Muhteşemdi Muhterem Nur…

Muhterem Nur‘u, ünlü “Üç arkadaş” filmindeki ince güzelliğiyle hatırlarım hep… Çok güzeldi bence. Oyunculuğuna ilişkin bir cümle kuramam. Çocuktum o yıllarda…

Ben gençliğe doğru evrilmiş bir sinemaseverken, o beyazperdeden  uzaklaşmıştı artık… Şarkı söylediğini okumuştum Anadolu’nun çeşitli kentlerinde… Geçim sıkıntısı çektiğini de…

Sonra, Müslüm Gürses‘le birbirlerine sevdalandıklarını öğrendim herkes gibi. Aralarındaki yaş farkını öne çıkarıyordu magazin basını. Üzüldüğümü hatırlıyorum, hep yaptıkları gibi saçma sapan sözde ölçülerle  sevgiyi sınırlamaya cür’et etmelerine…

Onların birlikteliklerine ilişkin tek bir cümleye takılıp kalmıştım. Sanırım Muhterem Hanım’ın sözleriydi:

“İkimizin de birbirimizden başka kimsemiz yok…”

Acı ve yalnızlık dolu bir itiraf cümlesiydi sanki… Karda, fırtınada, birbirinin güvenli sıcaklığına sığınmış iki serçenin fotoğrafı gibi…

Müslüm Gürses öldüğünde dediği de feryadıydı Muhterem Hanım’ın :

“Beni seven, bir an önce ölmem için dua etsin…”

Oysa ölmesine yedi yıl varmış daha, o bunu bilmiyordu o zamanlar…

İki yıl önce, Müslüm Gürses‘in yaşamı üzerine çekilen film, çok seyredildi. Müslüm baba tanıyanlarca  yeniden, tanımayanlarca ilk kez çok sevildi. Muhterem Nur da yıllar sonra hatırlandı…

Filmin, gerçek yaşamdaki yaşanmışlıklarla birebir  örtüşmediği yazıldı, anlatıldı…

Çok üzerinde durulmadı, gerçeklerin tahrif edilişinin… Filmde, o kadar çok sevdiği kadına eziyet etmesi de yaşadığı acılara katlanabilmesini sağlayan maddelerin yan etkisi sayılıp hoşgörüldü bir nevi… Affetmesi gereken  seyirci değildi nasıl olsa… Öznenin de özlemi gözönüne alınarak, çoktan bağışladığı varsayıldı… Aşk her şeyi affederdi sonuçta…

Muhterem hanım, dün sevdiğine kavuşmuş… Cenaze töreninde, kara gözlüklerinin altından sahte gözyaşları döken insanların olmamasını vasiyet etmiş. Bir de Müslüm Gürses‘in yanına defnedilmek istemiş… Dilekleri yerine getirilmiş: Az insanın katıldığı cenaze töreniyle, Müslüm Bey’in kucağına bırakılmış …

Muhterem Nur gözlerimin önündeki gibi “Üç Arkadaş” filmindeki o naif, gencecik ve güzel kadın olarak kalacak benim için… Bence o da öyle hatırlanmayı isterdi… Hep genç, hep güzel, hep ince…

Filmden bana kalanlara ilişkin yazdıklarım aşağıda… Yorulmadıysanız okursunuz belki…

Müslüm Gürses ve Muhterem Nur’un anılarına, saygıyla…

Müslüm… Yaşam Seçtiğimiz Yoldur…

Daha önce de belirttiğim gibi, arabesk müzik, içinde kaybolabileceğim bir tür değil. Yok, yanlış anlaşılmayı  hiç istemem. Küçümsediğim için değil, sadece ruhuma  iyi gelmediği için … Çok karamsar, çok yakınan, zaman zaman sevgiliyi, yaşamı, koşulları çok suçlayan, kader kurbanı olma olgusunu fazla vurgulayan, hep kaybeden tarafın iç sesi olma savındaki bir müzik türü gibi gelir bana. Dinlemeyi sevenlere saygısızlık etmek, onların duygularını incitmekten korkarım.

Ama sevdiğim, duyduğumda eşlik ettiğim arabesk tanımına uyan şarkılar da vardır.

Ancak, bu türün  iyi ama bahtsız icracılarının yaşam öykülerini izlerim. Bergen gibi, örneğin…

Müslüm Gürses’in yaşamını özetleyen filme de bu yüzden kayıtsız kalamazdım. Üstelik, Müslüm Gürses’in yorumunda içe işleyen bir şeyler var. Sonra, arabeskin dışındaki müzik türlerine ait eserleri de güzel söylemesi bende saygı uyandırmıştır hep. Türküleri güzel yorumlamıştır, Türk sanat müziği ya da hafif batı müziği eserlerini de…

Film, Urfa’da sanatçının doğduğu ilin bir köyünde O, henüz küçük bir çocukken başlıyor. Daima sarhoş, şiddet ve öfke dolu bir baba, çilekeş anne… Sonra bir erkek ve bir kız kardeş daha katılıyor aileye. Adana’ya göç ediliyor. Müslüm artık delikanlı, okuyamıyor, bir ayakkabıcı tamircisinin çırağı. Baba hapiste, anne çamaşır yıkayarak eve katkı sağlıyor. Müslüm’ün yolu, halkevinin bağlama ustası, Yunus Emre felsefesinin yolunu yol eylemiş  Limoncu Ali ile kesişiyor. Bağlama çalmayı, yürekten gelerek türkü söylemeyi ondan öğreniyor.

Limoncu Ali, ilk derste “uzun ince bir yoldayım” türküsünün anlamını sorgulatır Müslüm’e:  “Yaşam ve ölüm, uzun ince bir yolun iki ucudur. Bu yol, herkes için farklıdır. İşte o yüzdendir ki herkes kendi yolunu düşünerek söyler bu türküyü. Kapat gözlerini ve kendi yolunu düşünerek söyle şimdi…”

Babası hapisten çıkar ve Müslüm’ün altın mikrofon yarışmasına katılmasını engellemek için saçlarını  keser. Limoncu Ali’den başka ve önemli yaşam dersi alır genç Müslüm: “Derviş ne yapar Müslüm? Kırkar kendini. Saçlarını, sakalını, bıyığını, kaşlarını kırkar. Çünkü onlarla var olmaz. Demem o ki, saçların olmasa da türkünü söyleyebilirsin. Sen yüreğinle söylediğin sürece şarkılar seni bırakmaz…”  Bu da, yaşamı boyunca unutmadığı, çok zor zamanlarında tutunacağı bir öğüttür.

Yarışmayı ve bir plak doldurma hakkını kazanır ama babası, annesini, küçücük bebek kız kardeşini ve güvercinlerini öldürür bir gece. Kardeşi Ahmet ile birlikte bütün bu kıyıma şahit olmak zorunda kalırlar.

Devamını anlatmayayım. Ancak bilin ki, bir insanın kaldıramayacağı  daha pek çok bedensel, ruhsal ve insan kaybını yaşamış yaşamı boyunca… İzlerken, yüreğim donarak, ruhum katılarak izledim abartmadığıma lütfen inanın…

Yaşadığı acılara bakıldığında, Müslüm Gürses’in kötülüğü seçmek, eğri büğrü yollarda kaybolmak, bir suç makinesi olmak, önüne gelene öfke ve şiddet yöneltmek gibi bir yola sapmaması şaşırtıcı. Tam tersine, ustası gibi Yunus Emre felsefesine sarılmış, insanlara insanca yaklaşmayı seçmiş. O kadar çok sevdiği anacığını gözünün önünde katleden babasına karşı bile nefretle yaklaşmamış. Gel gelelim, filmin sonunda birkaç cümle var: “Babası gibi bir baba olmaktan korktuğu için baba olmaktan kaçmış, ama bir sürü insanın babası olmuş. Ezilen, acı çeken, hor görülen, dışlanan insanları şarkıları ile önemsediği için baba olarak anılmayı hak etmiş. Onların ailesi olmuş…”

Oyunculara gelince, Timuçin Esen normalde fiziksel olarak, ona  benzememesine karşın, çok başarılı bir makyaj çalışması ile burnundan kıvırcık saçlarına dek muhteşem bir Müslüm Gürses portresi çizmiş. Ayrıca, bedensel dil olarak ta çok başarılı. Şarkıların tümünü söylerken de hiç yadırgatıcı değil. Burada kendisinin de şarkıcı/yorumcu kimliği çok işe yaramış belli ki.

Genç Müslüm Şahin Kendirci de çok inandırıcı. Limoncu Ali/Erkan Can, anne/Ayça Bingöl, baba Turgut Tunçalp ve kardeş Ahmet/Taner Ölmez ve Muhterem Nur/Zerrin Tekindor da çok başarılılar. Küçük kardeşin yatılı okula bırakılma sahnesinde, o küçük oyuncunun keder yüklü “beni bırakma” bakışını filme katabilen yönetmeni ayrıca alkışlamak istedim.

Günlük yaşamda tek tek ve  çok rastlayabileceğimiz acıları,  bir kişinin yaşamı üzerinden anlatıyor film bu doğru, ama ne yazık ki bu o kişinin gerçeği… Eski Türk filmlerinin beylik  senaryoları deyip geçemiyoruz bu kez… Müslüm Gürses, hepsini yaşamış yine de sevmekten vazgeçmemiş, nefreti yaşamından uzak tutmuş, okuduğu tek kitap olduğu anlaşılan Yunus Emre divanını yanından ayırmamış ama bedensel ve ruhsal olarak çok acı çekmiş ve genç sayılabilecek bir yaşta bu dünyadan ayrılmış… Dilerim ruhu huzura kavuşmuştur…

Zamanınız olursa, filmi izlemenizi isterim. Bana hak vereceğinizi tahmin ediyorum.

Yazıyı yazarken, yaşarken çok fazla dinlemediğim bir çok Müslüm Gürses şarkısı dinledim:

“Herkesten bir anı saklar bu yollar
Herkesin acısı sevgisi kadar
Güzelmiş çirkinmiş ne farkeder ki
Deli gibi sevmek ruhumuzda var.”
………………………………………………
“Eğer seni kırdıysam
Darıl bana
Ama bir gün beni ararsan
Bak ruhuna
Birden gecem tutarsa
Güneşi çevir bana
Sevgilim bağışla
Biraz zor olsa da
Affet beni akşamüstü
Gölgem uzarken
Öğleden sonra affet …”  
………………………………………..    
“kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde
bir türlü kendimi avutamadım
kaç gece ağladım böyle gizlice
ne yaptımsa seni unutamadım
yaşamak içimden gelmiyor artık
öylesine dertli öyle üzgünüm
bu dünya hiçbir tat vermiyor artık
aldığım nefese cana küskünüm”
…………………………………………..
“Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş
Tanrı istemezse insan ölmezmiş
Sen tanrı mısın beni öldürdün
Eşime dostuma beni güldürdün
Vicdanının sesini dinle bak ne diyor
Senin için bir can bir can gidiyor…”
……………………………………………………….
“İtirazım Var Bu Zalim Kadere
İtirazım Var Bu Sonsuz Kedere
Feleğin Cilvesine
Hayatın Sillesine
Dertlerin Cümlesine
İtirazım Var
Yarım Kalan Sevgiye
Şu Emanet Gülmeye
Yaşamadan Ölmeye
İtirazım Var…”

Müslüm Gürses şarkılarından sonra başka bir türde şarkı dinlemeye gücüm kalmadı şimdi… Ruhum yoruldu sanırım. Yarın başka bir gün nasılsa… Düzelirim elbette…

Öznur Eren KANARYA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir