçmenler gibi savruluyoruz, içimizde göveren yeşil bir bahçenin talan edilişini görmek bize acı veriyor çünkü. Nobranların kırıp döktüğü parçaları bir daha birleştiremiyoruz. Böylece her geçen gün birbirinden nefret eden iki tür insan yaratılmaya çalışılıyor ülkemizde ve bu sancılı yaratım sürecinde suçlu suçsuz binlerce can heba oluyor. Biz makul azınlık da edilgen bir şekilde öylece bakıyoruz gelişmelere, aczimizden utanıyoruz.

Ne yazılırsa yazılsın hepsi hava cıva… Aybüke Öğretmen‘in ailesine düşen yangını uzaktan çaylarımızı içerek rahat koltuklarımızda bir film izler gibi izliyoruz; ta ki o ateş bizi sarıncaya dek en küçük bir tepkisel eyleme kalkışmıyoruz. Allah kimselere genç acısı, hele de evlat acısı yaşatmasın.

Yıllar boyu onlarca genç öğretmenle beraber çalıştım; o güzel çocuklar beni bir baba, bir ağabey gibi sevdi, saygı duydular bana. Yıl boyunca gençlerin davranışlarını gözlemledim; o kadar naif, öyle sevi dolu ve hesapsız seviyorlar ki öğrencilerini, arkadaşlarını… Bu samimiyetleri bana, o mekânın masum olmayan tek insanı olduğumu düşündürdü hep. Umutları, sevinçleri, güzel günlere olan inançları vardı o gençlerin; kim ne zaman yılgınlığa düşse onlara umut aşılayan bir de ağabeyleri…

Aybüke Öğretmen’in katliamını duyunca, yanmıştım. TV’deki o temiz yüzüne, lirik gülüşüne  hiç yabancılık çekmedim, dershanedeki öğretmen kızlarımdan biriydi işte, üstelik bencileyin bir müzik tutkunu. Ciğerim yandı, sizlerin de yanmıştır elbet. Yıllardır biz okuttuk o çocukları, her hallerine vakıf olduk; kimi gün yol parası bulamadığı için okula gelemedikleri oldu, kimi gün âşık olup ağladılar için için. İki kız babası bir insan olarak, gittikçe cahilleştirilen, vicdansızlaştırılan bir topluma iki gül damlası bırakıp gidecek olmanın hüznü yetmezmiş gibi, ara sıra böylesi genç ölümlerle büsbütün kahroluyoruz.

Ah be Aybüke kızım, ah be nar çiçeği, ah be anasının sevmelere kıyamadığı melek, söz tükendi; ne desek boş, ne kadar ağlasak faydasız evet. “Türk’ün ateşle imtihanı” diyor ya yazar, aynen öyle. Ne yazık ki bu ateş en çok gençleri yakıyor, biz de oturup uzaktan ağlıyoruz bu körpe canların heder edilişine, elimizden bir şey gelmiyor “Lanet olsun!” demekten başka. Mekânın cennet olsun kuzum be, affet senden fazla yaşadığımız için. Allah’a emanet ol dünya güzeli…

Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin…

Yunus Emre

Mehmet BİNBOĞA

2 Yorum

  1. AvatarMetin Kazan Cevapla

    Gönülden gelen hüzün dolu duygular, gözyaşı olup akmış:

    “Bazen okumanın da yazmanın da bir anlamı kalmıyor; gencecik insanların şu veya bu nedenlerle toprağa düştüğünü gördükçe, sanki onların hayatlarına konmuşuz gibi bir garip suçluluk duyuyor insan. Bu suçluluktan arınmak için isyan ediyor, öfkemizi kusacağımız birilerini arıyoruz. Aslında vicdan sahibi hiç kimse bir canın, hem de pisi pisine, öldürülmesine razı olmaz ama ne yazık ki kör ideolojiler insanları samimi olmaktan alıkoyuyor.
    Bir kısım insan, memleketin yarısı kendi lideri uğruna öldürülse takdir-i ilahi deyip oralı olmuyor, bir kısmı kendince her cinayetten intikam zevki tadıyor; kısacası insanlıktan hızla uzaklaşan tuhaf bir toplum olmaya başladık.

    Kendi derinimize çekiliyoruz böyle günlerde, ağır bir savaş yenilgisinden kaçan göçmenler gibi savruluyoruz, içimizde göveren yeşil bir bahçenin talan edilişini görmek bize acı veriyor çünkü. Nobranların kırıp döktüğü parçaları bir daha birleştiremiyoruz. Böylece her geçen gün birbirinden nefret eden iki tür insan yaratılmaya çalışılıyor ülkemizde ve bu sancılı yaratım sürecinde suçlu suçsuz binlerce can heba oluyor. Biz makul azınlık da edilgen bir şekilde öylece bakıyoruz gelişmelere, aczimizden utanıyoruz…”

  2. AvatarSeyit R.ÖZER Cevapla

    “Onun önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipçiler/melekler vardır. Bir toplumu oluşturan fertler kendi iç dünyalarındakini değiştirinceye kadar, Allah onların oluşturduğu toplumu değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” (Ayet meali, Rad suresi, 11)
    İnsanlarda nefret, intikam, düşmanlık duyguları olduğu müddetçe maalesef ötekileştirme, şiddet ve cinayetler devam edecek gibi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir