Irak’ın ünlü filozof ve şairi
CEMİL SITKI EZZAHAVİ – 3

 

DOSTLARI VE AKRANLARI

Cemil Sıtkı ez-Zahavi’nin dost, arkadaş ve akran çevresini Iraklı, Suriyeli, Mısırlı, Lübnanlı ve Türkiyeli olmak üzere beş kategoride ele alabiliriz.

Onun Irak’taki dost ve arkadaşları genelde o devrin düşünür, gazeteci, yazar ve şairlerinden oluşuyordu. Büyük düşünür, eğitimci ve şair Ma’ruf er-Rusafi, Gazeteci yazar İbrahim Salih Şükür; gazeteci, mimar ve siyasetçi Abdurrahman el-Benna onun Irak’taki en yakın arkadaşlarıydı. Bu üç arkadaş; sık sık kahvelerde, edebiyat meclislerinde ve şiir şölenlerinde ez-Zahavi ile bir araya gelirlerdi. Özellikle Ma’ruf er-Rusafi, ez-Zahavi’nin hem en eski arkadaşı, hem en büyük edebî rakibi idi. Kendisi gibi kuzey Irak kökenli olan ünlü hiciv şairi Şeyh Rıza et-Talabani de ez-Zahavi’nin yakın dostlarından biriydi. Ayrıca kendisinden yaşça biraz daha küçük olan Tevfik es-Sem’ânî, Fehmi el-Müderris, Nuri Sabit, Taha er-Ravi, Abdülgafur el-Bedri, İbrahim Munîb el-Baçaci, Muhammed Rıza eş-Şebibi, Muhammed Behcet el-Eseri, Mahmut Suphi ed-Defterî gibi gazeteci yazar, şair ve siyasetçi dostlarıyla arada bir yolları kesişir, şiir ve edebiyat üzerine sohbet ve etkinliklere katılırlardı.

Ez-Zahavi’nin Suriyeli dost ve akranları arasında, İstanbul günlerinden tanıdığı el-Münir gazetesinin sahibi Humuslu düşünür ve yazar Abdülhamit ez-Zehravi, Şamlı âlim ve edebiyatçı Abdulkadir Bedran, Halepli hukukçu ve eğitimci Ahmet Muhammed ez-Zerka; Şam vilayetinin uyanış devri düşünür ve yazarlarından, aynı zamanda el-Muktebis (Alıntılayan) dergisi ve gazetesinin sahibi Muhammed Kürt Ali; yayıncı, diplomat ve şair Hayreddin ez-Zirikli; ünlü düşünür ve araştırmacı yazar Cemalettin el-Kasımi, Suriye millî marşının Türk kökenli şairi Halil Merdam Bey; el-İnsâniyye (İnsanlık) dergisinin sahibi, Hamalı yazar ve şair Hasan er-Rızık gibi aydın ve entelektüelleri görüyoruz. Muhammed Kürt Ali 1901, Hayreddin ez-Zirikli 1923 yılında Mısır’a göç etmişler, orada edebiyatın yanı sıra yayın ve matbaacılık işleriyle uğraşmışlardır. Bundan böyle bu iki isim, ez-Zahavi’nin hem Suriyeli hem Mısırlı arkadaşları arasında yer almıştır.

Ez-Zahavi’nin üçüncü dost, arkadaş ve akran gurubunu oluşturanlar da Mısırlı yazar şair, eleştirmen ve entelektüellerdi. Hatta onun Mısırlı edebiyat dostlarının Iraklı ve Suriyelilerden daha fazla olduğu söylenebilir. Çünkü Mısır’ın kültürel ve edebî uyanışı, Irak ve Suriye’den daha öncedir. Bundan böyle Kahire, bugün olduğu gibi o günlerde de Arap halklarının kültür başkenti konumunda idi. Dolayısıyla ez-Zahavi burada, zaman zaman tutucu bir grup Ezherli ulemanın şiddetli protestolarına maruz kalmış olsa da, fikrî ve felsefi görüşleri Mısırlı yazar ve şairler arasında Irak ve Suriye’den daha büyük etkiler uyandırmıştır. Öte yandan ez-Zahavi, şiir ve yazılarının büyük çoğunluğunu Mısır gazete ve dergilerinde yayınlamış, bazı kitaplarını da buradaki yayınevlerinde bastırmıştır. Bundan böyle onun Mısır’daki dost ve arkadaş çevresinin genişliği, sık sık yazı ve şiirlerini yayınladığı el-Liva, el-Mukattam ve el-Müeyyed gazetelerinin kurucuları arasında yer alan Mustafa Kamil, Yakup Sarruf, Faris Nimir; Ali Yûsuf gibi gazeteci, yazar şair ve yayıncılardan tutun da 1924 yılında Divan’ını bastırdığı el-Arabiyyetü’l-Mısriyye matbaasının sahibi Hayreddin ez-Zirikli’ye kadar uzanan geniş bir yelpazeyi içine alıyordu. Ayrıca Zeki Mübarek, İbrahim el-Yâzicî, Muhammed Abduh, Reşit Rıza, Salame Musa, Veliyüddin Yeken, Hafız İbrahim, Ahmet Şevki, Abbas Mahmut el-Akkad, Corci Zeydan, Taha Hüseyin, Mustafa Lutfi el-Manfaluti, Ahmet Muharrem, Mustafa Sadık er-Rafii, Mahmut Sami el-Bârûdi, Ahmet Muhammed Ayş, Abdülaziz Çaviş, Şibli Şumayil, İsmail Sabri, Muhammed Ferid ve Mustafa Abdurrâzık gibi âlim, edebiyatçı, aktivist, düşünür ve siyasetçiler de onu tanıyan, aynı basın-yayın organlarında beraberce yazılar ve şiirler yayınlayan dost ve akranlar arasındaydı.

Edebiyatçı, aktivist, düşünür Emin er-Reyhani; gazeteci, yazar ve şair İliya Ebu Mâdi, yazar Mihail Nuayme; yayıncı, şair ve mütercim Halil Mutran; ünlü edebiyatçı, hukukçu ve siyaset adamı Şekip Arslan; büyük düşünür, ressam, şair ve yazar Halil Cibran gibi kültür ve edebiyat insanları da, Cemil Sıtkı ez-Zahavi’nin ya bizatihi kendileriyle ya da yazı ve şiirleriyle tanış olduğu Lübnanlı veya Lübnan kökenli dostları ya da akranları arasında idiler. İliya Ebu Mâdi ile Mihail Nuayme, zaman zaman göçmen olarak bulundukları Amerika’da Halil Cibran ile bir araya gelmişler; Göçmen Edebiyatı/ Edebü’l-Mehcer çatısı altında çeşitli konularda çok nitelikli yazılar ve şiirler yayınlamışlardır. Halil Cibran ise daha erken, çocuk sayılacak bir yaşta 1895 yılında annesi ve kardeşleriyle birlikte Lübnan’dan Amerika’ya göç etmiş, Boston kentine yerleşerek çok kıymetli Arapça ve İngilizce eserlere imza atmıştır. Bir ara 1898-1902 yılları arasında Arapçasını ilerletmek amacıyla dört yıl kadar memleketi Beyrut’ta kalmış, daha sonra tekrar Amerika’ya dönmüştür.

Arada bir Bağdat’a gidip gelse de, hayatının yaklaşık yirmi yılını İstanbul’da geçiren Cemil Sıtkı ez-Zahavi’nin, kuşkusuz Osmanlı Türkiye’sinde de sevdiği saydığı ve etkilendiği geniş bir dost ve akran kitlesi vardı. Her şeyden önce onun İstanbul yılları, başta İttihatçıların önde gelenleri İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, İshak Sükûti ve Mehmet Reşit olmak üzere, birçok gazeteci, yazar ve şairle doğrudan veya dolaylı etkileşim hâlinde geçmiştir. Ayrıca Ahmet Rasim, Babanzade Ahmet Naim, Mehmet Akif, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Süleyman Nazif, Halit Ziya Uşaklıgil, Tevfik Fikret, Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmet Mithat Efendi gibi kültür ve edebiyat insanları da ez-Zahavi ile aynı kuşak içerisinde yer alan ve bir şekilde İstanbul’la ilişkileri olan entelektüellerdir. Bundan böyle ez-Zahavi’nin bu gazeteci yazar ve şairlerle tanışmış, samimi dostluklar kurmuş, ya da devrin gazete ve dergilerinde yazılarını okumuş olma olasılığı büyüktür. Ancak onun; yazar ve şair İsmail Safa, asker ve siyasetçi Müşir Recep Paşa, gazeteci yazar ve Meclisi Mebusan üyesi Mehmet Ubeydullah Efendi gibi İttihat ve Terakki’nin önde gelen politik figürleriyle olan yakınlığı bir başkadır. Bunu, ez-Zahavi’nin İstanbul’da iken sık sık bu şahsiyetlerle buluşmasından, haklarında şiirler kaleme almasından anlıyoruz. Nitekim ez-Zahavi, bu üç yakın dostundan biri olan İsmail Safa’nın 1901 yılında vefatı üzerine ağıt niteliğinde bir şiir kaleme almış; son derece lirik, göz yaşartıcı ve içtenlikli bu şiirini Divan’ına koymuştur.

Ey Safa! Sakın dokunmasın bana seninle olan anılarım
Hemen dökülür gözyaşlarım toprağa, için için ağlarım

Senin gibi güven veren birinin yitip gitmesiyle Türkler
Erdemin kat kat üzerinde yükseldiği bir ismi kaybettiler

Ey Safa! Benden zamana kalmadı artık senin ardından
Başka bir şey ömür boyu akıp duracak gözyaşlarımdan

Ne zaman çetin bir işe atıldılarsa özgür ruhlu olanlar
İlk adımlarını attıklarında önlerinde hep seni buldular

Adalete âşık olan bir kimseden başkası değildin ki sen
O güzel adalet ki, çok âşıkları olan bir sevgilidir zaten(1)

YAŞAMINDAN KESİTLER

Cemil Sıtkı ez-Zahavi, elli beş yaşından sonra sol ayağının felç olması nedeniyle, düzenlediği veya davet edildiği açılış ve toplantılara, edebiyat ve kahve sohbetlerine çoğu zaman eşeği ile gidip gelirdi. Yanında da hizmetçisi Emin Mahmut yoldaş olarak bulunurdu. Zira eşeğe biniş ve inişlerde Emin Mahmut’un yardımına ihtiyaç duyuyordu. Hatta bir seferinde Irak kralı Birinci Faysal ez-Zahavi’yi şeref konuğu olarak yeni sarayının bayrak çekme törenine davet etmiş, o da elinde Irak bayrağı olduğu hâlde marşlar eşliğinde saray avlusunun ana giriş kapısından eşeği ile mütevazı bir şekilde giriş yapmıştı. Bu sırada onu gören halk birdenbire ıslıklar çalarak tezahüratta bulununca ez-Zahavi’nin eşeği aniden huysuzlanmış, ardından arka ayaklarıyla havaya çifteler atarak göğe doğru zıplamış, zavallı şairi elinde tuttuğu bayrakla yere düşürmüştü. Daha sonraki yıllarda Bağdat şehir merkezindeki yolların biraz daha genişlemesi, ulaşım ve bayındırlık hizmetlerinin düzenli hâle gelmesi üzerine ez-Zahavi eşeğiyle gidip gelmeyi bırakmış, ücretli faytonlarla at arabalarını tercih etmeye başlamıştı.

* * *

Ez-Zahavi’nin bazı ilginç hobileri ve alışkanlıkları vardı. Hobilerinden biri, dolma kalem koleksiyonu yapmaktı. Bazen çarşıda gördüğü veya varlığından haberdar olduğu bir dolma kalemi satın alıp koleksiyonuna katmak için eşi Zekiye Hanım’dan da parasal yardım istemek durumunda kaldığı, hatta ona âdeta çocuklar gibi ısrarla yalvardığı olurdu. Öte yandan yemek yeme alışkanlığı da bir hayli sıra dışıydı ez-Zahavi’nin. O, genellikle sebze yemeklerini tercih eder ve öğün çeşitlerini haftalık olarak belirlerdi. Mesela bir hafta boyunca bamya, diğer hafta patlıcan, öbür hafta da kabak yemeği yerdi. Bazen sinemaya gider, Tarzan türü filmler izler, polisiye romanlar okumaktan hoşlanırdı.

* * *

Takıntı düzeyinde birtakım korkuları da yok değildi ez-Zahavi’nin. Ancak o, bu tür korkularını tiye alacak kadar kendinden emin bir kişilikti. Mesela Bağdat caddelerinde yürürken trafikten korkan vesveseli bir hâli vardı onun. Bir de, belki üzerime yıkılıverir endişesiyle duvar diplerinde yürümekten çok fazla hoşlanmazdı. Bir seferinde bu konu kendisine:

– Dışarılarda yürümekten niçin bu kadar endişe duyuyorsun?

Diye sorulduğunda şöyle cevap vermişti:

– Ben dip tarafında yürürken, bir duvarın yıkılması konusunda milyonda bir dahi olasılık bulunmuyor değil mi? O halde niçin bu pimpirikli hâlimi bu kadar öne çıkarıyorum ki…   

* * *

1913 yılında Nobel edebiyat ödülünü alan Hindistan’ın ünlü şairi Tagor (Rabindranath Tagore) 20 Mayıs 1932 tarihinde bir haftalığına Irak’ı ziyaret etmişti.(2) Bu ziyaret, Bağdat’ı âdeta bir düğün havasına sokmuştu. İlk defa bir Doğu çocuğunun Batı’dan ödül alması, Tagor’un ününü olduğundan öne çıkarmıştı. Fakat Tagor ünlü olduğu kadar ruhu yüksek bir insandı. Aldığım bu ödülün onurunda ondan da bir parça esin pırıltısı var diyerek kendisini ez-Zahavi’nin başkanlığında bir heyetin karşılamasını istedi. Nihayet Doğu’nun iki dev şairi Irak-İran sınırı yakınındaki Hanekin kentinde bir araya geldi ve birbirlerine merhaba deyip sarıldı.

Ez-Zahavi: Hindistan’ın ilham veren bilgesi ve büyük şairi hoş geldiniz dedi.

Tagor da: Hoş bulduk Arapların coşkulu şairi ve bilge filozofu diye cevap verdi.

* * *

Bazı ünlü kişiler Bağdat’a geldiğinde birçok Iraklı şair tarafından övgü dolu şiirlerle karşılanırdı. Bunlar arasında Cemil Sıtkı ez-Zahavi başta olmak üzere Muhammed Rıza eş-Şebibi, Ma’ruf er-Rusafi ve Muhammed Behçet el-Eseri gibi ünlü şairler de bulunurdu. Doğu Bülbülü olarak anılan Mısırlı şarkıcıÜmmü Gülsümde bu ünlülerden biriydi. Nitekim 15 Kasım 1932 tarihinde Bağdat’a gelen ve şöhretinin doruğuna henüz tırmanmış bulunan genç Ümmü Gülsüm’ü Cemil Sıtkı ez-Zahavi Hilal Tiyatrosunun salonunda bir dizi beyitle karşılamıştı.(3)

Bıkmak olmaz sanatın, zarif ve şık bahçesinden
Ey Ümmü Gülsüm! Hele onun bülbülü sen isen

Nesiller boyu nice çileyle ezilen bir milletiz biz
Ey Ümmü Gülsüm! Bize hemen teselli verseniz

Onca gencin güç yetiremediğini taşımışım ben
Yirmi genç oğul, yetmiş oğulun dengi değilken

Ben ki ahiretimden önce girmişim o cehenneme
Yaşarken tattığımız zakkumun tadını gel temizle

Çıldırt bizi iyice o şarkısını söylediğin besteyle
Ve daha önce hiç çıldırmamış olalım böylesine
…  

* * *

Cemil Sıtkı ez-Zahavi, her ne kadar yaşamında zikzaklar bulunan bir kişi izlenimi verse de, özü itibariyle vatanperver bir entelektüel imajı çizmektedir. Ez-Zahavi, neredeyse her zaman aykırı, muhalif ve durumdan memnun değildir. Bu, onun hem Osmanlı hem Irak döneminde görülen karakteristik özelliğidir. O; Osmanlı’yı İttihatçıların, İttihatçıları Arapların, Arapları da Türklerin ve Avrupalıların safına geçerek eleştirir. Bazen de bunun tam tersini yapar. Duruma göre, güya kendince tutarlı, duygusal veya kişisel atraksiyonlara girişir. Onun bu konudaki en hazin çelişkilerinden birisi; bir şiirinde Osmanlı yönetimini ağır suçlamalarla yermiş, Türklerin yerine söz ve davranış olarak daha dürüst ve daha âdil bulduğunu iddia ettiği İngilizlerle dostluk kurulmasını öğütlemiş olmasıdır. Daha vahimi, buradan hareketle Irak halkına Osmanlı’yı terk etme çağrısında bulunmasıdır. Ancak aynı ez-Zahavi, ileriki sayfalarda detaylıca göreceğimiz şekliyle, Osmanlı devletinin güçlü olduğu yıllarda “İnşitî ve İfîgî/ Aktif Olun Genişletin Ufkunuzu” başlıklı şiirinde, Batılı siyasileri dalkavukluk ve gerçek dost olmamakla suçlamıştır.

Ez-Zahavi’nin benzer çelişkileri, sultanlar ve devlet yöneticilerinin bizzat kendileri için de söz konusu olmuştur. Ancak onun, devlet yöneticilerine karşı bazen övgülü bazen yergili bir tutum takınmasının nedenini bazı Arap araştırmacılar “paçayı daha fazla siyasilere kaptırmamak” olarak açıklasalar da, sanki bu biraz ez-Zahavi’nin fazla beklentili, biraz spontane halli, biraz da “sitemim samimiyetimden” türü bir idealizm muhalefetinin temsilcisi olmasındandır. Dolayısıyla ez-Zahavi, devletin gücünün arttığı ve umutlarının tomurcuklandığı zamanlarda sık sık kardeşlik, birlik ve beraberlik mesajları vermiş; sultanları, veliaht ve kralları övgü dolu şiirlerle yüceltmiştir. Nitekim o, 1897 yılında Osmanlı-Yunan Savaşının zaferle sonuçlandığı günlerde Sultan Abdülhamit’i âdeta yere göğe sığdıramamıştır:

Sultanımız Abdülhamit’e göre siyaset ve yönetmek demek
Zorlukları yüce değerlerle aşmak, yolda yürütmek demek

Kararlılık kılıcını, dinin zaferi için kınından çıkardın sen
Yenilmesi kolay olmayanı, onunla yere yıkıp yatırdın sen

Cihat için yıldırımlar gibi inen güçlü bir ordu hazırladın
Onunla gerisin geri kaçan bir ordunun ciğerini paraladın

Kutlarız seni bu fethi mübinle ve o öyle bir fethi mübin ki
Onunla yücelir, din ve hukukun göğü aydınlatan kandili..(4)

Ancak bir süre sonra şartlar değişmiş, ez-Zahavi İttihatçıların etkisi altına girmiş, Sultan İkinci Abdülhamit hakkında yazılan o övgü dolu sözler bir yana bırakılıvermiş, hiciv ve tehdit dolu şiirler kaleme alınmaya başlamıştır. Dahası aynı ez-Zahavi, Osmanlı yönetiminin belki de geçiş döneminin bir gereği olarak ön gördüğü yüksek yoğunluklu otokontrol sürecini birçok İttihatçı yazar şair ve entelektüel gibi istibdat (tek adam baskısı) olarak değerlendirmiş, İstanbul’dan Bağdat’a sürgün edilmesinin de etkisiyle Sultan’ın direk şahsını hedef almış, kıyasıya eleştirmiştir. Ez-Zahavi’nin, Sultan Abdülhamit hakkında yazdığı “Hattâma Tağfülü/ Ne Zamana Dek Gaflettesin” adlı şiiri bunlardan biridir.

Dikkat et bu gaflet daha ne kadar sürecek
Şartlar sana nasıl cahilmişsin, öğretecek

Yeryüzünde tanrının gölgesi mi emrediyor
Allah’ın ve sevgili elçisinin yasakladığını

Malı olanı yoksul, masumu sürgün ediyor
Karanlığa tıkıyor, esir alıyor, katlediyor..

Ağır ol biraz! Sakın baskı yapma, öfkemiz
Harekete geçerse(5), sana mühlet vermeyiz

Aldanma gücüne, bize uzansa da o ellerin
Onlardan daha uzundur, elleri günlerin..(6)

Ez-Zahavi ayrıca, Cemal Paşa’nın sayıları otuzu aşan Suriyeli Arap isyancıyı Lübnan’ın Aliye kasabasında yargılattıktan sonra 1916 yılında Şam’ın Merce ve Beyrut’un Burç meydanlarında idam ettirmesi üzerine “En-Nâiha/ Ağıtçı” başlıklı bir mersiye kaleme almış, Cemal Paşa’yı ve idamları şiddetle eleştirmiştir.(7) Elbette kötü emsal olmaz. Ancak hiçbir yanlış da görmemezlikten gelinmeyi haklı kılmaz. Ez-Zahavi şu anda Suriye’nin veya Arap oğullarının kendi liderleri tarafından katledilişlerini görseydi, kim bilir belki de Osmanlı’nın bu konuda en çok eleştirilen bu paşasını bin bir rahmetle anardı.

* * *

Ez-Zahavi’nin yeni Irak kralı Birinci Faysal’a karşı tutumu da Sultan İkinci Abdülhamit’ten pek farklı olmamış, zaman zaman gelgitler yaşayan bir süreç olarak devam etmiştir. Bundan böyle, o devrin Irak edebiyat çevrelerinde, Birinci Faysal ile ez-Zahavi arasında şöyle trajikomik bir öykünün geçtiği söylenir. Ez-Zahavi, Birinci Faysal’ın prenslikten krallığa geçiş adaylığını başlangıçta memnuniyetle karşılamış, taç giyme töreninin hemen öncesinde ve sonrasında fazlasıyla onu övmüş, âdeta göklere çıkaran kaside ve dörtlükler kaleme almıştı. Ancak iki üç yıllık bir beklentinin ardından kraldan umduğunu bulamayan ez-Zahavi, 1924 yılında Kahire’de bastırdığı Divan’ından bu kaside ve dörtlükleri “Bunlar benim irinlerim” diyerek çıkarmıştı. Hatta aynı Divan’ın girişinde yer alan “Şiire olan eğilimim” başlıklı yazısının sonuna koyduğu şu beyitle de, bu konuya dolaylı bir göndermede bulunmuştur:

Övgülerimi hak etmedikleri halde övüp durduğum insanlar
Kabalıklarımın ne kadar gerekli olduğunu ortaya koydular

* * *

Hemen herkesin olduğu gibi ez-Zahavi’nin de kendisiyle ilgili birtakım insani yenilgileri vardı. Bunlardan birisi de, özellikle şiir ve yazı konularında övülmekten çok hoşlanmasıydı. Bundan böyle kahvelerde düzenlenen şiir şölenleri başta olmak üzere herhangi bir söyleşiye davet edildiğinde, sabah hanımından para kesesini ister, içerisine bir miktar bozuk para koyar, öyle yola çıkardı. Şayet etrafını saran gençler veya dinleyenler, yazdığı şiir veya yazıları beğendiklerini ifade ederek övgü dolu sözcüklerle ona iltifatlar yağdırırlarsa fazlasıyla mutlu olurdu. Hele bu övgüler sırasında, Sultanu’ş-şuara/ Şairler sultanı unvanını kazanmak için kendisiyle rekabete giren yakın arkadaşı “Ma’ruf er-Rusafi’nin şiirlerinden daha güzel olmuş” şeklinde bir tepkiyle karşılaşırsa iyice keyfi yerine gelir, coştukça coşardı. Böyle zamanlarda ez-Zahavi, şayet birisi bu sohbet halkasından sıkılıp gidecek gibi olursa hemen yönünü kahveciye çevirir, “falana çay ver” şeklinde bir ifade kullanırdı. Türkçeden Bağdat halk şivesine geçen “ver” kelimesi, “bendensin, ben ısmarlıyorum” gibi bir anlam taşırdı. Ancak dinleyenlerden biri bu esnada onun yazı veya şiirlerine herhangi bir eleştiri yönelttiğinde, ona çay ısmarlama konusunda aynı cömertliği göstermez, umursamaz bir hal takınırdı.(8)

Devamı 4. Bölümde / YAŞLILIĞI VE ÖLÜMÜ

Mesut ÖZÜNLÜ

________________________

(1) Divân ez-Zahâvî/ Ez-Zahavi Divanı, “Rasâu Safa Beg/ Safa Bey’e Ağıt”, Mısır el-Arabiyye Matbaası, Kahire 1924, s. 165-166. Ayrıca bkz. Toprak, M. Faruk, “Cemîl Sıdkî ez-Zehâvî’nin Şiirlerinde İstanbul Anıları”, Türk İslam Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, yıl 7, sayı 14, Konya 2012, s. 36.
(2) Geniş bilgi için bkz. es-Semarâî, Abdulcebbâr, Ceridetü’l-Medâ el-yevmiyye, el-Mulhag/ Günlük el-Medâ Gazetesi eki,“Ziyaratü’ş-şâ’ir el-Hindiy Tagor Bağdâd”, 15 Kasım 2011.
(3) Mirza Mahmûd, Sürûr, biyografik makale, “Cemîl Sıdkî ez-Zahâvî”, el-Kardinya Elektronik Genel Kültür Dergisi, Danimarka, Nisan 2018.
(4) Ed-Duveyde Muhammed, Yûsuf Alî, “Cemîl Sıdkî ez-Zahâvî Hayâtuhû ve Şi’ruh”, Ümmü Durman Üniversitesi, Yüksek lisans tezi, Sudan/ Hartum 2008, s. 36.
(5) Burada, dördüncü beytin ikinci dizesinde yer alan “Harekete geçerse” ifadesinde; İttihatçılar tarafından 1909 yılında Selanik’ten İstanbul’a gönderilen, nihayet Sultan İkinci Abdülhamit’in halline sebep olan Hareket Ordusu’yla ilgili bir göndermede bulunulduğu fark edilmekte, sanki dolaylı olarak aba altından sopa gösterilmektedir. (M. Ö.)
(6) Divân ez-Zahâvî/ Ez-Zahavi Divanı, “Hattâma Tağfülü/ Ne Zamana Dek Gaflettesin”, Mısır el-Arabiyye Matbaası, Kahire 1924, s. 278. Ayrıca geniş bilgi için bkz. el-Cündî, Enver, “Ez-Zahâvî/ Şâ’ıru’l-Hurriye”, Kütüb Sekâfiyye, el-Kitâb 38, Kahire 1960, s. 17.
(7) Sıtkı ez-Zahavi’nin “en-Nâiha/ Ağıtçı” şiiri için bkz. el-Hakavâti, Mâcid, “Gasâid mine’ş-şi’ri’l-Arabiyyi fi’l-‘İrâk”, Kuveyt, 2004, s. 33.
(8) Âl-i Dâyıh, Kasım, “Vefatının yetmişinci yıldönümünde Cemil Sıtkı ez-Zahavi’nin hayatından alıntılar”, El-Meda Gazetesi, Irak, 2006.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...