Erzurumlu Âşık Şevki Çavuş

Şevki Çavuş, Halk Edebiyatının bütün zamanlarına damgasını vuran Âşık Sümmani’nin en büyük oğludur. Sümmani ekolünün ilk temsilcilerinden olan Şevki Çavuş, güzel sesiyle ilk ustası olan babasının türkülerini söyleyerek kendinden söz ettirmiştir.

1888’de Erzurum’un Narman ilçesinin Samikale köyünde dünyaya gelmiştir. Genellikle babası Sümmni’nin türkülerini okuyan Şevki Çavuş, kendine ait şiirlerde “Şevki”, “Şevki Çavuş” mahlaslarını kullanmıştır. Oğlu Âşık Hüseyin Sümmanoğlu  “Mahtumi” mahlasının olduğunu da iddia etse de bu mahlaslı bir şiirine rastlanmamıştır. Şiirlerinde babası gibi aşk, ölüm, ayrılık, acı, gurbet gibi temaları işleyen Şevki Çavuş, 1947 yılında yaşadığı köyde vefat etmiştir.

Samikale tarihi bir köydür, sarp kalesinin İran’ın milli kahramanı Zaloğlu Rüstem’in dedesi Sam’a ait olduğu rivayet edilmektedir. Sümmani’nin dedesi Ahıska Türklerindendir. Kasımoğulları diye bilinen bu aile önce Kars’a oradan da Erzurum’un Oltu ilçesine gelmiş. Bir süre Oltu’da kalan aile, önce Narman’ın Koçkaya (Arısti) köyüne,  sonra da Samikale köyüne yerleşmiştir. Sümmani’nin annesi Rize’nin İkizdere ilçesinin Cimil köyünden gelip Samikale’ye yerleşen Kuman Türklerinden tanınmış bir aile olan “Kumbarsarlar”dandır.

Âşık Hüseyin Sümmanioğlu, on yaşlarında iken kaybettiği babasını şöyle anlattı: “Babam Şevki Çavuş genellikle dedem Sümmani’den şiir söylerdi. Ondan bize Osmanlıca yazılı şiir defterleri kaldı. Ölen oğlu için söylediği ağıtlar yazılı olarak elimizdedir. Kalp hastası olan babam bir süre yatağa bağlı olarak yaşadı. O zamanlar 7-8 yaşlarındaydım. Şiir konusunda ilk öğretmenim babamdı, dörtlük söyler mısraları dört kişiye pay ederdi. Ben, 17 yaşlarındaki ablam, amcamın oğlu Rıza ve yanımızda çalışan biri vardı. Babam her dörtlüğün bir mısraını birimize verirdi, hemen ezberlerdik. Bu şekilde 65 dörtlük şiir ezberlemiştim. Dedem zamanından kalan misafir odamıza dönemin tanınmış âşıkları da gelip kalır, babamla birlikte günlerce çalıp söylerdiler. Bunlardan bazıları: Hafız Mikdat, Yusufelili Huzuri ve Bardızlı Nihani’dir. ”1

Şevki Çavuş,  6-7 yıl askerlik yapmış, savaşlara da katılmıştır. Van’da askerlik yaptığı zaman babası Âşık Sümmani’den aldığı mektuba şöyle cevap vermiştir:

Nâmem gider isen bizim diyara
Yahşi haber getir vilayetimden
Talimle kıyam dur sulb-i pedere
Bana vekâleten ziyaretimden

Hasret rüzgârları başımda eser
Çıkamam bir yana her yanım hisar
Mevlâm kavuşmamız eyle müyesser
Babam haber alsın hoş rahatımdan

Nâmedir Şevki’nin evrak-ı nihan
Kim okur satırın kim eder beyan
Ciğerim hûn oldu dideler giryan
Arzu hasretimin hararetinden (2)

Âşık Hüseyin Sümmanioğlu’nun babasının asker arkadaşından dinleyip bize aktardığı anısına göre: Askerliğini Van’da yapan Şevki Çavuş, şiir okur, güzel sesiyle şiirler söylermiş. Bir Pazar günü arkadaşıyla gittiği bir kahvede Azerbaycanlı bir âşık çalıp söylemekteymiş. Beraber gittikleri arkadaşı Şevki Çavuş’u göstererek sesinin güzel olduğunu söylemiş. 27 yıl Sümmani’yle yaşayan Şevki Çavuş, babasından öğrendiklerini maharetle ortaya koymuş ama saz çalmasını bilmiyormuş. Şevki Çavuş’u dinleyip ondan etkilenen Azerbaycanlı âşık, “sen üstünsün, senin söylediklerine karşılık veremem ama sende bir şey eksik, sazın yok” demiş ve sazını Şevki Çavuş’a hediye etmiş, boş zamanlarında da yanına çağırarak saz çalmasını öğretmiş. Şevki Çavuş artık güzel sesinin yanına saz çalmayı da koymuş. Çok iyi saz çaldığı söylenen Şevki Çavuş, sazıyla birlikte Sümmani’nin türkülerini Sümmani’den daha iyi söyler hale gelmiş. (3)

Şevki Çavuş, güzel saz çalması, sesinin güzel olması sebebiyle babasının türkülerini söylemeyi tercih etmiştir. Babasının güçlü söyleyişi onun âşıklık tarafının ortaya çıkmasını engellemiştir adeta. Bir yandan da kardeşi Fahri Çavuş gibi hikâye anlatıcılığı tercih etmiştir. Erzurum’un önemli meddahlarından Behçet Mahir ile de tanıştığı biliniyor.

Hâfız olan büyük oğlu ölünce üzüntüsünü söylediği ağıtlarla dile getirmiş:

Sevgili yavrumu aldın elimden
Saldın beni ah u zara ey felek
Yaktın bu gönlümü kebap eyledin
Bıraktın bir sönmez nara ey felek

Yağlı paçavralar attın narıma
Gözün diktin devletime varıma
Bilmiyorum nasıl kıydın yavruma
Acımadın bu efkâra ey felek

Bozuldu düzeni dünyanın tadı
Her dem kan ağlarım görmedim şâdı
Kendi göçtü kaldı dünyada adı
Kestin her yanımdan çâre ey felek

Sel gibi akıyor gözlerimden su
Gören dostlar der ki ne elemdir bu
Kardeş diye ağlar üç tane yavru
Kırdın oğlum pare pare ey felek

Şevki Çavuş hasretinden kan ağlar
Bir değil bin değil sinemi dağlar
Çektiğim cefaya dayanmaz dağlar
Bir ben miyim bahtı kara ey felek


Şevki Çavuş‘un yine küçük yaşta ölen oğlu için söylediği ağıtlardan biri daha:

Dünyada gülmemiş bir bahtı kara
Ayrılık bâdesin doldu da gitti
Bu derdin elinden kavruldum nara
Yaktı yüreğimi deldi de gitti

Bu fâni dünyada gülen görmedim
Ne hikmettir murat alan görmedim
Âlemde bahtiyar olan görmedim
Ol ela gözleri soldu da gitti

Kalmışım biçâre bulmadım kemal
Vücut iklimine düştü bir zeval
Hocası hakkını eyledi helal
Bir murg misali oldu da gitti

Der Şevki’yim hafızımı kaldırın
Sefine-i bahr-ı ummana daldırın
Dedesinin yanında kabre indirin
Günü bitmiş vade doldu da gitti


Şevki Çavuş, askerliğini tamamlayınca köyüne dönüp evlenmiştir. Erzurum ve çevresi hariç bir tarafa gitmemiştir. Üç kız, üç erkek olmak üzere altı çocuk sahibidir. Şevki Çavuş, 1947’de Samikale’de vefat etmiş, Sümmani’nin mezarının yanına defnedilmiştir.

1,2,3- Âşık Hüseyin Sümmanioğlu ile yapılan söyleşiden.(Söyleşi yayınlanmadı.)

Mehmet ÖZDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir