Bir Mehmet Genç Göçtü Dünyadan

“Şahsıma karşı ibzal buyurulan iltifatların esas dayanağının liyakatimin dışında, nerede olabileceğini düşündüğüm zaman Nietszche’nin bir sözü aklıma geliyor: “Uzun uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar.” Ve sonra başka bir bilgenin, Kierkegaard’ın söylediğini hatırlıyorum: Sonsuz bir aşkla ancak sonsuzluk sevilebilir. Sonsuzluk, yani tanrı.”

Ben, bu iki büyük bilgenin sözlerini, basitçe şöyle birleştirebileceğimi düşünüyorum: insan incelediği, zihin dünyasını yönettiği obje ile bir şekilde kaynaşmaya başlar. Onun özellikleri nerede bulanır; obje nerede biter, zihin nerede başlar, fark edilmesi bile zorlaşır. İnsan okyanusta yüzmeye kalkınca, tabii ki derinliklerin üzerinde görünür. Aslında derinlik kendisinde değil, içinde yüzdüğü okyanustadır.

Benim esas şansım, devasa bir obje ile uğraşmaktan ibarettir. Osmanlı devleti, tarihin tanıdığı sayılı büyük yapılardan biridir. Altı yüz yıl süren bu büyük mirasın üzerine eğilmek Okyanus’ta yüzmeye başlamak gibi bir şey.”
Mehmet Genç

Uzun zamandır ilimle, bilimle uğraşan insanlarda görmeye hasret kaldığımız hasletlerin başında geliyor tevazu, engingönüllülük, samimiyet, hamiyetperverlik… İlim adamlarının filim adamlarına dönüştüğü bir ortamdayız. Adının önünde bir sürü akademik unvan bulunanlar televizyonlarda ve diğer sosyal medya araçlarında show yapan, kavga eden, gürültü çıkaran ergenler… Hani olgun başakların başı eğik olur derler ya. Ya da boş tenekeden çok gürültü gelir. Bu sözlerin de vurguladığı gibi ne yazık ki bu zamanlarda ilim, bilim, düşünce, felsefe, inanç adına gördüklerimiz dehşet bir boşluktan ibaret. Yapılan işlerin, söylenen sözlerin bir derinliği yok. İnsanla insan arasında büyük bir boşluk. Duyduklarımız da kuru gürültü…  Akademisyen olabilmek için, bir üniversiteye kapak atmak için kopyala yapıştır tekniğiyle kitap yazan; titrini, makam ve mevkiini kutsayan insanlarla dolu bir dünyadan Mehmet Genç geçti bütün asaletiyle, zarafetiyle, insanlığıyla…

İsrail tarihle ilgili bir çalışma için Türkiye’den Mehmet Genç’e davet gönderir. O zamanlar YÖK Başkanı olan İhsan Doğramacı: “Türkiye’de bir sürü profesör varken niye Mehmet Genç davet ediliyor ki” diye sorar. Doğramacı’ya “Mehmet Genç Profesörlerin Hocası”dır cevabı verilir. Evet, bir çok öğrenci, hoca, akademisyen yetiştirmiş biridir Genç. Kendisi hiçbir zaman etiket, makam mevki peşinde koşmamış. Etiketi de titri de yaptığı çalışmaların derinliği, ülkemiz tarihine kattığı değerdir. Derslerinde, sohbetlerinde, seminerlerinde, konferanslarında nezaketini, bilgisinin derinliğini, objektifliğini herkes hissederdi.

Mehmet Hoca Ömer Lütfü Barkan’ın öğrencisi. 1960’da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde “İktisat Tarihi” asistanı olarak Ömer Lütfü Barkan‘ın yanında çalışmaya başlar. Hocası Barkan’ın: “Osmanlı arşivlerine bir gir bakalım” demesiyle bir ömür boyu sürecek arşiv çalışmalarına başlamış olur. Derya deniz bir dünyanın kapıları açılmış olur. Genç’in çalışmalarının temel kaynağını Osmanlı arşiv belgeleri oluşturur. Ezbere konuşmaz. Zamana, zemine ve maslahata göre elindeki malzemeleri eğip bükmez. ne okuduysa, ne gördüyse o. Her kesimden insanın kendine saygı duymasında de bu tavrının etkisi yadsınamaz.  

Rahmetli Hoca’nın yerli yabancı bir çok yayın organında yüzlerce makalesi yayınlanır. Türkçe, İngilizce, Yunanca, Fransızca… Üniversitelerde yüksek lisans ve doktora öğrencilerine dersler verdi. “Osmanlı İktisat Tarihi”  ile ilgili bir çok seminere, toplantıya, konferansa katılır. Uzun zaman kitap yayınlamadı. Tek bir kitabı var: 2000 yılında, tebliğ ve makalelerinin önemli bir bölümü bazı ilavelerle “Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi” başlıklı. 

Bir söyleşisinde şunları dile getirmiş Mehmet Genç: “Kendi tarihimiz diye kendimize yontarak değil, olup bitenleri çıplak aklın ve ilmin gerektirdiği şekilde analiz ederek anlamamız lazım. Bu çok zor bir iştir. Biz henüz yapmadık, yapamadık, yapamıyoruz. Ben kendi tarihçiliğimizi hiçbir şekilde yeterli bulmuyorum. Bir kere sırf ilim olarak yapmaya pek yanaşmıyoruz. Osmanlı tarihini kötülemek için yapan Türkler de var. Ama çoğunluğu yüceltmek için yapıyor ve yüceltmek için giriştiğiniz işten bir hayır çıkmaz.” Muhafazakâr bir camia içinde olmasına rağmen donuk, gerçeklikten uzak, hamasi bir tarih anlayışı yok. 

Mehmet Hoca bütün realistliğiyle genetikleşmiş hatalarımıza neşter vurma cesaretine sahipti. Bizde düşünür, âlim olmadığını söyler Avrupa’dan çevrilmiş kitapları okuyarak âlim olunamayacağını belirtirdi. İlmin yalnızca okuyarak kazanılamayacağına, bilginin bir akıncı gibi sınırlarında dolaşılmasının gerektiğine, meçhule dokunmanın şart olduğuna inanırdı. Bu özelliğini büyük oranda hocası Ömer Lütfü Barkan’dan almıştır. Çünkü Barkan’dan önce gerçek ilim adamı tanımadığını belirtiyor. “İlim istemek için hakikaten onunla hemhâl olmak, fenafil ilim olmak gerek. Onu gerçekten isterse insan, ancak ulaşabilir. Barkan öyleydi, gecesi gündüzü araştırdığı konu ile yaşamaktan ibaretti. O bir şans oldu benim için…” demiştir.

Mete Tunçay: “Herhangi bir fermanda kullanılan sözlerin seçilişinden fermanın hangi döneme ait olduğunu söyleyebilecek tek isim.” diyor Onun için. Onu tanıyan, onunla herhangi bir yerde karşılaşmış olan, seminerine katılmış olan, televizyonlardan izleyen kahir ekseriyet de zerafeti, nezaketi, beyefendiliği konusunda hemfikirler.

İsmail Küçükkılınç sosyal medya paylaşımında: “Bir âlim ismini tarihe bazen ciltlerce eserle bazen de tek bir kitap hatta kısa bir makale ile nakşeder. Mehmet Genç Hocanın derdi bilinenler, bilinecekler değildi. O kadîm bir meseleyi anlamak, halletmek istiyordu. Mesâisini buna teksif etti ve zannımca büyük bir mesafe kat’etti.

Cenab-ı  Hak, Mehmet Genç hocamıza gani gani rahmet eylesin. Hem âlimdi hem adamdı. Teşehhüd miktarı hukukumuzda en ziyade dikkatimi çeken özelliği nezaketi, zarafeti ve kibarlığı idi. Vefatıyla ülkemiz daha da çoraklaştı.”

Mehmet Genç ile Erol Güngör çok yakındılar birbirlerine. Güngör öldüğünde Mehmet Hoca: “Sanki beynimin yarısı göçtü.” der. Mehmet Genç’in ölümüyle Türk kültür camiasından ne göçtü acep?!… 

Ruhu şâdolsun. Mekânı Cennet!…

Muaz ERGÜ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir