Bir İdealistin Not Defterinden

Rüyaları gerçek, duaları kabul olmuştu. İşte, İstanbul‘da hem de üniversite denilince gözünün önüne gelen o meşhur kapının önündeydi. Babası ile gelmişti ve babası onu dindar insanların yurduna kaydettirerek gitmişti. Hasan tertemiz bir çocuktu. Küçük bir ilçe olan memleketinden dışarı hiç çıkmamıştı. Ailesi ilçenin hafız yetiştiren ailelerindendi ve daha önemlisi ahlakı ile tanınan bir aileydi. Aile çok köklü olmasına rağmen harama asla tamah etmediklerinden ve şüphe olabilir diye düşündüklerinden ticarete bile girmemişlerdi. Biraz toprakları vardı ve memuriyet her zaman ailenin tercihi idi. Hasan, ailenin en küçüğü Osman‘ın oğlu idi. Hukuk okumak için İstanbul‘a gelmişti. İlçede kendilerini tanıyan birisi referans olmuş ve bu yurda göndermişti. Babası aracı olana çok güvendiğinden inanarak ve gözü arkada kalmadan Hasan’ı gönül rahatlığı ile yurda bırakıp dönmüştü.

Yurtta tanışmışlardı, daha doğrusu abi idi, O. Adı, Süleyman‘dı. Onların ilçeye yakın bir İçanadolu şehrindendi. Hasan ona emanet edilmişti. Müdür, Hasan sana emanet demişti. Hasan’ın saflığı ve temizliği ve de iyi yetişmiş olması şaşırtıyordu yurttakileri. Biz ne öğretelim sana maşallahın var diyorlardı. Ama Hasan ahlak ve bilgi konularında tamdı tam olmasına, ama çok saftı onlara göre. Bütün sıralarda insanların hakkına riayet ediyor. Yardım isteyen herkese koşuyor. Yerde gördüğü çöpleri çöp kutusuna atıyor. Daha neler , neler…

(……………………..)

27683-battle-war-spiritual-fists_1200w_tn

O gün beraber Beyazıt’a doğru Süleyman Abi ile yürüyorlardı. Süleyman Abi de edebiyat okuyordu. Süleyman:
-Bak Hasan kardeş, bu devirde gözünü açık tutacaksın. Kimseye inanmayacaksın. Bu devirde ahlaklı olmak ta kalmak ta zor. Bizler bu zoru başarmaya çalışıyoruz, ama zor, dediğim gibi.
-Ney zor abi?
Süleyman döndü Hasan’a baktı. Ona acıyarak:
-Ahlaklı olmak ve kalmak.
-Peygamberimizin zamanında kolay mıydı Süleyman Abi?
-Nasıl yani?
-Onun mücadele ettikleri ve onun şartları çok mu kolaydı? Biz zor diyerek kendimize kılıf arıyor olmayalım?
Süleyman, Hasan‘a döndü, bu cevapla beyninden vurulmuşa döndü, yüzü kızarmıştı. Gözleri doldu. Daha bir hafta olmuştu tanıyalı. İlk tanıştıklarında şaşırtmıştı zaten; beni ne bir şey olmaya ne de bir şey yapmaya zorlamayın. Ne anlatacaksınız anlatın. Kabul edersem zaten yaparım. Yoksa, ayrılırım demişti. Bu çocuk nasıl bir çocuk? dedi içinden.
-Biliyor musun Süleyman Abi?
-Neyi?
Uyanıklık şeytandandır. Biz akıllı olalım. O bize yakışır.
-??????
-Bir de doğru olalım. Doğruyla dosdoğru olursun yalpalamaz ve geceleri rahat uyursun.
Süleyman’a döndü gözgöze geldiler. Bir gözkırpışı vardı ki, sessizce hakikatin ne olduğunu şehir kurdu Süleyman Abi‘ye söylercesine.

(……………………….)

 

Rahmi ŞEYHOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir