Bütün Duygularımız Ağır Yaralı Müslüm Baba!

Müslüm Baba sırlanalı sekiz yıl olmuş.

Cümle âlemde tek gerçek, yegâne hakikat ölümün ülkesine Müslüm Baba’da yürüdü sekiz yıl önce. Beyleri tahtından indirip ayaksız ata bindiren ölüm… Müslüm Baba’da bindi o ayaksız ata ve toprakla sırlandı. Sır oldu toprağa. “Şen değil gönlüm şen değil” diye feryat etmişti en derinden, en içten… Bir diyarı gurbet olan dünyada garip derviş misali dönüp durmuştu acıların, kahırların, yenilgilerin sonsuz yörüngesinde. Acılar coğrafyasında doğmuştu. Kedere sürülmüş topraklarda… Bir ömür döndürüp durmuştu kanadı kırık şarkıları yüreğimizin hüzün yüklü göklerinde. Efkâra yazılmış, gam yüklenmiş şarkıları…

Sevda yüklü kervanlarla gelmişti gönlümüzün en yağmalanmış köşesine.  Bir derviş gibi… Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş teslimiyetine eren bir isyanla gelmişti. Esrarengiz, isyankâr… Cism-ü canımız yanarken aşkın koruyla söndürmüştü yangınımızı. Kor bir aşkla… En yağmalanmış, en yenilmiş sesimizle söylemişti aşk şarabından sarhoş şarkılarımızı. Aşkın feryadıyla… 

Hiç kavuşamayıp da hep sevmiş sevgililer, yoksullar, yoksunlar, en çok da hayat denen zalimden tokat yiyenler, yalnızlığa sürgünler, muntazaman yenilmişler, hep yenilmişler… Şehirlerin metruk köşelerinde yitip gidenler, Kerbela Yazılarında kanı sebil olmuşlar, sararmış tütününe dertlerini saran Kürtler, Çukurova’nın sarı sıcağında ter döken tarla ırgatları, hayata yorgun uyanmış tekstil işçileri, ruhlarında deli gibi sevmenin atını koşturanlar… Bütün bunların, hepsinin toplamıydı Müslüm Baba. Bunlardan mütevellit. Sesinin kıvrımlarında Anadolu’nun bir ırak köyünden göçüp gelenler, varoşlar… Sesinin kıvrımlarında bir yağmur… Yağmurda ıslanan çocuklar. Sesi yüreğimizi ortadan ikiye bölen bıçak. Sesi yitip gittiğimiz bir koyak.

Sesinin uçsuz bucaksız dergâhında, gönül meyhanesinin loş ışıklarında demlenmiş sevdalar sökün eyler, sevda kervanlarına yüklenmiş bir efkâra ağlayanlar dizilir sıra sıra. Müslüm Baba, bütün ağır hüzünlerin çığırıcısı. Dışarıda kalmışların, hayatın dışında bırakılmışların acı çığlığı. Bütün duygularımızın ağır yaralı dervişi. “Yakarsa dünyayı garipler yıkar” isyanı… Ezelden ebede derin meselemizin kederli yorumcusu. Sevmek için canlarını verenlerin, bütün talihsizlerin, yürekten yaralıların mahcup dervişi.

Hep erken esen hasret rüzgârlarına mahkûm bir hayatmış yaşanılan. Ömrümüzün yaprakları nedense hep zamansız dökülüyor. En güzel duygularımız en çabuk kaybolup giden şey. Hep bir gözdeki manaya vurgun yüreğimiz. Feleğin bendi hep tersine dönen bir değirmenin bendi gibi.  

Müslüm Baba ezeli bir yaralıydı. Yaralarımıza dokundu, yaralarımızdan söyledi. Garipti, gariban… Bütün mahzunluğuyla, içindeki yıkıkla, dertleriyle sahiydi, sahici olandı. Devasa kedere, kocaman hüzne rağmen hep bir çocuk saflığı… Hep bir çocuk görünürdü içinin kuytularında. Bir çocuk tebessümü… Parlak cümleler, renkli sözcükler, cilalı laflar söylemeyi beceremiyordu. Güzel cümleler kurmayı hiç bilemiyordu. Sanat camiasının sevdiği, hoşlandığı seviyesiz polemiklerden uzaktı. Efendiydi, efendi… Baştan ayağa sahiciydi ve samimi.  

Müslüm Baba aynı zamanda hem hayatıyla hem müziğiyle bu coğrafyanın yaşam ve müzik macerasını da gösterdi. Repertuvarında bütün dünya vardı en çok da Doğu… Cazdan popa, etnik Ortadoğu müziklerinden Türk müziğine çok renkli, çok geniş bir yelpaze, repertuvar. Arabesk de söyledi en derininden pop da… Semahları da okudu aşkla, türküleri de… Rock da söyledi;  barak, bozlak, hoyrat da… 

Müslüm Gürses tuzu kuruların, Beyaz Türklerin, geveze şovmenlerin, zırtapoz yeni yetmelerin steril, yavşak, yalancı düzenine karşı esmerliğimizin, isyanımızın; Zalım feleğe direnişimizin gür ve mahcup çığlığı oldu. Damardan bir çığlık. Damardan… Toplumuna uzak, kendi gerçeğine yabancı, uyduruk modernler yıllarca Müslüm Babayı ve Onun samimi kitlesini görmezden geldi. Köylü muamelesi yapıldı çoğu kez. O dişiyle, tırnağıyla, Allah vergisi yeteneğiyle bütün duvarları yıka yıka büyüdü, kendini kabul ettirdi.

Trajik bir hayatın Müslüm Gürses’iydi. Çocuk yaşında köyünden göç etmesi, bir trafik kazası sonrası öldü diye morga kaldırılması, bir parmak hareketiyle ölmediğinin anlaşılması, sağ kulağının hiç duymaması, sol kulağın %30 duyması, kokuları ayırdememesi,  bulanık görmesi…

Her şey geride kaldı şimdi. Her şey… Ölümle… Ölümün kendi dışında her şeyi silip süpürmesiyle…  

Müslüm Baba da sırlandı. Rahman, rahmetiyle muamele eyleye!…

Muaz ERGÜ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir