Sezen Aksu Olgusu Nasıl Okunmalı?-I

Elimiz kalem tutarken ve bir değerin anlamını hayatında çoğaltabilirken Sezen’i anlatmak lazımdı. Kimsenin ne dediği umurunda olmadan aynı çağın bu derin fısıltısını haykırmadan olamazdı. Bu değer anlatılmazsa kalem neye yarardı ki, kelime neye yarar? Zaten ne İbn- i Sina, İbn-i Sina olurdu; ne Farabi, Farabi… Kendi kültürlerinin dışına çıkabilecek kadar kadim kültürler ile alışverişleri olmasa…

Gelelim tekrar bizim Sezen Aksu’muza…

Sezen Aksu, adı çok kimsenin bilmediği hâli ile, Fatma Sezen YILDIRIM’ın muazzam hikâyesine. Aslında bir Sezen okumasının ilk temel girişini anlatmak için bu cümleler… Daha sonraki yazılarda Sezen’in hocalığı, bir okul oluşu, ekolü üzerinde durduktan sonra onun sosyal sorumluluğu ve kimliği üzerinde konuşmaya çalışacağız.

Ege’den doğup, kalbini de Ege de bırakmayıp, Doğu’yu etüt edip, “Ceylan” isimli şarkısında Mezopotamya’nın yerini gösteren, “Işık Doğu’dan Yükselir” diyerek Doğu’yu anlayan bir sırdaş dosttur Sezen Aksu. Kadim medeniyetlerin ilgi odağı olan İstanbul’a yazgılanan, bir akil filozof… İstanbul’a “Geberiyorum Aşkından” diyerek aşkını haykıran ve gururdan bile eser kalmayan aşklarını anlatan bir İstanbul müdavimi… “Güvercin” şarkısında ölen dostunun ardından “Bitti son İstanbul” diyerek tarihteki barış iklimini anlatan bir şair…  Bilinçaltımızın kapı zillerini çalıp kaçan bir çocuk… Hele yurdum kadınlarının geri planda olduğu pek çok alandan biri olan, insan konusunun bir bilirkişisi. Bir psikiyatr… Duyguları ve sosyal duyarlılığı ile bir aydın, gönül seyyahı, ana, kadın, sevgili, eş ve insanoğlu insan, bir erdem Sezen Aksu.

Sezen Aksu, aynı zamanda bir iletişim uzmanı. Sesini ve fikrini ulaştırmada bir anlatım dehası. Sağcısına, solcusuna, laikine, İslamcısına her kesime kendi gibi olarak, asla değişmeden, dönüşmeden, maskelerin ardında kendini gizlemeden hitap edebilen bir sanatçı. Kasetleri 40 milyondan fazla satmış bir şarkıcı. Bu sayı bile birçok ülkenin nüfusundan daha fazla. Hele bir “Gülümse”si vardır ki, nice âşığın ilk kalp çarpıntısı, belki külleri şimdilerde kalplerinin… “Gülümse” kaseti tüm zamanların bu ülkede en çok satan albümü…

İlk dönemlerinde özelikle 1970’lerin başında sesi ile bir nevi Ajda Pekkan taklidi. Bence bu Sezen’in bir algı yönetimi. 1970’deki Hafta Sonu dergisinin yarışmasında birinci olduğunda jüri başkanının Ajda Pekkan oluşu bir etkense de bu taklidin asıl nedeninin müzik âlemine kendini tanıtmak ve kendisini kabullendirme isteği olduğunu düşünüyorum. Sonraları kendini bulan Sezen, özgünlüğe yani kendine, Sezen Aksu’ya kavuşuyor.

Sezen’in yolculuğunun kırılma anı, bence asıl 1973 yılıdır. O yıl Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesini kazanıyor. O yıl tekrar evleniyor, yaşı henüz on dokuz ve bu evliliği, ikinci evliliği… O yıl 3 şarkı yapıp İstanbul’a gönderiyor. Şarkılar beğeniliyor. Plak yapmak için 1974 yılında üniversiteyi bırakıyor. İstanbul’a yerleşiyor. Üniversite mezunu olmayan, bir ekol ve okul, artık sanat hayatına başlıyor. Ali Engin Bey’den Aksu soy ismini alarak Sezen AKSU doğuyor. Efsanesi için ilk adımını atıyor.

Düşünelim ve bir beyin fırtınası yapalım… Eğer Sezen Aksu üniversite okumuş olsa, velev ki de atanmış olsa, ay sonunu zor getiren bir memur veya mühendis olacaktı. Kamu hüzünlü bir evlilik yapacak, çalışan eşi ile para biriktirme hesabı yapacaklardı. Çoluk çocuk sıkıntısı ile rutin bir vasatı yaşayacak; o aykırı, o akil, o duygusal, o filozof dişi, en önemlisi belki Sezen AKSU olmayacaktı.

Buraya kadar Sezen AKSU okumasının ilk giriş kapısını araladık. Bundan sonraki yazılarda bu ön sözün devamından hareketle, Sezen’i anlamaya ve anlatmaya çalışacağız.

Şimdilik  sağlıcakla kalın.

(Devam edecek)

Murat ALAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir