AVM

Eskilerde, dükkânlar kaldırımda, masalar sokakta, azıcık soluklanayım, öteberiyi tamamlayım diye sabah akşam birbirimizin ensesinde çarşı pazarda boza pişirirdik. Suratımıza pala bıyıktan sigara dumanı üflense de çiçekciyi atlatıp, piyangocuya Yasin okutup, baloncuyu savuşturup çocuğun çişi geldiğinde evde hemencek soluğu alırdık. Veya olmadı emektar doblomuzla dağları güneşli çayır çimende idik.

Şimdiler de kapitalizmin yeni icadı, sosyal birleşmenin, simli mutluluğun sınırsız merkezi, yeni paylaşımların görkemli mekânı AVM’ler. Kapalı ceza evimi? Ağlayan velet merkezi mi? Avare volta evi mi? Kapitalist düzenin tüketim tapınakları mı? Yoksa, bir kaplıca, panayır şölen alanı mı? bilemiyoruz. 1990’lar da bir elin beş parmağı kadardı, havalıydı, pek pahalıydı Ankara‘da Karum, İstanbul‘da Galeria AVM. Haber programları önlerinde yapılır, piyasa yapmak için bakılır, camekan önlerinde öykünürek asaletimize artistik hava katılırdı.

Şimdilerde garplılar kıskansa da yurt sathında 500.000 üzeri çalışanı ile 500’ün üzerinde AVM hazır kıta, emrinize amâde. Yurdum insanı için AVM’ler, herkesin dert ettiği ama herkesin Monaco kraliyet sarayında verilen baloya gider gibi kendimizi özel, özencik, biricik hissettiğimz bir yerler. Etilerin, Çankaya’nın tikileri, fötörlüsü ile kenarın dilberinin, kekonun beraber tavaf ettiği kutsal mekânlar. Gıcır gıcırlı cam asansörleri, ışıl ışıl dükkanları, parlak camekanları, cilalı parkeleri, lüks markaları olan yazın serin, kışın sıcacık bir atmosfer.

Kapitalizmin herkesi adilane kucaklayan zehirli güler yüzü, modern işhanları, bedestenler, avamla havasın toplanma yerleri. Kadınların mutlu erkeklerin daha az mutlu olduğu bebekli ailelerin vazgeçilmez farz uğrak mekanları. Şimdilerde AVM’lerin hergün yılbaşı havasında rengarenk ışıklı atmosferinde canlı müzikler, çekilişler, kampanyalar, palyocalar, indirimleri ile çok büyük bir illizyonu, aurası, cazibesi var.

Har har geyik yapan, yiyelim, eğlenelim, güzelleşelim diyen gençler ve o mağaza senin bu ucuz etek benim mekik dokuyan çoluk çocuklu aileler akıyor mekânlara. Müdavimlerin kimisi alış verişden keyif alıyor, zevk sefaya dalıyor, mutluluğu yakalıyor. Kimisi de sağlam bir dayak yemiş ahvalinde Las Vegas kumarhanelerinin saatsiz duvarlarına avare bakar gibi bakıyor.

Mangırsız hacet giderip, kredi ile aldığı arabasına akşama kadar bedava otoparktan teselli sağlıyor. Gel gör ki felek neyleyim durumdan dert yanan mahalle esnafı da kendi de AVM’nin yolunu tutmuş, ordan alışveriş yapıyor. Karne alan çocuğunu babaannesine götüreceğine gezsinler, keşfetsinler, görsünler diye burger kinge, AVM’ye götürüyor. Fıtı fıtı yemek yiyor, fıtı fıtı cola içiyor, iki dolaşıp mağazalara sevindirik bakıp kalabalık içinde eşe dosta entel dantel havasında selfie paylaşıyor.

Gün sonunda ahali sanki uzay merkezi inşaatına taş taşımış, yetmemiş üstüne bir de maraton koşmuş gibi bitkinlikte, sabah gelip akşam giden müflis tüccar havasında AVM lerden dönüyor evine. Görünmeyen çığlıklara yeniliyor, duyulmayan uğultular da öğütülüyor, joker gülümsemesi ile yorgunluk çöküyor ve gizli tramvalarla pişmanlıklar da hapsoluyor.

Sonrası “aaa hava ne çabuk kararmış” diyerek cebi hafiflemiş şekilde evinin yoluna koyuluyor. Hayatta her şeyin bir dozajı vardır fakat bizim AVM’lerde “herşey bizim için yeterki harca harca ne duruyorsun” dozajı istiab hattını çoktan aştı. Sakın ha aklınıza gelmesin! AVM’ler “şöyle rerörör böyle lölölö” demiyorum. Alanda, satanda, vakit geçiren de memnunsa bize sadece “AVM’ler de çıkış kapısını ne kadar erken bulursanız o kadar çok mutlu olursunuz” demek düşer bu işte.

Rahmi KIZILTOPRAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir