Çalınan Yoksul Şair

13 Aralık 1976 tarihinde Almanların en çok okudukları ve buna rağmen “Yargısız mahkûm eden mahkeme,” diye isimlendirdikleri magazin gazetesi Bild şöyle bir başlık atmıştı:

“Aşırı bir solcu en güzel resmimizi çaldı.”

Çalınan resim Alman geç romantik resminin en önemli temsilcilerinden biri olan Carl Spitzweg’in “Yoksul Şair” tablosuydu. Bild gazetesinin “en güzel resmimiz” diye tanıttığı resmi ve ressamı Carl Spitzweg’in tablolarını diktatör Adolf Hitler de çok seviyordu. Ressamın “Yoksul Şair” tablosu 1839 yılında yapılmışsa da ilk dönemler pek dikkati çekmemişti. Bir çatı odasında her türlü yoksullukla başbaşa kalmış bir şairi anlatan tablo, İkinci Dünya Savaşı döneminde özel koruma altına alınan eserlerden biriydi ve tablonun kağıt üzerindeki eskizi bile 2012 yılında Londra’da 542 bin dolara satılmıştı.

Carl Spitzweg

12 Aralık 1976 tarihinde saat 13’de Batı Berlin’deki Ulusal Galeri’ye giren sanatçı Ulay, “Yoksul Şair” tablosunu koltuğuna vurarak galeriden hızla dışarıya fırlamıştı. Peşinde arkadaşları Milma Kottusch ve Mike Steiner vardı ve bütün eylemi filme alıyorlardı. Bazı iddialara göre sevgilisi Marina da onlarla birlikteydi.

Sanatçı Ulay, bir kısmını koşarak, bir kısmını da taksi ile gittiği yolu Türklerin yoğun olarak yaşadıkları Berlin’deki Kreuzberg semtinde tamamlamıştı. Moskova Caddesi’nde bir gurbetçi Türk ailesinin evine giren Ulay, pahalı tabloyu evin oturma odasının duvarına asmıştı.

Eylemden otuz saat sonra tabloyu Bethanien Sanat Merkezi’ne teslim eden sanatçı Ulay, ardından polise teslim olmuştu. İlk çıkarıldığı mahkemede para cezasına çarptırılan Ulay, parayı ödemeden yurt dışına gitmiş, iki yıl sonra ülkeye girince polis tarafından tekrar tutuklanmıştı. Arkadaşlarının para cezasını ödemesiyle Ulay serbest bırakılmıştı. Ulay’ın gerçekleştirdiği eylem o dönemin hukuçularına göre “hırsızlık”, sanatçılarına göre ise “sanatsal bir eylemdi.”

Gerçek adı Frank Uve Laysiepen olan sanatçı Ulay, 30 kasım 1943 yılında, Almanya’nın Solingen şehrinde, havadan yağan bombaların gürültüsü altında bir bunkerde (sığınak) dünyaya gelmişti. Yıllar sonra, kendisi gibi yer altında ve yıkıntılar arasında dünyaya gelen kuşağın “sorunlu kuşak” olduğunu anlatmış ve psikolojik yardımlarla bilinçaltındaki karmaşayı çözmeye çalıştığını belirtmişti. Orta öğrenimini makine tamircisi olarak tamamlayan Ulay, bir süre Köln’de sanat okulunda okumuş altmışlı yılların sonunda Amsterdam’a yerleşerek hippi hayatı sürmeya başlamış ve sokaklarda kendini pazarlayan kadınları fotoğraflamıştır. Yetmişli yıllarda ise ünlü film endistürisi Polaroid’in danışmanı görevini yürütmüştür.

Ulya

Ulya, “Yoksul Şair” tablosu eylemini yapmadan bir yıl önce Sırp sanatçı Marina Abramoviç’le tanışmıştı. Marina Abramoviç 1946 yılında Belgrad’da partizan bir ailede dünyaya gelmişti. Annesi partizanlar içinde önemli figürlerden biriydi. Babası ise Yugoslavya kurulduktan sonra milli kahraman ilan edilmişti. Marina’nın büyük dedesi Varnava Rosiç ise Sırp Ortodoks Kilisesi’nin Patriği idi. Marina annesinin demir disiplini altında 1970 yılında Belgrad Sanat Akademisi’ni bitirmişti. 1975 yılında ise kendisi gibi hem performans hem de “body/art” vücut sanatçısı olan Ulay ile tanışan Marina, onunla hem derin bir aşk yaşayarak hem de inanlımaz eylemler gerçekleştirmişlerdir.

Ulya ve Marina sorunlu kuşaklarının temsilcileri olarak insan iradesini zorlayan eylemlere imza atıyorlardı. Halk önünde dudak dudağa uzun süre öpüşerek birbirlerinin ciğerlerinden hava alarak yaşamanın mümkün olduğunu gösteriyorlardı. Bu eylem aslında insanın insan olan kopmaz bağlarını ve ihtiyacını da gösteriyordu. Diğer deneyleri ise daha ilginçti. Bir müzenin giriş kapısında saatlerce çıplak duruyor ve müze ziyaretçilerinin ikisinin arasından sürtünerek geçmelerini sağlıyorlardı. Marina New York’daki bir sanat galerisinde on iki gün boyunca yemek yemeden, tuvalete gitmeden ve konuşmadan bir heykel gibi durma performansını gerçekleştirmişti.

Marina ile Ulay’ın en büyük hayallerinden bir Çin Seddi’nde “Büyük Duvar Gezintisi” isimli bir performans sergilemekti. Uzun uğraşlar sonunda 1988 yılında Çin’li yetkililerden gerekli izni almışlardı. Performansa başlamadan bir kaç gün önce Marina, Ulay’ın başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrendi. Hatta kadının hamile olduğu söyleniyordu. Marina, Ulay’a dönük büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Ama son performansı yine de Ulay’la gerçekleştirmekten vazgeçmedi. Çin Seddi üzerinde iki bin kilometre karşılıklı yürüyecek ve bir noktada buluşacaklardı. Tam üç ay Çin Seddi’nin üzerine birbirlerine doğru yürüdüler. Bir noktada buluştuklarında birbirlerine son kez dokundular, son kez kucaklaştılar, son kez öpüşüp ayrıldılar. Tam 22 yıl birbirlerini bir daha görmediler. 2010 yılında tekrar karşı karşıya geldiler. New York’daki “Modern Müze” salonunda onları izleyen 1565 kişi vardı. Sonradan internete konulan bu ilk ve son buluşma tam on yedi milyon insan izleyecekti.

Ulya ve Marina

Ulay ve Marina son buluşmalarında “Sanatçı Vardır” veya “Sanatçı Burda” eylemini gerçekleştirmek üzere karşı karşıya oturdular. Göz göze baktılar, El ele tutuştular ve saatlerce birbirlerinin gözlerine baktılar. Hayattaki en büyük eylemlerini gerçekleştirerek gözlerle hem içsel bir yolculuğa çıkmış hem de önyargıları kırmışlardı.

Ulay, 2004 yılına kadar Karlsruhe Yüksek Okulu’nda performans sanatı bölümünde hoca olarak çalıştı. Baharı göremeden 2 Mart 2020 yılında Slovenya’nın başkenti Ljubljana’da hayata gözlerini yumdu. Monopol Dergisi’nin Yayın Yönetmeni Elke Buhr onun ölümünden sonra şunları yazdı:

“Kişisel olanı açık ve tutkulu bir şekilde sanatla ilişkilendiren Ulay ile Marina bu konuda eşsiz bir sanat ortaya çıkardılar.”

Marina Abramoviç ise Ulay için özlem dolu bir cümlecik yazmıştı:

“Çok özlenecek olağanüstü bir insan ve sanaçıydı.”

Ulay’ın “Yoksul Şair” tablosunu çalması başka sanatçılara da ilham vermişti. 2014 yılında “Geleceğin Festivali” kapsamında Türk kökenli sanatçı Aykan Safoğlu, Ulay’ın ünlü tabloyu astığı evin olduğu sokakta bir gösteri düzenlemiş ve Türkçe ağıtlar çaldırmıştı. Mariana Castillo ise Hamburg Tren İstasyo’nunda yine aynı olayı betimleyen bir sergi düzenlemişti.

Ulay’ın eylem için çaldığı tablo “Yoksul Şair” de bir türlü rahat yüzü görememişti. Şarlatonburg Sarayı’nın duvarlarını süsleyen 36×45 ölçülerindeki tablo 1989 yılında çalınmış ve bulana 50 bin euro ödül vaadedilmişti. Ama bugüne kadar tablodan bir ses çıkmamıştı. Almanları teselli eden ise ressam Carl Spitzweg’in aynı tabloyu üç nüsha halinde yapmasıydı.

Orhan ARAS

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...