Mahşerin Üç Atlısı: Modern, Müslüman ve Türk

Bugünkü Başkırdistan bölgesinde gözlerini açtın dünyaya. Kazan Pedagoji Enstitüsünden öğretmen çıktın. Önce doğduğun topraklara ardından güney şehir Bakü’ye ışığını götürdün, okul koridorlarını arşınladın. Rusya Türkleri arasında yayılan Ceditçilik hareketi etkiledi önce seni. Elin kalem tuttu. Çok sayıda gazeteye yazdın. Çarlık rejimine muhaliftin ve eşitlik prensibi çerçevesinde sosyalist düşünceler yeşerttin yazılarında. İttihata (birlik) ve terakkiye (ilerlemeye) hayrandın. I. Dünya Savaşı’nda Tatarların çarlık ordusuna yazılmamasına çalıştın. Ufa’da Türk-Tatar Konseyine başkanlık ettin. 1917 Şubat devriminde doğu halklarının Sovyet devrimine iştirakini sağlayan önder oldun. Artık devrimin dört büyüğünden biriydin. Yönetimde üst kademelere yükselmene rağmen Lenin’le fikri, Stalin’le siyasi ayrılıklara düştün. “Sömürgeler Enternasyonali” projesini geliştirdin. Batı ülkelerinde işçilerin devrim yapamayacağını biliyordun. Kapitalistler üçüncü dünya ülkelerini acımasızca sömürüyor ve kendi işçilerine bundan refah payını veriyordu. Fakat bunu Lenin göremiyordu. Kapitalin yıkılışı sömürülen ülkelerin kurtuluşuna bağlıydı. Stalin idaresi ise mutlak merkeziyetçi yapısıyla Türk-İslam beldelerini yabana atıyor onlara haksızlık ediyordu. İdeallerinden sapmış Sovyetlerin sonunu artık görebiliyordun. Önce İdil-Ural Birliğini sonra diğer Asya Türkleri ile beraber Türk sosyalizmini kuracaktın. Nihai hedef tüm sömürge halkların enternasyonal birliği olacaktı. Ancak zaferinde payın olduğu Bolşevik devrimine ihanetle suçlandın ve yargılandın. Mahkeme geçmişte yaptıklarını kefaret olarak görüp serbest bıraktı. Kızıl Ordu ile monarşi yanlısı Beyaz Ordu arasındaki iç savaş seni de etkiledi. Sahada kazanan kızıl yönetim daha da baskıcı hale geldi. Tehlike olarak görüldüğün için Sibirya kamplarına sürüldün. On senenin ardından Türk-Müslüman beldelerinde ikamet yasağıyla beraber serbest bırakıldın. Gemi azıya alan Stalin diktatörlüğü, gözetim altında tuttuğu halde korkaklığın gereğini yapıp bir sabah seni kurşuna dizerek idam etti. Evet sen, milli sosyalizm fenomeninin işaret fişeğini çeken, efsane lider Mir Sultan Galiyev’sin.

Yitik coğrafyanın dertli muallimi. Engellerle boğuşmak, dikenlere dolaşmak, âdeta tekeden süt çıkarmak düştü kaderine. Bir zamanlar Rusya, Büyük Türkistan coğrafyasının “kenarı” iken şimdi Türkistan Rusya’nın “kenarı” olmuştu. 1851’de Bahçesaray’da doğdun. Moskova’da Harp okulunda parlak bir geleceğe yürürken daha başka fikrilerin büyüsüne kapıldın. Litvanya Tatarı bir arkadaşınla Girit isyanıyla cebelleşen Osmanlı askerine desteğe çıktığın yolculuk, gemiye binemeden sona erdi. Önce tutuklandın sonra harp okulundan atıldın. Kırım’a dönüp Rusça muallimliğine başladın. Soydaş ve dindaşlarının Rusya içindeki perişanlığı dimağını alev alev yakan bir ateş olmuştu. Usul-i cedit adıyla geliştirdiğin modern öğretim programı sadra şifa olacaktı. Kızlar da dahil tüm çocuklarımıza 40 günde okuma yazma öğretiyordun. Bunun için Rusya Müslümanlarının yaşadığı beldeleri diyar diyar gezdin. Bahçesaray’da topladığın öğretmen adaylarını eğitip kendilerinin de aynı usullerle üç öğretmen yetiştirmesi şartıyla beldelerine gönderdin. “Dilde birlik, işte birlik, fikirde birlik” yayımladığın, yankısı 21. asra kadar gelen Tercüman gazetesinin parolasıydı. Köşe bucak, Müslümanların yaşadığı yerlere ulaşma fırsatın oldu. Islahat ve terakki ile aydınlanacağımıza inanıyordun. Kız kardeşinin katkılarıyla Alem-i Nisvan (kadın dergisi), Alem-i Sıbyan (çocuk dergisi), hatta bir mizah dergisi basılmasını sağladın. Öğretmen ve din adamlarının teşkilatlanması ile milli-reformist bir toplumsal harekete dönüşecek fitili ateşlemiştin. Ceditçiler olarak anılıyordunuz. İki gruba karşı rüştünüzü ispat etmeniz gerekiyordu. İlki Ruslaştırma ve Hristiyanlaştırma politikaları güden Moskova’ya, diğeri eski usulü devam ettirme inadındaki mutaassıp medrese mollalarına karşı. Novgorod’da nehir gemi gezintisi süsü verilerek gizlice toplanan I. Bütün Rusya Müslümanları Kurultayının başkanı seçildin. 1905 meşrutiyetinin oluşturduğu özgürlük ortamında gerekli izinler alınarak iki kongre daha düzenlendi. Siyasete dair aldığınız kararlar 1906 Devlet Duması’nda 25 milletvekili temsili ile meyvesini verdi. Meşru ve kanuni zeminde yapılacak faaliyetlerle Rusya Müslümanlarının uyanışını sağlayacaktınız. Ardından Çarlık idaresinin istibdadı başladı ve ümit ışığın söndü. Baskı ortamı seni Rusya dışına attı. Önce Kahire’de sonra İstanbul’da “Dünya Müslümanları Kongresi”ni toplamaya çalıştın. İstanbul’da Türkçü ve İslamcı çevreler fikirlerine kıymet veriyordu. 1908 Meşrutiyet’inden umutluydun, ancak resmi makamların ilgisizliği ve gelişen siyasi olaylar oradan da ayrılmana sebep oldu. İdeallerinin rüzgârı seni Hindistan’a kadar savurdu. Orada Müslüman Alimler Konseyine eğitim usulünü ve terakkiye dair fikirlerini aşıladın. Kırım Tatarlarının vatanlarından toplu halde sürülmesinden 30 sene önce, 1914’de Bahçesaray’da öldüğünde Rusya’nın başka başka yerlerinden gelen, yetiştirdiğin 6000 aydın imanlı muallim cenazeni kaldırdı. İyi ki tanıdık seni koca muallim, Gaspıralı İsmail.

Tarih ilmi, rasyonel fikirlerin olmadan eksik kalırdı ülkemizde şüphesiz. Senden sonra Türkçülük kuru, sloganik bir romantizme saplandı. Türkler maziyi düşünmüyorlar, istikbalin hesabını yapmıyorlar eleştirisini yaptığın günden bu yana ne hazindir ki bizim mahallede fazla bir şey değişmedi. 1883 senesinde biçare annen, yetim tek çocuğu ile Kazan’dan ayrılıp İstanbul’a geldiğinde bu yeni ülkenin tarihinde iz bırakacağını, Ekim 1923’de işgalci İngiliz subaylarından şehri Gazi Meclis adına teslim alacağını bilmiyordu. Bir zamanlar başarıyla bitirdiğin Erkanı Harbiye’den mezun olunca Jön Türklerle ilişkili olduğun gerekçesiyle Fizan’a (Libya) sürüldün. Bu ilk sürgünündü. Ömrünün en verimli seneleri sürgünlerle geçti. Paris’e kaçtın, sonra ata yurdu Kazan’a… Orada “Üç Tarzı Siyaset” adıyla halen fikir hayatımızı aydınlatan eseri yazdın. İttihadı Anasır’ı (Osmanlılık) ve İttihadı İslam’ı (İslamcılık) –faydalı bulmakla beraber gelecekleri olmadıkları düşüncesiyle- Türklük siyasetine değişmedin ve bu ideali yaşamın boyu sürdürdün. Türk milliyetçiliğini Osmanlılığı sürdürmek için bir araç sayan Genç Osmanlıların tersine, Osmanlılığı Türklerin çıkarlarını korumak için bir araç saydın. Rusya Türklerinin uyanış mücadelesinde yer aldın. 1908 Meşrutiyetini fırsat bilip İstanbul’a dönünce Türkçü dernek ve dergilerin kuruluşunda yer aldın. Millî Mücadele başlayınca tez elden Anadolu’ya geçtin. Türk Tarih Kurumunu kurmanın yanında iktisadi ve tarihi görüşlerin Cumhuriyetin temelinde yer aldı. Evet sen Atatürk’ün danışmanı büyük Türk milliyetçisi Yusuf Akçura’sın.  

        

Sultan Galiyev’i sosyalist görüşleri daha modern, Gaspıralı’yı iman gayretiyle daha Müslüman, Akçurayı realist duruşuyla daha Türkçü sayabilirsiniz. Bilinmeli ki 20. yy’deki fikir mahşerinin bu üç atlısı yitik coğrafyamızın, İdil-Ural boylarının bize armağanlarıdır ve emeklerinin unutulması adımıza eksiklik olur… Bir başka tefekkür adamı, Ziya Gökalp ne demişti sahiden: “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”. İşte iki asırlık serencamımız.

Hasan SARI

Kaynakça:

Akçura, Yusuf (2012), Üç Tarz-ı Siyaset, Lotus Yayınevi, Ankara
islamansiklopedisi.org.tr/mir-said-sultan-galiyev
ismailgaspirali.org
turktoyu.com/baskurtistan-in-halk-kahramani-mirsaid-sultan-galiyev

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...