Akıncılar Geliyor: Adaletin Kılıcı

“Fotoğraf bir gerçek ve sinema bir saniyede yirmi dört kez gerçek”
Jean-Luc GODARD

“Sinema tüm sanatların içinde bizim için en önemli olandır.
Vladimir İlyiç LENİN

“Sinema, insanlığa hiçbir şey öğretemez.Çünkü insanlık, hiçbir şey
öğrenemeyeceğini son dört bin yılda yeteri kadar ispatlamıştır.”
Andrey TARKOVSKY

(Yönetmen: Kamil Aydın Yapım Yılı: 2020)

Köklü ve başarılarla dolu görkemli bir geçmişe sahip Türklerin hamasete ihtiyacı var mı? Filmi izlerken aklıma bir anda gelen bu soruya cevap aradım. Özellikle anlatılan dönem, altı yüz yılı aşan ve üç kıtada hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu dönem Fatih devri ise. Kuşkusuz günümüz konjonktürüyle alâkalı olarak filmde hamasi duygular ön plana çıkarılmak istenmiş, bunu besleyecek görüntü efektleri ve müzikler kullanılmıştır. Jenerik müziği ise Türkiye’de bir dönem oldukça ses getiren Dombıra’nın yaratıcısı Nogay halk ozanı Arslanbek Sultanbekov’a emanet edilmiştir. Filmin senaristi ve yapımcısı “Diriliş Ertuğrul” ve “Kuruluş Osman” dizilerinin de yapımcısı olan Mehmet Bozdağ ve kendisinin takip ettiği çizgi doğrultusunda hem dizilerde hem de filmde yeniden inşa edilen bir Osmanlı tasavvurundan söz etmek yerinde olacaktır.

Film boyunca dikkat çeken bir diğer husus ise karakterlerin güncel siyasetin etkisinde bırakılması idi. Akıncı beyleri ile Sırp Kralı Lazar arasındaki diyaloglar bu doğrultuda şekillenmiştir. Film genel olarak değerlendirildiğinde, düşmanın dâhi Türk’ün üstün özellikleri ve adil duruşuna saygı duyduğu bir “gerçek” üzerinden hareket edilmiş ve bu “gerçeği” kabul etmek istemeyen bir diğer düşmanın feci sonu ile bitmiştir diyebiliriz. Buna mukabil hemen her sahnede vurgulanan Osmanlı imajı beyazperdeye yansıyan bugünün Osmanlı algısından başka bir şey değildir. Baş rol oyuncusunun çizdiği profil, bize yıllar önce Cüneyt Arkın’ın hayat verdiği Kara Murat karakterini hatırlatmaktadır ancak bir farkla daha hamasi ve inandırıcılıktan daha uzak bir şekilde. İnandırıcılığı azaltan konulardan biri de akıncıların kostümlerinde var olan hatalar.

Kostümlerin, minyatürler ve döneme dair kaynaklar göz önüne alındığında abartılı olduğunu söyleyebiliriz. Akıncı beylerinin üzerlerine giydikleri deri zırh ve başlarındaki sarıklar sorunludur. Özellikle akıncıların en önemli silahlarından olan yay ve okun filmde yer bulmaması anlaşılır değil. Ayrıca ilk sahnelerden birinde Akıncı Beyi Sungur’un koluna konan kartal ile kurduğu yoldaşlık da düşünülürse anlatılan hikâyede fantazyaya ne oranda yer verdiklerini söyleyebiliriz. Tarihi fantazya filmlerinin değişmeyen tek özelliği kadına biçilen roldür. Bu filmde de ülkesine ihanet eden ve ülkesinin kaderini değiştiren kadın, din değiştirerek “Türk” olan (filmde Boşnak Bogomil olan kadın din değiştirdiğinde ben de Türk oldum demiştir.) ve ben de artık ölürsem şehit olacağım diyen kadın ve bir Türk’ün cazibesine kapılan kadın tiplemeleri vardır. Sıklıkla alpler tarafından dile getirilen “nizâm-ı âlem” kavramı merkezin derdidir. Serhatte görev alan akıncıların “nizâm-ı âlem” derdine düşmesi senaristin zorlamasından öte bir anlam içermemektedir. Filmin ilk yarısındaki akış ile ikinci yarısındaki akış aynı tempoda devam etmemiş. İkinci yarıdan sonra olaylar hızlanıyor ve olaylar arasında bağlantı kurmayı zorlaştıracak mantık hataları göze batıyor. 

Osmanlı Devleti’nin sinemada sıklıkla konu edildiği yegâne dönem Sultan II. Mehmed dönemidir. Bu dönem özelde İstanbul’un fethedilmesi konusu ile sinemaya aktarılırken bu defa beyazperdeye Sultan Mehmed’in Sırbistan Kralı Lazar ile ilişkisi akıncı birlikleri üzerinden taşınmıştır. Filmde, Osmanlı’nın kuruluşu sırasında devlete önemli hizmetleri olan Konur Alp ve onun akıncı birlikleri Balkan topraklarında Sultan Mehmed adına adaleti dağıtmak ve mazlumların yanında olmak için akınlar düzenlemektedirler.

Boşnak Bogomiller, hem Katolik Kilisesi hem de Ortodoks Sırpların “istenmeyen ötekisi” olarak yaşadıkları obada saldırılara uğramakta, eziyet görmektedirler. Sırp askerlerinin obayı basıp kendilerini esir almaya çalıştıkları sırada gizlice yardım istedikleri Türk akıncıları yardıma gelip hayatlarını kurtarmışlardır. Sultan Mehmed’in Bogomillere karşı izleyeceği adil siyasetten bahsedip Sultan’ın mesajını aktaran Akıncı beyi Sungur Alp üzerinden karizmatik bir Türk nökeri imajı oluşturulmaya çalışılmıştır. “Bir Türk dünyaya bedeldir” algısı ile mantık dışı dövüş sahneleri dikkat çekmektedir. Ancak seçilen mekânlar hususunda oldukça doyurucu bir film olduğunu söylemek yerinde olacaktır.

Filmin, tarihsel bir kurgudan ibaret olduğunu ve asla tarihi olayları olduğu gibi anlatma diye bir derdi olmadığını düşünerek izlememiz gerekir. Film üzerinden bir tarih okuması yapmak oldukça sıkıntılı sonuçlar doğuracaktır. Bu durumu Türkiye özelinde değerlendirirsek maalesef tam tersi şekilde gerçekleştiğini söylemek zorundayız. Bunun içindir ki senaristlerin ve yönetmenlerin bu konudaki sorumlulukları belki de düşündüklerinden daha fazladır.

Emel AKBAŞ

1 Yorum

  1. AvatarFerdi Eren Cevapla

    Umarım böylesine yapıtlar için gerekli hassasiyeti gösterip Tarihimiz konusunda uzmanlardan görüş alıp yeterli bilgiye sahip olduktan sonra aslına uygun eserler üretilir. Zira Akıncıları yay olmadan göstermek yıllarca sadece yay çekerek antrenman yapan tarihin en eski spor müessesesi ve dünyada henüz kırılmamış en uzak ok atışı da 846 ne yazık ki sahipsiz kalmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...