Duygunun ve Mizahın Büyük Oyuncusu Şener Şen

Şener Şen‘le ilk karşılaşmam 2010 yılında oldu. Yavuz Turgul‘un çekmiş olduğu “Av Mevsimi” filminde oynamak için seçilmiştim. O günkü sahnem Hasköy tersanesinde çekilecekti. Sete geldiğimde, sahnede üzerimde olması gereken kostüm için hemen kostüm sorumlusuna gittim. Kostüm aracına geldiğimde ayrıyeten sete ait iki malzeme aracının arasında kurulmuş bir masada üç kişi yemek yiyordu. Bunların içindeki Şener Şen’i hemen tanıdım. Bu büyük oyuncuyu tanımamla heyecanım birden yükselişe geçti. Usta oyuncunun sağ tarafında oturan sakallı biri vardı. Beni görür görmez hemen ayağa kalkarak: “Abi merhaba nasılsın?” diyen  bu sakallıyı sesinden tanıdım. Cem Yılmaz‘dı O. Çok şaşırdım ve şunu söyledim: Cem Bey kusura bakmayın sakal bıraktığınız için tanıyamadım sizi. Sonra Cem Yılmaz bana gülümseyen bakışlarla bakarak Şener Şen’e benimle ilgili bir şeyler söyledi. O anda Şener Şen bana gülümseyen bir bakışla ve el hareketiyle selam verdi. Ben hürmet ve saygımı sundum. Sonra Cem Yılmaz yanıma gelerek benimle tokalaştı ve hemen şunu söyledi: “Abi nasılsın herhangi bir sorun yoktur inşallah. Olursa haberim olsun.” Ben de: Çok teşekkür ederim Cem Bey her şey yolunda. Elbette bir sorun yaşarsam size danışırım diyerek bu sıcak ilgi ve alakasından dolayı teşekkür ettim. Cem Yılmaz’la bu yakın ilişkimizin sebebi 2009’da çektiği “Yahşi Batı” filminde kendisine yapmış olduğum jest.

“Av Mevsimi”ndeki sahnem yönetmen, senarist, öykü yazarı, usta oyuncu Mehmet Güreli‘yleydi. Sahne çekilirken bir talihsizlik yaşadım. Yönetmen Yavuz Turgul gülerek yanımıza geldi ve asistanlarına şunu söyledi: “Mehmet Bey’in benzerini bulmak için çok mu araştırdınız?” Gerçekten Mehmet Güreli’yle benzerliğim çok fazlaydı. Sonra Yavuz Turgul bana şu açıklamayı yaptı: “Bu benzerlikten dolayı sahneyi çekemeyiz Adnan Bey çok özür diliyorum, sizi proje dışına almak zorundayım.” Ben de: Estağfirullah hocam siz sinema gözüyle bakıyorsunuz geçerli olan da sizin görüşünüzdür dedim. Sonra benim yerime birini koydular o da doğru düzgün yapamayınca böylelikle sahne iptal oldu. Benim açımdan büyük bir talihsizlik; bu benzerlik olmasaydı o projede Şener Şen ve Cem Yılmaz’la yola devam edecektim.

Şener Şen… Komedi filmlerinden kabadayılığa bütün rollerin, karakterlerin başarılı oyuncusu… Evet, izleyiciyi güldürebilmek başlı başına bir yetenek. Bu türün başarılı oyuncuları genellikle kendi karakterlerini oyuna yansıtırlar. Bu karakterler zaman zaman oyuncuyu aşan bir konuma da bürünür. Örneğin Kemal Sunal’ın İnek Şaban’ı, Sadri Alışık’ın Turist Ömer’i, Öztürk Serengil’in Adanalı Tayfur’u, Feridun Karakaya’nın Cilalı İbo’su ve bunların yanına bir de Zeki Alasya-Metin Akpınar ikilisini de koyarsak tiplemeler derinleşir. Komikliği tercih eden veya buna denk düşen oyuncu, karakterini gerçekleştirip onu izleyen kitleye benimsettirdikten sonra, mevcut bir çizginin ötesine geçmeye pek yanaşmaz. Değişikliği kabul etmez, gerçekleştirdiği karakteri serüvenden serüvene taşır; “belirli mimikler, davranışlar ve buluşlar ekleyerek tiplemeyi sürdürür.” Komik oyuncu bizi kahkahadan kahkahaya sürükler, komik oyuncunun karakteriyle dalga geçeriz, çünkü o bizim kabullenmediğimiz bazı yanlarımızı, bazı eksikliklerimizi bizlere yansıtır. Örneğin bazı anlarımızda sakar olabiliriz, her insan kayıp düşebilir, bir heyecan karşısında her insan kekeleyebilir, her insan yaşadığı korkudan dolayı kaçabilir, her insan zaman zaman gülünç hallere düşebilir, aptalca davranabilir vb.

Komedi, dram ve macera oynamaya tamamen yatkın ve motive olmuş oyuncu mümkün olduğu kadarıyla kalıplardan uzaklaşarak, hatta kalıpları altüst ederek, veyahut ta oldukça incelterek üretken, verimli bir oyunun devamiyetini elde etmeye çalışır ve bu süreci karakterden karaktere ulaştırır. 70’li yıllardan şu ana kadar böylesi bir kabiliyeti Türk sinemasında ortaya koyan en gerçekçi isim, bir sürekliliğe sahip güçlü karakterleri ve bunlar üzerinden ortaya koyduğu güçlü oyunculukla dikkatleri üzerine çeken, takdir edilen ve starlaşan oyuncu Şener Şen’dir. Bunu tereddütsüz dile getirebiliriz. Şen, can ve ruh kattığı, ilerleyen süreçlerde gelişiminin donelerini verdiği ufak tefek rollerinde başlayıp “dramatik tonlamalarla”, hümanist bir inandırıcılıkla katkı sağladığı ve gözlemleriyle beslediği karaktere ulaşıncaya kadar bu niteliğini muhafaza eder; “tiplemelerden mümkün olduğu kadar” uzaklaşarak, kendini her karakterde yenileyerek, “oyun tekniğini geliştirerek” her seferinde sağlam ve üretken karakterler çizerek, bu karakterlere inandırıcılık kazandırarak ve yaşam tecrübesine, geçmişteki deneyimlerine baktığımızda insanı şaşırtan gelişmelerle edindiği üstün payelerin bütününü hak ettiği kanıtlanmıştır.

Mesele Şener Şen olunca erken zamanlarından şu ana kadar gerçekleştirdiği karakterlere baktığımızda oyuncunun yıldızlaşan diğer değerli oyuncular gibi zor koşullardan geldiğini, tiyatro sahnesindeki başarılı deneyimini de işin içine katarsak bir çok etkenden beslendiğini görebiliriz. Elbette Şener Şen’in, gerek tiyatro da olsun gerek sinema da cana yakın, sevimli ve itici karakterleri üstün oyuncu gücüyle izleyiciye inandırarak canlandırmayı başaran büyük değer Ali Şen’in oğlu olduğunu, bir şekilde “aile mesleği”ni sürdürdüğü gerçeğini de akıldan çıkarmamak gerekir.

Her oyuncunun çocuğu kesin oyuncu olacak diye bir kaide yok. Ama oyuncu çevresinin içinde bulunmanın yarattığı etkileşimin tesirinde kalmaları ve babanın yaptığı işi model alarak pek çok oyuncunun çocuğu bu yeteneği kazanarak sürdürür. Bu minvalden baktığımızda ise tiyatro ve sinema sanatçısı Ali Şen’in oğlu Şener Şen’de acaba bu yoldan mı geçti? Bunun gerçek olmadığını bir tv kanalında kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle anlatıyor: ‘İnsanlar şunu düşünebilir: Babam Ali Şen’dir. İnsanlar oyunculuğa beni O teşvik etti diye inanabilirler. Ama bu gerçek değildir. Babamla çok iyi ilişkilerim vardı. Bir çok konu üzerinde konuşurduk. Ama oyunculuk konusunda hiç konuşmamız olmadı. Babam hiçbir zaman oğlum tiyatro oyuncusu ol, sinema oyuncusu ol demedi asla. Beni kendi halime bıraktı. Allah rahmet etsin ne destek oldu, ne de köstek… Ben kendi çabamla, mücadele ederek, öğrenerek oyuncu oldum.’

Şener Şen’in ilk dönem filmlerinde canlandırdığı oyunculuğuna baktığımızda onun kolay yola girdiğini, oldukça kısa ama fazlasıyla hareketli karikatür eskizleri çizdiğini görmüş oluruz. Şener Şen’in buradaki amacı çokça malzeme toplamak, “kendini denemektir.” Burada şunu görüyoruz: Tiyatroya ilk başladığında da bu yöntemi kullanmıştı. Figürasyon olarak başladığı ilk zamanlarında sinemaya alıştığı gibi sahneye de kendini adapte eder. Adeta önüne ne konulursa konulsun onu oynar, biçimden biçime, “kılıktan kılığa girerek” gerekli malzemesini toplar. Tiyatroya yardımcı oyuncu olarak adımını atar ve küçük küçük rollerle başlar ve şunu söylüyor: “…Önce sadece komik rollerin adamıyken sonra daha değişik kompozisyonlar oynamaya başladım. Yani ben tiyatroda ‘star’lığa sinemadan önce kavuştum.” diyor. Oyunculukta kendini bir düzeye getirdikten sonra artık keşfedilme zamanı gelmiştir. İlk olarak Arzu filim kadrosuna katılır. Ondaki sanat yeteneğini değerlendirecek ilk yönetmen ve yapımcı Ertem Eğilmez olur. Sonra ikinci büyük yönetmen, senaryo yazarı ve proje tasarımcısı Yavuz Turgul oluyor ve onu star oyunculuğa eriştiriyor.

Şener Şen tiyatrodan edindiği tecrübeden sonra sürekli sinemayı öğrenme çabası içinde olan bir oyuncudur. Arzu filim kadrosunu kuran Ertem Eğilmez ve ekibinde bulunan yönetmen, senaryo yazarı Yavuz Turgul, bir diğer yönetmen Kartal Tibet ve bu ekibin vazgeçilmez oyuncuları Münir Özkul, Adile Naşit, Ayşen Guruda, Kemal Sunal, İlyas Salman, Halit Akçatepe, Şevket Altuğ ve bir dönemde Zeki Alasya, Metin Akpınar onun için büyük desteklerdi. Kurdukları kolektif oyun çalışmalarından beslenerek, diğer bir yandan da yavaş yavaş dikkatli adımlarla “sinemada kendine özgü oyun tarzını geliştirmektedir.” Giovanni Scognamillo Onun, ipe sapa gelmez enerjik çalışmasını şu sözlerle anlatıyor: “Çalışmalarında hareketlidir, coştuğunda neredeyse cambazlık yapar, krize girer, cinnet geçirir, kendini yerden yere atar, hoplar, zıplar, koşturur; kavgaya tutuştuğunda onu bastırmak zordur ve kimi davranışları, tepkileri sürprizlerle doludur, aynı anda hem sevimli hem de cana yakın bir hinoğlu hindir, fırsatları değerlendirir, fırsatları yaratır ve yararlanmasını bilir. Ama gülümsediğinde kendini kurtarmasını bilir.” diyor.

Namuslu filminde Şener Şen oldukça dürüst ve sade, ince bir insan karakterini canlandırır; oyuncunu yarattığı bu karakter giyiminden davranışlarına ve ses rengine kadar bildik ve gerçek olan bir kahraman ortaya çıkar. Bu kahraman bildiğimiz, namus ve ar-haya sahibi olmasından dolayı herkes tarafından küçümsenen, hor görülen, hatta karısı, kaynanası, kayınbiraderi ve iş arkadaşları tarafından aşağılanan, değersizleştirilen bir memurdur ve bir gün maaş günü dolayısıyla bankadan çektiği paralarla iş yerine giderken yolda önü kesilerek soyulur. Bu olaydan dolayı herkes tarafından parayı onun götürmüş olacağını düşünülür. Ama kimseye bu yaşadığı gerçeği anlatamaz. Köşe dönmeciliğin hâkim olduğu bir sistemde “Benim memurum işini bilir”ciliğin geçerli olduğu bir süreçte Ali Rıza Bey bir uyarsızlık modeli ya da basbayağı aptal ve salak olarak görülmektedir. Yaşadığı ağır tepkilerin etkisinde kalarak artık eskinin namuslusu yok, zorunlu olarak günümüzün kahramanı, işini bilen, köşe dönmeci bir namussuz olur ve edindiği yeni statüsüyle başta ailesi olmak üzere, mesai arkadaşlarından, mahalle esnafından, büyük taktir toplar, el üstünde tutulur.

Konu trajediyse ve burada Şener Şen’in “kendine özgü yaklaşımı ve yorumuyla canlandırdı, yaşam verdiği ne ilk ne de son trajedi kahramanıdır;” veya bir anti-kahramandır; canlandırdığı rol başarılıdır ve aksinin olması da mümkün değildir. Çünkü Şener Şen her rolünde öncelikle insanı canlandırır. Zaman zaman insan tiplerine güleriz, zaman zamanda onlara acırız; davranış ve tepkilerimiz ne olursa olsun bütünüyle kendimize yakın buluruz, anlarız ve dertlerini paylaşırız. Aksini düşünmek ve ya başka biçimde hissetmenin de imkânı yoktur. Çünkü ‘yaşamın geniş panoraması içinde’namuslu‘da, ‘çıplak vatandaş’da, ‘züğürt ağa‘da henüz ifade edemediğimiz Badi Ekrem, Muhsin Bey ve sonrakilerde de hem bizden, hem de bütün insanlıktan özellikler, davranış biçimleri, ayrıntılar taşır, bütünüyle. “Bu unsurlarla şekillenen çeşitlemeler olan karakterler bize insanı daha iyi ölçme ve tanıma imkânı verir.”

Yönetmen Yavuz Turgul ve Şener Şen ikilisinin gerçekleştirdikleri kahramanların içerisinde belki de en yalnızı eşkıya Baran’dır; her ne kadar yalnız olmasına olsa da  Cumali’den destek alır. Bu anlatıda kimin kimden destek aldığı bir tartışma konusudur. Eşkıya Baran, Şener Şen’in şu ana kadar yarattığı karakterler içinde, tek düze çizgide yürüyor gibi görünse de belki de en anlaşılmaz en karmaşık olanıdır diyebiliriz. Eşkıya Baran, zamanın dışında kalan biri olarak, geçmişte kalmış bir öç almanın peşine düşer ve bunu sonlandırma çabasındadır, yok olmuş köyünü ve geleneğinin bütününü terkederek hiç tanımadığı megakent İstanbul’a doğru yol çıkar. Hem intikamını almak hem de gençliğinde âşık olduğu Keje’yi bulmak ve kavuşmak arzusundadır.

Yavuz Turgul ve Şener Şen ikilisinin birlikte yarattığı “yalnız adamlar galerisi içinde (Züğürt Ağa, Muhsin Bey, aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni Abidin ve yalnızlığını kırıp atmaya meyleden öğretmen Nazım) eşkıya Baran en yalnız ve en güçlü örnektir, neredeyse çağdaş bir mitos kahramanıdır.” Ama sözde Baran’ın yalnızlığını paylaşmaya çalışan çaresiz bıçkın delikanlı Cumali. Ama gerçekte yardım eden birisi olamıyor. Cumali’nin başına gelen beladan dolayı onu kurtarmak için eşkıya Baran yeniden silahla buluşur onu kurtarmanın peşine düşer ama kurtaramaz ve sonuçta intikamını da almanın acısıyla birlikte “mitosuna uygun şekilde ölür.”

Büyük oyuncu Şener Şen, kendisine gelen senaryoları dikkatle okur ona göre seçimini yapar. Onun temel düşüncesi az ve öz film yapmaktır. Bu konuda hocası Yavuz Turgul: “Şener’in çok iyi bir yanı da az sayıda film çekmek istemesidir. Çünkü çok sayıda film çektiği takdirde, bu konuda velut olmayan bir ortamda, kendi kendini tekrarlama şanssızlığına da düşebilirdi. Oyuncu olarak baktığımızda Şener’de şunu görüyorum- öyle sanıyorum tabi bunlar yanlış olabilir… Şener Şen, doğuyla batıyı bir çizgi ile ayırdığınız takdirde daha doğuya yakın bir görüntü çizmekte benim gözümde” diyor  ve ekliyor: “filmlerinde kullandığı diğer oyuncuları da (Uğur Yücel, Şevket Altuğ) katarak.”

Adnan ŞUR

Kaynakça
– Giovanni Scognamillo, Türk Sinemasında Şener Şen, Kabalcı Yayınevi, 1. Basım 2005, İstanbul

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir