Gulu Ağses’in Şiiri Veya Bireysel Duyguların Şiirsel Döngüsü

Şiir, Gulu Ağses‘in dünya görüşünü, iç heyecanını ve duygularını yansıtan bir renk paletiyse, onun kısa öyküleri ve gazete yazıları okuyucu için sadece bir bilgi aktaran metinler değillerdir. Onlar, en sıradan insanı bile uyandıran ve ruhun iç çizgilerine dokunan bir portreler galerisidir.

Şimdi bu renkler galerisinden bir kaç portreye bakmakta yarar vardır:

“Hudu Hoca (Prof. Hudu Memmedov) akademisyenler arasında gömüldü. Onun ziyaretçilerini Han Şuşinski’nin nurlu çehresi karşılamaktadır. Hudu Hoca, Han Amca’yı çok severdi. Şimdi onunla mezar komşusu oldu. Mezarlıktaki baş taşlarında onun mezar taşının dışında resimsiz ikinci taşa rastlamadım. Hudu Hoca yaşarken de alçak gönüllü, sade, gösterişten uzak, kameralara bile görünmek istemeyen bir insandı.”(Hayat Akademisyeni)

“Azerbaycan’da ışık istasyonunun bir bölümü daha kapandı… Tofig Güliyev elini piyanonun omzlarından çekti ve notalar bu kez bir sessizlik şarkısı çaldı. Son sigarasını, külü yakasına dökülecek şekilde içti ve dumanı iki kez ciğerlerinde tutsak etti. Bir kız evlendiren baba gibi güven içinde dünyaya veda etti.”(Ay Maestro! ..”).

“Şiir hakkında konuşan büyük Türk şair Nazim Hikmet şöyle derdi: “İster haykır, ister fısılda, istersen feryat et! İster kırık kırık yaz, ister pürüzsüz yaz. Ne yazarsan yaz, yeter ki şiir olsun.”

Tenkitçilere göre (V. Yusuflu) anadan şair doğan Gulu Ağses sadece şiir yazmıyor, içindeki, ruhundaki duyguları okuyucularla paylaşıyor. Gulu Ağses şiiri asla konu kıtlığı çekmiyor. Onun şiirlerinde içerikle şekil birleşiyor ve sadece birlikte insan zihni ile duyguları üzerinde etki bırakmıyor:

Gulu Ağses

“Dünya, talih, Tanrı desem,
Ne varsa hepsi günahkâr..
Benim çektiğim dertlerden.
Dert ne çekilir,
Ne de kaçılır ondan
Ben çektiğim dertlerin
Bir gün sergisi açılacak,
Ben çektiğim dertlerin…”

Onun zengin yaratıcılığı, çeşitliliği aktığı farklı yönelerle ayırt edilir. Burada onun temasında, bütün insanlıkla birlikte, ait olduğu toplumun algılanması ve değerlendirilmesi, içinde yaşadığı çevre, hayatı, felsefi ve tarihsel anlamda olaylar ve hikayeler vardır. Savaşlardan nefret eden ve resmini kanla değil kelimelerle yaratan Gulu Ağses, edebi alanda geleneksel olmayan örnekler yaratır.

Gulu Ağses, halkına, köyüne ve insanlarına güçlü bir şekilde bağlı olan ve bu nedenle çalışmalarında her zaman gayretli bir sivil konum sergileyen bir sanatçıdır. Şiirlerinde, sadece işgal edilen toprakların kederi değil, aynı zamanda bölünmüş Azerbaycan’ın kederi de şaire rahatlık vermemektedir:

“İki gezi
İki şehir hayal ettim:
Beni ne Tebriz’e bıraktılar,
Ne  de Ağdam’a…
“Ne var ne yok” sözü
Varla yok küfürü gibi geliyor,
bu yaştaki bir insana…
Artık yola koyuluyorum
o tarafa doğru …
Kendileri bilirler,
Orada da bırakmaslalar
Cehenneme  göndersinler!”

Gulu Ağses’in şiirlerinde, yüksek ustalık, sanatsal tanım zenginliği ve ifade araçları, şiirsel imgeler, lirik kahramanın sivil karakterini ortaya çıkarmadaki stilistik eğilimler kendisini göstermektedir. Abartı ve sahte duygusallıktan  uzak şiirler okuyucunun gerçekle bağlantı kurmasına, gerçekliği yansıtarak kalpleri fethetmesine yardımcı olmaktadır.

Şüphesiz onun şiirlerinden söz ederken “Talih, Allah, ölüm nedir” sorularına da verdiği cevaplara bakmak gerkemektedir. Tanrı ile sohbet, onunla dert paylaşımı, acılarını, arzularını onunla bölüşmesi insan İlahi bir duygu getirmektedir ve şiirin bu mistik derinliğinden ayrılamıyorsun:

“Kendini görmesek de
Etkin büyüktür, Allah!
Bizi toptan yok etmeden,
Yokluğun bir yüktür, Allah!

Veya:

Kimsin, necisin ay Allah?
Seni hiç anlayamadık!
Kendi kurduğun dünyada
Sana biz yer bulamadık!

Geleneksel şiir üçgeni, yaşam-aşk-ölüm, şairin kaleminde farklı bir renk alır ve şoklar, fırtınalar ve keskin izler bırakmadan gitmez hayatımızdan. O sadece şiir yazmakla kalmaz, her satırdaki kelimeye ne kadar duyarlı olduğunu gösterir. G.Agses’in şiirinin esaslarından biri de dilin zenginliği, saflığı, samimiyeti ve akıcılığı, kısalığı ile ayırt edilir:

“Bu gece öyle sessiz ki
İnsan bir kavga arıyor.
İsag-Musag kuşu çıkmış
Ağaçta deve arıyor.”

Zengin açıklamalar ve yaratıcı sanatsal portreler, Gulu Ağses’in çalışmasında o kadar derinlemesine yerleşmiştir ki, idrakından kaynaklanan bu sanatsal düşüncenin ürünü hakkında fikir yürütmek kolay değildir. Şairin, aslında ayrıntılı olması gerekmeyen tek bir şiirsel örnekte bir manzara yaratma yeteneğini düşünün… Sanatsal bir tablo, sanatsal bir portre, her şiirde son derece bilgilendirici bir yazarın imajı vardır:

“Zirvelerden
ıslak eller asılı…
Bakım!
Pakım!
Bu anda,
kuşlar kaldırımda yürüyorlar…
çatıda insanlar …
İnsanların tüm maskeleri kaldırıldı
aynı maskeyi cahana taktı virüs.
ağaç – virüs,
makine – virüs,
bina – virüs,
bir yandan koronavirüs,
bir yandan karantina virüsü …
İlahi, kendin bak!
veya balkondan bir şehir inşa et,
ya da sokaklara kanatlar tak!”

Dünyayı pençesine geçiren ve milyonlarca insanı korkutmuş olan koronavirüs salgını sırasında  da sözün sadık askeri hâlâ görevdedir. Sanatsal portre tarafından yaratılan “görsel film” gözlerimizin önünde yeni bir dünyaya hayat vermektedir. Yine ön planda insan vardır ve onun yine referans yeri Tanrı’dır.

Gulu Agses’in bu konuda yazdığı üç  şiirin hepsi edebi gruplar arasında olumlu tepkilere neden oldu ve şiirlerinin etkisi altında çeşitli yazarların yeni şiir örnekleri ortaya çıktı. Bu, bilincimizin zaten kıyamet için hazır olduğunu göstermektedir: 

“Gerçekten seviyorsan,
Şartım şudur:
hadi bir hücreye gidelim,
ama benden uzak dur …
Sabun köpüğü havada uçursun,
sarımsak kokusu…
Mutlu ellerin dokuz yazsın
on parmağı…”

Kıyamet üzerinde korkunç komplo yazarlarından farklı olarak Gulu Ağses okuyucuya sevgi aşılar. “Kimden, kimden yazmalıyız, uzak, aman Tanrı uzak, …” yazan Vagif Semedoğlu gibi bir heyecan geçirmiyor. Mesafenin korunacak bir nesne olduğunu biliyor. Ruh değil:

“Dışarı çıkma!
Telefona bakma!
Sıkılma!
… keşke başka koşulların da olsaydı:
Maskesiz olmasa,
maske de olmasın!
Yas yoksa,
ölüm de olmasın!
Düğün yoksa,
aşk da… Olsun!
Sözleri çıksaydı dudaklarından
Kendimi asacaktım
Şart kelimesinin dalından!”

Bu arada, istatistiklere göre, kısa süre içerisinde korona virüs hakkında 200’den fazla kitap yayınlandı. Bunlar arasında, Amerikalı yazarların çocuklar için, İngiliz dilli yazarların ise yazdıkları daha meşhurdurlar. İlginçtir olan, şiir bu sosyal destek maratonunda geride kalmıştır. Azerbaycan‘da şairlerin bu alandaki faaliyeti, insanlara şiirlerin manevi desteği daha belirgindir.

“Size kimden anlatayım
Tek bir kadından…
gül ağzını açmıyordu
dişlerinden dolayı.
Çoğundan kesti,
Azından kesti
Zate bir eliydi
Bir de boğazı…
Dişlerini yaptırdı.
Eline imkân geçmişti.
Aylarca süren hayali gerçek olmuştu
Aniden salgın oldu
Bütün dünya Çin oldu.[1]
Dayanamadı.
Gül ağzını açtı ve çıktı evden
Bir oydu yeryüzünde
Bir de “taçlı melek”
Bakıştılar
İkisi de kahkahayla güldüler.”

Salgın kurbanlarının anısına adanmış bu şiir coğrafyayı tanımıyor – COVID-19’un sınır tanımadığı gibi. Şairin ve gazetecinin en büyük değeri, kalp ve gönül kırılganlığıyla binlerce yıldır ruhlarımıza nüfuz eden halk bilgeliğinin kullanımı değil, aynı zamanda bu zengin hazineye katkısıdır:

 “Zafer yenilgi değildir ki gözlerine kül üfleyesin!” “Bir yazar bir yazı getirdiğinde, eleştirmen bir alıntı yapar,” “Hakimiyet ve kölelik paralel çizgilerdir. Onlar birbirleriyle kesişmeseler de, asla birbirlerinden vazgeçmezler,” “Her birimizin ölüme bir ruhu borçluyuz.” Ölsek de ölüme bir çözüm bulamayacağız “,” İnsanları bir kez omuzlarımıza alırız: Ölünce!” gibi lezzetinden doyamadığımız Gulu Ağses’in popüler aforizmaları, bu anlamda yaratıcılığının ufkunun bir göstergesidir.

İlk şiiri 1978’de yayınlanan Gulu Ağses, 1990’lardan beri eleştirmen ve yazarların dikkatini çekmiştir: Fikret Goca, Cingiz Aliyoğlu, Tofig Abdin, Vagif Yusifli, Rüstam Kamal, Vagif Bahmanli, Gurban Bayramov, Nargiz Cabbarli, Orhan Aras, Cavanshir Yusifli, Elçin İskanderzade, Günay Sema Şirvan ve düzinelerce insan onun yaratıcı kelime dağarcığına ışık katmaya çalıştılar.

Şimdi, tecrübeli bir gazeteci, Cumhurbaşkanlığı mükafatçısı, Ulduz Edebiyat Dergisinin genel yayın yönetmeni, bir çocuk kadar utangaç, yaşlı bir adam kadar bilge, bu söz insanının şiirlerindeki pozitif enerji, hem tanıdık okuyucunun hem de araştırmacının her zaman bu ışık için uzun süre beklediği olumlu bir atmosfer yaratmaktadır.

Yüce Tanrı’dan, şiirimizin beyaz sesi Gulu Ağses’in hep şiirin zirevsinde kalmasını dilerken, ondan da modern Azerbaycan şiirini saf sözleri ve eşsiz edebi nefesi ile yeni katkılarla zenginleştirmesini diliyorum.

Merziyye Necefova

[1] Şair burda bir kelime oyunu yapmaktadır. Orjinalda şöyledir:

“Aylarla gördüğü röya çin oldu
Gafilden pendemiya düştü
Bütün dünya Çin oldu”

  • Not: Gulu Ağses, 20 Nisan 1969 yılında Azerbaycan’ın Ağdam şehrinde dünyaya gelmiştir. Modern Azerbaycan edebiyatının en önemli şairlerinden biridir. “Her Yer Sensin”, “Rüzgar Pastası”, “Noktalar” gibi şiir kitapları vardır. 2014 yılından beridir Azerbaycan’ın en önemli edebiyat dergilerinden Ulduz (Yıldız) dergisinin yayın yönetmenidir. Türkiye Türkçesine aktaran Orhan Aras

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...