Zabıta Murat

Zabıta deyince aklınıza ne geliyor, ilk olarak… Merhametsiz zabıta haberleri mi? Banker Bilo mu? Yoksa Zabıta İrfan mı? Bir Demet Tiyatro’da başarılı oyuncu Engin Günaydın’ın canlandırdığı kahramanın adı, Zabıta İrfan… Sürekli aba altından soba göstererek Tombalak Bakkal’ı haraca bağlayan Zabıta… Bedava fındıklı çikolata delisi…

Gazete haberleri daha da kötü… Siz hiç zabıtalarla ilgili güzel bir habere tesadüf ettiniz mi? Ya üç beş kuruşa sattıklarıyla helal rızkının peşinde koşan zavallı işportacılara sokakları dar ediyorlar ya da yoksul ailelerine destek olmak için simit satan el kadar çocukların peşindeler… Banker Bilo filminde zavallı Bilo’nun salatalık tezgâhını deviren de bunlar değil miydi?

Hasılı, toplumsal hafızamızda yer etmiş bir tane hayırlı zabıta yok gibi… Hadi haberleri geçtim, sanatçılara ne oluyor? Neden hep bir klişenin peşindeler? Daha çok izleyici çekmek için koca bir meslek ordusunu kötü bir örneğe kurban etmek ne kadar doğru? Gerçi yanlış abartarak izleyicinin gözüne sokmak, doğruyu göstermenin farklı yollarından biridir.

Zenciler ve beyazlar arasındaki sıkıntılı ilişkiyi konu edinen Amerikan filmlerini hatırlayalım. Hemen hepsinde sorun açık biçimde anlatılır; ırkçı beyazlar, mağdur zenciler, taciz ve saldırılar, korkunç sahneler vs… Ama dikkat ederseniz, yönetmenler filme siyah beyaz dostluğunu pekiştirecek sahneler eklemeyi asla ihmal etmez, bu filmlerde. Çoğu zaman filmin sonu, yaşanan onca soruna rağmen birbirinin kıymetini anlamış iki ırkın dostluğuyla biter. Gerçek hayatta karşılığı az olsa da toplumsal barışı sağlayacak olan bu dostluk önemlidir ve izleyiciye aktarılmalıdır. Bu itibarla sanatçı bir taraftan kötü karekteri karamizah yoluyla abartarak sunar diğer taraftan da toplumda gerçekleşmesini ya da değişmesini istediği hususları eserine yerleştirir… Biz neden film ya da dizilerde iyi bir zabıta tiplemesi göremiyoruz?

Yılmaz Erdoğan’ın oluşturup Engin Günaydın’ın canlandırdığı Zabıt İrfan tipine ben de buradan Zabıta Murat’la meydan okuyorum. İsimsiz onlarca zabıtanın olumsuz yönlerinin terkibinden doğmuş muhayyel bir tiptir Zabıta İrfan ve kuvvetle muhtemel ki bütün bu kötü özelliklerin hepsini üzerinde toplamış olan bir zabıta yok. Oysa benim kahramanın Zabıta Murat, etiyle kemiğiyle bizatihi yaşamış biri. Çocukluğumda kasabada herkesin ittifakla hakkını teslim ettiği; tatlı dilli, yardımsever ve şefkatli zabıta…

Belediye başkanı sert ve haşin bir zabıta mı çalıştırmak isterdi bilemem ama yediden yetmişe bütün kasabalı memnundu Zabıta Murat’tan. Fiyakalı bir şapka, açık mavi gömlek ve lacivert pantolondan oluşan üniformasıyla mahalle aralarında gezerken, bu güler yüzlü zabıta sayesinde devletin asık suratını değil de şefkatini görmek kasabalıları rahatlatırdı. Her gördüğüne hal hatır sorar; sorarken de muhatabının adına mutlaka iyelik eki eklerdi. Kendisine ‘Mustafa’m, Mehmet’im ya da Ahmet’im’ diye hitap edilen birinde oluşacak aidiyet ve güven duygusunu tahmin edebiliyor musunuz? ‘Hökümet’ korkusunun yıldırdığı kasabalı için bundan daha büyük bir teselli olabilir miydi?

İşler ters gitiğinde ya da bir yanlışı düzeltmek için kasabalıyı uyarmak zorunda kaldığında bile açıklamaya ‘Bak gülüm…’ diye başlardı. Devletin gücünü arkasına almış birinin, sorumsuz bir vatandaşı uyarırken tercih ettiği bu dil, bence kocaman bir alkışı hak ediyor. Hele bugün eline geçen en küçük bir makamın bile kibirinde boğulup gidenleri gördükçe…

Eşi mi ufak tefekti yoksa Murat Amca mı babayiğit bir adamdı çok net hatırlamıyorum. Ama yanyana yürüdüklerinde küçücük kalırdı, Günay Teyze. Belki de Nazım Hikmet gibi o da minnacık bir kadın sevmişti. Kasabada, nikahlı da olsalar, eşlerin el içinde birbiriyle samimi görünmeleri hoş karşılanmıyordu. Bırakın sırnaşmayı elalem içinde kocalarına çok yakın duramazdı kadınlar. Erkeklerin kendi eşine mesafeli davranması, ağır başlılığa alamet sayılıp takdir ediliyordu. Bu rağmen bazen Günay Teyzenin elinden tutmuş, yanında yürürken görürdüm Zabıta Murat’ı. Alışık olmadığım bu manzara kalmış çocuk aklımda…

Akdeniz’in cehennemden müstear yaz sıcağından kurtulmak için, delikanlılar ve  delikanlılık iddiasından vaz geçmeyen yeni yetmeler kasabanın dışında, sekiz on metre genişliğinde, herkesin ‘Goca Ganal’ dediği devasa sulama kanalının serinliğine sığınıyordu. Biz çocuklar ise mahalle aralarında beton kalıplarla yapılmış, yaklaşık bir metre enindeki küçücük kanallarda nefsimizi körlüyor; birgün mutlaka Goca Ganal’a terfi edecek olmanın hayaliyle çıraklık ve kalfalık dönemimizin bitmesini bekliyorduk. Goca Ganal’ın biz çocuklar için tehlikeli olduğu doğruydu ama mahalledeki sulama kanalında da Zabıta Murat’a yakalanma riski vardı.

Zabıta Murat, bazen insaflı davranır uzaktan bağırarak kaçmamıza imkân tanır, bazen de sessizce yaklaşırdı avına. Kanalın içinde keyifle yüzerken birden kendinizi boşlukla bulup havada kulaç atmaya başlarsanız bilin ki Zabıta Murat koltuk altlarınızdan yakalayıp sudan çıkarmıştır sizi. Bazen de kanalın hemen kenarına çıkardığımız kıyafetlerimizi sessizce toplayıp ayağına kadar gelmemizi beklerdi. Üstünde beyaz dondan başka bir şey olmayan üç beş oğlan çocuğu yalvar yakar, yemin billah sözler vererek geri almaya çalışırdık kıyafetlerimizi. Murat Amcanın muzipliği tutar; çarpım tablosundan bizi hesaba çeker; bilenin beratını eline verirdi, /f/ sesi şeddeli bir ‘afferim ulan’ eşliğinde. Allah’tan ezberim iyiydi de önce ben kavuşurdum, kıyafetlerime.

Çarpım tablosundan geçemeyenlere bir şans daha verirdi Murat Amca: Türkü söylemek. ‘Ay akşamdan ışıktır, yaylalar yaylar / Bizim oğlan aşıktır, dilo dilo yaylalar / Komşu kızını zapteyle, yaylalar yaylalar’… Murat Amca, eliyle ‘devam et,  devam et’ işareti yaptıkça iş uzar; iş uzadıkça neşeli ‘Yaylalar’ türküsü ağıt formuna dönmeye başlardı. Nihayet, yüzünün yerlisi olan tebessüm, mutmain bir hal alınca hepimizi salıverirdi. Zabıta Murat’ın öyle ya da böyle kıyafetlerimizi vereceğini bilirdik ama yine de telaş içinde çabalamaktan geri durmazdık.

Ramazan ayı gelince gündüz mesaisine bir de gece işi eklerdi, Murat Amca. Bunaltıcı yaz gecelerinde, ağzına kadar hıncahınç dolu küçük bir camide yarım saatten fazla Teravih namazı kılan kasabalılara soğuk içecekler hazırlardı. Terden sırılsıklam olmuş, yapış yapış gömleklerini silkeleyerek camiden çıkan Müslümanlar, içi soğuk meşrubatla dolu kocaman bakır kazanların başına üşüşürdü.

Kazan değil bildiğin çölde vaha… Şimdiki gibi tek kullanımlı pet pardaklar olmadığından on onbeş bardak elden ele dolaşır; soğuk meşrubatı içen sırasına savıp boş bardağı yanındakine teslim ederdi. Zabıta Murat, kocaman saplı tası yeniden kazana daldırıp boşalan bardakları doldururdu.

Sadece soğuk su ikram edilecekse iş kolaydı. Delikanlıların iki kulpundan tutarak getirdikleri devasa bakır kazanlara su doldurulur ve içine buz kalıpları eklenirdi. Namaz bitene kadar buzlar erir ve sağuk su ikrama hazır olurdu. Kasabadan biri ölmüşlerinin ruhuna hayır için limonata ya da ayran ikram edecekse yine Zabıta Murat’tan yardım isterdi. Murat Amca’nın organize ettiği kadınlar, Teravih’den önce camiye gelir; bilmem kaç kilo limonu küçük küçük doğrar; üzerine kilolarca şeker döküp bekletirlerdi. Bir süre sonra, şeker ve sulu limon karışımını övceleye övceleye ezip üzerine su ekler; şeker iyice eridikten sonra da bir tülbentle süzerek başka bir kazana aktarırlardı. Kocaman buz kalıplarıyla soğutulan limonata namaz bitene kadar hazırlanmış olurdu.

Sürekli üniformasıyla görmeye alışık olduğum Murat Amca‘nın gece ayağına şalvarı çekip etrafına talimatlar vererek iş bölümü yapmasını yadırgardım, doğrusu. Gündüz şık üniformalar içindeki adam nerdeydi? Cami cemaati çoğunlukla erkeklerden oluştuğu için ikram işine karışmazdı, kadınlar. Namazı bitirir bitirmez erkenden camiden çıkan Murat Amca kendi elleriyle dağıtırdı, buz gibi limonatayı.

İşin en güzel tarafını duymak ister misiniz? Ramazan gecelerinde bu zahmetli işleri fisebilillah yapıyordu Murat Amca; Allah’ın rızasından başka umduğu yoktu. Rabbim öbür tarafta umduğuna ulaştırsın…

Mustafa SARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...