Hatıralarda Cengiz Dağcı, Hatıralarla Cengiz Dağcı…

Cengiz Dağcı’nın tek evladı var, bir kızı, O da Arzu Ursula. Arzu, liseyi bitirirken son yılında eğlenmeye, dans etmeye gider ve daha sonra kocası olacak Ray ile tanışır. O akşam güzel vakit geçirirler, hatta Arzu, bir kaç gün önce yaş günü olduğunu söyler ki sonradan doğru olmadığını öğrenir Ray. Bir kaç gün sonra Ray, Arzu’yu görmeye Arzu’nun yani Cengiz Dağcı’nın evine gider. O zamanlar Cengiz Dağcı, Londra’da Chelsea futbol stadyumuna yürüme mesafesinde, aynı cadde üzerinde alt katta işlettikleri Anabelle restoranı, üst katta ise evi olan bir yerde oturmaktadır.

Şimdi ise o dükkân ev dekorasyonları, ev aksesuarları satılan bir yere dönüşmüş. Ray ile hem konuşup hem de o eve doğru yürüdük. Restoran veya şimdiki dükkânın girişi ön cephede yani cadde üzerinde. Dükkân sokak ile caddenin kesiştiği köşede, evin girişi ise yan cephede yani sokak kısmında kalıyor. Evin kapısına bir kaç basamakla çıkılıyor. Ray’de gelip Arzu’yu sormak için  kapıyı çalıyor. Cengiz Dağcı açıyor kapıyı. Restoran işlettiği için mutfakta da çalışıyor haliyle. Kapıyı, beyaz önlüğü ve elinde kocaman bir et bıçağı ile açıyor. Bir de o bir kaç basamak üstte durduğu için heybetli ve ürkütücü görünüyor. Karşısında duran cılız delikanlıya ne istediğini soruyor. Ray ise Arzu Ursula’yı görmek istediğini söylüyor. Cengiz Dağcı’nın yüzü asılıyor ve yüksek, tok, kızgın ses tonuyla ‘ARZU!’ diye içeriye sesleniyor.

Meral Maksudoğlu, Cengiz Dağcı

Cengiz Dağcı ne öyle iri yarı, heybetli ne de ürkütücü bir adamdı. Kapısını her çaldığımda beni içtenlikle kucaklar, sevinçten gülümserken gözleri çizgi haline gelir ve elimi bırakmadan içeriye buyur ederdi. Çok nazik, çok kibar bir adamdı. Çok düzgün Türkçe konuşurdu. 

Romanlarında bahsettiği ve biz Kırım’a gidip görmeden Kırım’a âşık olduğumuz yeşil vatanımıza gittiğimde duyduğum heyecanı anlatamam. Cengiz Dağcı’nın Kızıltaş’ta deniz manzaralı, Ayı Dağını gören büyük bahçe içerisindeki evini görmek istedik. Stalin, Kırım Tatarlarını bir gecede sürgüne uğratınca Kırım Tatarlarından boşalan evlere Rusya’dan getirdikleri insanları yerleştirmişlerdi. Böylece Cengiz Dağcı’nın evine üç aile yerleştirilmiş. Biz ziyaret ettiğimizde bahçenin, evin, çevrenin, manzaranın fotoğraflarını çekip, fotoğrafları tabettirerek Londra’ya dönüşümde götürdüm. Bir fotoğrafta aşağı katta oturan Rus adamın resmini gösterdim. Cengiz ağam, bu adam aşağı katta oturuyor, çok rutubetli oluyormuş. Eşi oldukça rahatsızmış. Bunlar bu evi satıp Yalta tarafına geçmek istiyorlarmış diye havadis anlatıyorum ama Cengiz Dağcı o fotoğrafa dikkatlice bakıp, kim bu dedi tekrar. Aşağıda oturan derken, ‘aşağı neresi’ dedi. Ev iki katlı değil mi Cengiz ağam, bir kaç merdivenle çıkılınca güzel bir balkon gibi giriş var. Bunun evi ise biraz aşağıda kalıyor’ dedim ki şaşkın şaşkın ‘aman Allah’ım, orasını ev mi yapmışlar? Oraya insan mı oturtmuşlar? Oraya biz hayvanları bağlıyorduk, ahırdı orası’ dedi ve uzun süre şaşkın şaşkın o fotoğrafa baktı, evinin diğer fotoğraflarına da baktı ve bir sessizliğe gömüldü. Kim bilir nerelere gitmişti, kim bilir ne hatıralar gelmişti gözlerinin önüne. 

Ayı Dağı

Cengiz Dağcı 9 Mart 1919 da Gurzuf, Kırım’da doğdu. Çocukluğu Kızıltaş’ta o bahsettiğim evde geçti. Anneme Mektuplar eserinde de bahsettiği gibi annesi o evde çok mutluydu. Kızıltaş’ta ilkokulu okudu ve bitirdi. Çocukluğunda koştuğu bayırlar, Ayı Dağı eteklerinden denize girmelerini ölünceye dek her akşam uyumadan önce gözlerinin önünde canlandığını sürekli dile getirirdi. 

Stalin, kişisel mal varlıklarına el koyduğundan, Cengiz Dağcı’ların üzüm bağlarını da ellerinden almış ve babası sürgüne gönderilmişti. Babası bir türlü kabullenememişti bu hakareti ve ailesini toplayarak Akmescit’e göçmüştü. Cengiz Dağcı’nın dediği gibi tavuk kümesinden hallice bir yerdi ve annesi burada çok mutsuzdu.

Simferopol/Akmescit

Üniversite’de pedagoji okurken ikinci sınıf öğrencisi iken askere alındı. İki ay doğru dürüst talim görmeden cepheye gönderilmiş ve çok geçmeden Almanlara esir düşmüştü. İkinci Dünya Savaşı bitiminde, Polonya asıllı eşi ile birlikte İngiltere’ye sığınmacı olarak gelir ve bir daha bu topraklardan hiç ayrılamaz. 

Londra’da bir lokantada bulaşıkçı olarak işe başlar ve bir yandan bulaşıkları yıkar bir yandan yaşadıklarını romanlarına yansıtmayı, romanlarına uyarlamaya başlar. Kendi lokantasını açtığında da durum farklı değildir. Beş dakika fırsat bulduğunda yukarıda ki evine kaçar, daktilosunda sürekli yazar.

Cengiz Dağcı’nın kızkardeşi Ayşe Dağcı. En son görüştüklerinde Cengiz Dağcı 19 yaşında Ayşe Dağcı ise 10 yaşlarındaydı.

Ray, ‘ilk daktilo tıkırtıları duyduğumda ne olduğunu anlayamamıştım. Tüfek sesi gibi gelmişti, ardı ardına tak tak! Ne oluyor, Arzu? diye sormuştum. Arzu ise umursamaz bir ifade ile ya restoranın menüsünü yazıyordur ya da yeni bir romanını diye yanıtladı’ demişti. Daha sonra restoranı ve evi satarak Southampton’da Wimbledon tenis kortlarına oldukça yakın bahçeli evine taşındı. Bahçesine çiçekler ekerdi ve Türk çiçeklerine ayrı bir önem verirdi. Yansılar eserinde de bahseder Türk çiçeklerinden. 

Cengiz Dağcı hakkında tek bir belgesel var ve hayatını bir film gibi anlatıyor. Yönetmenliğini Zafer Karatay, yapımcılığını Neşe Sarısoy Karatay’ın yaptığı bu değerli bir eser, Cengiz Dağcı belgeseli mutlaka izlenmeli. Belgeseli izledikten sonra Türk çiçekleri bir anlam ifade edecek, geçirdiği çileler ve Kırım sevdasını Türk Dünyasına aşılaması anlamını bulacak.

Dağcı’nın cenaze merasiminden

Dağcı, 22 Eylül 2011 yılında aramızdan ayrıldı. 1946 yılında ayak bastığı İngiltere’den 1 Ekim 2011 yılında bedeni Londra Heathrow Havaalanından ayrıldı. Cengiz Dağcı’nın son yolculuğunda, Londra’dan Kırım’a kadar refakat etme şerefine nail olmuştum.  Akşam 19.20 THY uçağı ile İstanbul’a geldik. Aynı uçakta idik, ikram edilen suyu bile içemiyordum. Yanımda oturan Türk bayan benimle sohbet etmek istiyordu ama benim sadece bedenim o koltukta oturuyordu. Ruhum, kalbim, yüreğim Cengiz Dağcı ile birlikteydi. Gözyaşlarımı içime akıtıyordum. Bir şey sormuş olsa gerek yanımdaki bayan, cevap bekler şekilde bakıyordu. Yutkundum ve ‘kusura bakmayın, dedemin cenazesini götürüyorum memlekete’ dedim. ‘Başınız sağolsun’ dedi. ‘Kırım Tatarlarının, Türk Milletinin, Türk edebiyatının başı sağ olsun’ dedim. Anlamadı. Mühim değildi. 

Bir gece İstanbul Atatürk Havalimanında, İstanbul topraklarında kaldı bedeni. 2 Ekim 2011 sabahı, ilk uçak ile Kırım’a Akmescit (Simferapol)’a indik. Kırım Tatar Meclis üyeleri, Kırım Tatarları karşıladılar. Unutamadığı, her gece ruhunun dolaşıp geldiği Ayı Dağı yamacına toprağa verildi. 

Dağcı’nın defni

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesinden sonra kabrini ziyaret edememek biz Kırım dışında yaşayan Kırım Tatarları için çok büyük bir üzüntü.

Söz Cengiz Ağam, söz…

Bana, seni her ziyaretim sonrası sorardın ya ‘tekrar gelecek misin?’

Söz Cengiz Ağam, söz…

Geleceğim tekrar…

Senin çok sevdiğin, çok değer verdiğin Türk çiçeklerinden getireceğim sana…

Melek MAKSUDOĞLU

Ana Görsel: Cengiz Dağcı, Dağcı’nın Eşi Regina Dağcı, Dağcı’nın Kızı Arzu Ursula, Dağcı’nın Damadı Ray Bexley

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...