Amerika Birleşik Devletleri Dış Politikasında İletişimin Altyapı Hazırlamadaki Rolü: Hollywood Örneği

“Bizim için sinema, bütün sanatların içinde en önemli olanıdır.”
Lenin

Tarih boyunca devletler dış politika faaliyetlerini yürütürken birçok dış politika aracından faydalanmıştır. Orta Çağ’da, devletlerarası ilişkilerde genelde kullanılan temel yöntem savaş olmuştur. Bir devlet diğerine ganimet elde etmek, topraklarını genişletmek ya da o devletin kendisine karşı olan tehdidini ortadan kaldırmak için savaşa başvurmaktaydı[1]. Bu dönemde devletlerarası ilişkilerde işbirliği, tanıtım ve diplomasi gibi unsurlara rastlamak mümkün değildir. Bugünkü anlamıyla dış politika ilişkilerinin gelişmesi ise 1648 Westphalia Antlaşması sonrasına rastlamaktadır. Dış politika olgusunun kurumsallaşması ve bugünkü anlamıyla ele alınmaya başlaması ise ulus devletlerin kurulduğu XIX. yüzyılda gerçekleşmiştir[2]. Dış politika kapsamı düşünüldüğünde akla ilk gelen kavramlar güvenlik, devletlerarası siyasi ilişki, güç dengesi sistemi olmaktadır. Bu algılayış tarzı genel olarak doğru olmakla birlikte günümüz koşulları ve imkânları düşünüldüğünde yeterli değildir[3]. XVIII. ve XIX. yüzyıl düşünüldüğünde bahsi geçen kavramlar dış politika için oldukça kapsayıcı iken, teknolojinin gelişimi ve bunun siyasete, ekonomiye ve toplumsal yaşama yansımaya başlandığı XX. ve XXI. yüzyılda dış politikayı sürdürmede var olan kavramlar ve onun yöntemlerinde farklılaşmalar yaşanmıştır.

Dış politikada diplomasi, antlaşmalar, elçilikler ve benzeri geleneksel unsurlar varlığını ve önemini sürdürürken, bunun yanında günümüz sisteminin doğasına uygun yeni araçlar eklenmiştir. Bu tarz dış politika araçlarının en başında tanıtım olgusu gelmektedir. Devletler son yüzyılda uluslararası sistem ve uluslararası kamuoyu karşısında dış politika karar ve eylemlerine meşruiyet kazandırmak için tanıtım sürecinden etkin bir şekilde yararlanma yarışına girmiştir. Özellikle küreselleşme sürecinin sınırların önemini etkisizleştirdiği, mal ve hizmet akımlarını hızlandırdığı oranda devletler, gelişmiş iletişim olanakları aracılığıyla tanıtım amaçlı faaliyetlerde bulunmaktadır. Devletler tanıtım faaliyetlerini sadece ülke imajını yerleştirmek ya da ticari kaygılarla yapmamaktadır. Tanıtım süreçleri ve yöntemleri, devletlerin dış politikalarının etkilediği alanı büyütmekte yardımcı olmaktadır. Bu noktada kamuoyuna verilecek mesajların ve tanıtım imgelerinin doğru seçilmesi gerekmektedir. Bu seçimlerin kısa, uzun ve orta vadede getirilerinin olması gerekmektedir.

Günümüzde dış politika aracı olarak tanıtım işini en etkili kullanan ülke ise Amerika Birleşik Devleti’dir (ABD). Özellikle 1945 sonrası döneminden itibaren ve tarihte Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin bir denge unsuru olarak karşısında durmasıyla, yani Soğuk Savaş dönemiyle birlikte tanıtım işi sistematik bir hale getirilmiştir. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde tek güç olarak kalan ABD, sistemi kendi kurallarına göre şekillendirmek, mevcut gücünü korumak ve bunları yaparken de toplumların gözünde belli bir meşruiyet sağlamak için iletişim araçlarını etkin bir şekilde kullanmaktadır.

ABD’nin teknolojik, askeri, ekonomik ve siyasi üstünlüğü tanıtım sürecini etkin bir şekilde tamamlamasında önemli etkenlerdir. Bu gücü ile tanıtım için kullanabileceği sektörlere oldukça önemli yatırımlar yapmıştır. Bu alanlardan biri de sinemadır. Sinema günümüz güç sistemi içinde politik bir araçtır. Ülkenin politik, ekonomik ve kültürel eylemlerini toplumların gözünde meşrulaştıran bir süreci ifade etmektedir. ABD toplumunda sinemaya verilen önem, kullanılan yenilikçi teknolojiler ve benzeri tüm unsurlar Amerikan sinemasını bir endüstri haline dönüştürmüştür. Böylece ABD ideolojisini geniş bir alana yayabilmek için Hollywood sinemasını kurmuştur. Hollywood sineması, ABD politikalarını dünyaya tanıtmak ve imajını güçlendirmek için bir araç niteliğindedir[4]. Beyaz Saray-Hollywood birlikteliğinin başlangıcı 1942 yılına dayanmaktadır. ABD başkanı Franklin Roosevelt, aralarında John Ford ve Frank Capra gibi yönetmenlerin de bulunduğu dönemin önemli birçok sinemacısını Beyaz Saray’a davet eder. Onlardan istediği, psikolojik seferberlik perspektifiyle onlarca film yapmalarıdır. Bunun üzerine Hollywood’da bir irtibat bürosu kurulur[5]. Büro temel olarak ABD dış politikası ve eylemlerini bizzat sinemasal üretim açısından destekleyecektir. Soğuk Savaş’ın başlaması ile de büro kalıcı hale gelir ve kurumsallaşır. Hollywood ile yönetim arasındaki ilişki de resmi bir hal halini alır.

Hollywood, ABD’nin dış politika alanında kullandığı tanıtım araçlarının en popüler ve aktif olanıdır. Çünkü doğrudan kitleler ile buluşma olanağı sağlamaktadır. Verilmek istenen mesaj Hollywood sineması tarafından tüm dünyada kitlelere iletilebilmektedir. Ayrıca ABD için bu tanıtım masrafları sadece filmlerin maliyeti ve pazarlama harcamaları kadardır. Bu sayede de ABD istediği imajı yaratma şansına sahip olmaktadır. ABD özellikle müzik, edebiyat ve teknoloji kullanımı konusunda da dayattığı yaşam tarzını yıllardır filmlerde satır aralarına gizleyerek empoze etmektedir. ABD dışı devletler için bu ABD gibi yaşam tarzı adeta bir “Amerikan Rüyası”dır.

ABD sineması endüstrinin gelişimi ve güçlenmesi ile iç pazardan çıkarak dünya çapında pazarlama faaliyetlerine girişen bir aşamaya gelmiştir. Aksiyon filmleri, romantik komediler, korku sineması örnekleri ve benzeri tüm unsurlarla birlikte Hollywood bugün ABD ekonomisinde önemli bir yere sahip olduğu kadar ABD yaşam tarzını ve siyasi amaçlarını tüm dünyaya senaryolar aracılığı ile ulaştıran bir nitelik taşımaktadır. ABD’de alınan kararların ve yapılan uygulamaların dünya kamuoyuna sinema ile hızlı bir şekilde iletildiği gözlemlenebilmektedir. ABD, Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında, hem rakip ülkelere yönelik kampanya şeklinde hem de kendi eylemlerine meşruiyet zemini kazandırma amaçlı olarak sinemayı araç olarak kullanmaktadır. 

ABD’nin muhalif olduğu ülkeleri konu alan filmlerde (İran, Rusya, K. Kore, Afganistan ve Irak) işlenen konular ve karşı tarafa yüklenen olumsuz imgeler hem dünya kamuoyuna hem de bu tarz politikalarla etkisizleştirilmek istenen rakip ülkenin halkına yönelik önemli mesajları içermektedir. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren kitlelerin apolitik bir düzlemde şekillenmesi, piyasa ekonomisinin tek gerçek kabul edilmesi ve piyasa toplumuna yapılan vurgularla, ABD sineması her zamankinden daha da önemli görevler yüklenmiştir.

ABD sineması 1946-1949 yılları arasında Avrupa’ya çok sayıda filmini pazarlamıştır 2600’den fazla film bu yıllarda İtalya’ya, 1300’den fazla film de Hollanda’ya gönderilmiştir[6]. Ayrıca Marshall Planı ile sinemanın kalkınması ve geliştirilmesi de Avrupalı devletlerden istenmekteydi[7]. Sinema aracılığı ile ABD’nin kazandıkları, sadece ülke kültürünün ve amaçlarının dünya toplumları ile paylaşımı değildir. Filmlerden sağlanan gişe hasılatı da tek başına ABD’nin toplam kazancını yansıtmamaktadır. Örneğin bir filmde bir aktörün giydiği pantolon, bir aktristin yaptığı saç modeli, kullanılan bir araba, içilen bir içecek ve benzeri tüm unsurlar Amerikan ekonomisinin unsurlarının mesajlarıyla dolu olup, dünya pazarlarındaki satışlarını arttırmaya yönelik politika özelliği taşımaktadır. Bu filmlerde kullanılan objeler ve hatta cümleler özellikle gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemi sorunları içinde yetersiz eğitim alan gençler arasında sorgulanmadan kabul edilmektedir[8].

Hollywood filmleri, Amerikan halkının yaşam tarzının diğer uluslarınkinden üstünlüğünü, zenginliğini, değerlerinin yüceliğini, göreceli olarak özgürlükçülüğünü, askeri gücünün ihtişamlığını vurgulayarak ön plana çıkarmaktadır. Bu sistemi dünyaya dayattığı için Hollywood sinemasının özellikle bazı imgeleri ideolojiktir. Hollywood filmleri, insanların tüketime olan taleplerinin artmasında yeni tüketim alışkanlıkları ve davranış kalıpları geliştirdiğinden, büyük bir ekonomik sektör oluşturmada da aracı rol üstlenmektedir[9].

Rambo

ABD dış politikasının önemli dönemeçlerinde de Hollywood önemli örnekler vermiştir. Örneğin Soğuk Savaş yıllarında SSCB, Vietnam Savaşı döneminde Asyalılar, Soğuk Savaş sonrası dönemde ise Ortadoğulu teröristler ABD’nin kendini tanımlaması için ihtiyaç duyduğu öteki olma işlevini yerine getirmiştir[10]. Aynı zamanda filmlerde karmaşık olmayan, insanların beyinlerine kolayca yerleşebilecek kültürel kodlarla, belirli mesajlar da verilmiştir. Bunlardan ön plana çıkan iyi-kötü ayrımı olmuştur. Bu kavramlarla bazı kesin yargılar verilir. İyi ve kötünün savaşında, iyiler hep olağan üstü özelliklerle donatılan Amerikalı kahramanlar, kötüler ise Amerikan halkından olmayanlardır. Bu ötekiler dönemin siyasi konjonktürüne göre değişiklik göstermektedir. Bu kimi zaman bir Rus, kimi zaman bir Asyalı, kimi zaman da Müslüman Ortadoğulu olmuştur[11].

Özellikle Soğuk Savaş döneminde SSCB ile yaşanılan rekabet Hollywood sinemasının önemli aksiyon filmlerinden biri olan Rocky filmi örneğinde tezahür etmektedir. Filmde, Rocky karakteri Rus boksçu ile kıyasıya bir rekabete girişmektedir. Bu süreçte Rocky karakterinin aile yapısı, arkadaşlarıyla dayanışma halinde olması, çalışma azmi ve sportmenlik kavramları vurgulanırken; Rus boksçunun ve ekibinin saldırganlığı, hileye başvurması, boksçunun yakınındaki ekibin SSCB ajanlarından oluşması ve müsabakayı kazanması için Rus sporcuya baskı yapması sadece film senaryosu olarak değerlendirilmemelidir[12]. Bir tarafta ABD vatandaşı Rocky’nin tüm insancıl yönleri vurgulanırken diğer tarafta Rus sporcunun olabilecek her türlü hırs ve olumsuz özelliklerle donatılmış olması vurgulanmaktadır. Bir anlamda ABD’nin sinema üzerinden komünist rejimi ötekileştirmesi söz konusudur. Özellikle Rocky filminin tüm dünyada izlendiği ve önemli gişe hasılatı elde ettiği düşünülürse, ABD’nin öteki olarak Hollywood sineması üzerinden ülkesinin[13] ve savunduğunu iddia ettiği değerlerin tanıtımını yapması, dış politika araçlarının sadece siyasi zeminde kalmadığının bir kanıtı niteliğindedir. Hollywood sinemasının ürettiği bir diğer karakter olan Rambo ise SSCB’nin Afganistan’ı işgalinden sonra Afganistan’ı kurtarma işine girişmiş bir kahraman olarak beyazperdeye yansımıştır.

ABD’nin Soğuk Savaş yıllarında en önemli dış politika problemlerinden biri olan Vietnam Savaşı olmuştur. Amerikan halkı, Vietnam Savaşı’nın ve orada ölme gereğinin sebebini anlayamadığı için, savaş, Amerikan kamuoyu için sebebi anlaşılamayan manasız ve anlamsız bir hale gelmiştir. Bu noktada Hollywood’un görevi ise imajı olumsuz etkilenen Amerikan askerlerinin ve siyasetinin imajını düzeltmek olmuştur. Eve Dönüş, Avcı (Hunter), Kıyamet (Apocalypse Now) gibi filmler peşi sıra çekilmiştir. Filmlerin ortak özelliği ise Vietnam’daki savaşı sorgulamadan çatışmaya giren “kahraman” askerlerin yaşadığı sıkıntılardır.

Soğuk Savaş döneminin bitişi ile birlikte küreselleşme sürecinin etkisi ile ABD dünyada tek güç olma rolünü üstlenmiştir. Bu durumda ABD dış politikası da be yeni rolüne göre faaliyetlerde bulunmuş, Hollywood sineması da yeni bir döneme girmiştir. Özellikle 11 Eylül sonrası Afganistan ve Irak’ın işgali, Kuzey Kore ve İran’a yönelik baskıların arttığı bu yeni dönemde ABD’nin üstlendiği bu yeni rolü vurgulayan filmler çekilmiştir. 1970’li yıllarda Rus casuslarla savaşan James Bond, 1990’lı yıllarda uluslararası teröristler ve diktatör rejimlerin nükleer silah kaçakçılığı konularında izleyici karşısına çıkartılmıştır[14]. Bu dönemde çekilen Hollywood filmlerinde dünyanın başına gelebilecek tüm felaketler önce Amerika’da ortaya çıkarken, yine yıkım tüm dünyaya yayılmadan Amerika tarafından önlenerek, deyim yerindeyse kendini feda eden bir Amerika figürü seyirci karşısına çıkartılır.

ABD Yarından Sonra (The Day After Tomorrow) adlı filmde dünyayı küresel ısınmadan korurken, emisyon gazlarının azaltılması için küresel ısınma konusunda ciddi önlemleri getiren “Kyoto Protokolü” ne imza atmamıştır. Dünya çapında önemli bir etki yaratan bu film ile küresel ısınma tehlikesine dikkat çekerken küresel ısınmaya yönelik bir sorumluluk üstlendiği imajı yaratmaktadır. Böylece sinema aracılığı ile gerçeği gizlemekte ve olduğundan farklı yansıtmaktadır.

ABD, günümüzde de kendine tehlike olarak gördüğü ülkelere yönelik baskı oluşturabilecek alternatif kanallara başvurmaktadır. Özellikle AB içinde kendine tehlike olarak gördüğü Almanya karşısında hemen her yıl Hollywood sinemasından en azından bir tane Nazilerin soykırımlarını işleyen bir filmin piyasaya sürülmesini sağlamaktadır. Aynı şekilde Oscar’ın hemen her yıl değişmeyen teması Yahudi soykırımı olmaktadır. Yükselen Almanya unsuruna karşı psikolojik baskı amaçlı olarak da sinemada daima soykırımın işlenmesini salık vermiştir. ABD’nin Japonya konusunda izlediği stratejiler de Almanya ile benzerlik taşımaktadır. Japonya’ya yönelik baskı sinemada özellikle II. Dünya Savaşı yıllarında Japon askerlerinin işgal ettiği topraklarda yerli halka yapılan işkenceler belgeleriyle Hollywood sinemasına yansıtılmaktadır. İnce Kırmızı Hat (The REd Line) ve Pearl Harbour bu yöndeki sayısız filmlerden yalnızca öne çıkan ikisidir.

Bir anlamda ABD, sinema vasıtasıyla ülkelerin imajına yönelik olumsuz vurgularda bulunarak, ilgili ülkelere psikolojik baskı uygulamaktadır. Ayrıca ABD, Soğuk Savaş sonrası dönemde tek güç olarak dış politikasında Hollywood sinemasını bir tanıtım aracı olarak kullanarak, dünya gerçekleri ya da gelişmelerini kendilerinin algıladıkları ya da yansıtmak istedikleri gibi dünyaya yaymaktadır. ABD küresel amaç ve stratejilerini kullanırken Hollywood sineması ile ortak hareket etmektedir. Kimi zaman ABD’nin geçmişteki eylemleri kimi zaman da gelecekteki eylem ve politikaları için meşruiyet yaratma çabası gözlenmektedir.

Hollywood sinemasının bir dış politika aracı olma özelliği, gelişimi uzun yılları alan, ABD politik kurumları tarafından desteklenen bazen de müdahale edilen, planlı ve stratejik bir süreci ifade etmektedir. Hollywood’un ABD politikalarının tanıtım ve eylemleri için meşrulaştırıcı bir çıkış aracı olarak, öncelikle Soğuk Savaş dönemindeki uygulamalarla ilk sistematik örneklerini vermiştir. Bugün ise ABD; askeri, siyasi ve teknoloji gücü ile dünyada söz sahibidir ve Hollywood önemli tanıtım araçlarından biri olma rolünü devam ettirmektedir.

Ayrıca Pentagon’un Hollywood sineması üzerindeki etkisi, film şirketlerinin senato ile yakın bağı dikkat çekicidir. Bu bağlamda Hollywood sineması tıpkı bir fabrika mantığı ile işlemektedir. Bu çerçevede yedinci sanata özgü veya sinemasal kaygılar ya da hassasiyetler yerine belli bir çarkın dişlileri gibi çalışan ve bu süreçten ciddi gelir sağlayan bir endüstri söz konusu olduğu düşünülmektedir.

Rocky

Emel AKBAŞ

Dipnot

[1] Mustafa Aydın “Uluslararası İlişkilerin Gerçekçi Teorisi”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, I/4, İstanbul 2004, s. 43.
[2] Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri: Çatışma, Hegemonya, İşbirliği, Alfa Yayınevi, İstanbul 2003, s. 43.
[3] Faruk Sönmezoğlu, Uluslararası İlişkiler Sözlüğü, Beta Yayınları, İstanbul 1992, s. 105.
[4] David R. Robb, Hollywood Operasyonları, çev. Aysel Akdaş, Güncel Yayıncılık, İstanbul 2005, s. 23-25.
[5] Michael Ryne, Dougles Kellner, Politik Kamera, çev. Elif Özsayar, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1997, s. 32-36.
[6] “ABD Film Endüstrisi”, www.sinemadusun.com/sinyaz/htm
[7] Murat Bayramoğlu, “Marshall Planı’ndan Bahar Devrimine Hollywood Sinema Endüstrisi”, Evrensel Kültür Dergisi, 93, Eylül 1999, s. 22.
[8] Gülten Kazgan, Küreselleşme ve Ulus Devlet, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2004, s. 35-42.
[9] Paul Rotha, Sinemanın Öyküsü, çev. İbrahim Şener, İzdüşüm Yayınları, İstanbul 2000, s. 91-94.
[10] Rotha, a.g.e., s. 94-96.
[11] Ryne, Kellner, a.g.e., s. 18-22.
[12] Robb, a.g.e., s. 51
[13] Robb, a.g.e., s. 72.
[14] Rotha, a.g.e., s. 86-89.

Kaynakça

Arı, Tayyar, Uluslararası İlişkiler Teorileri: Çatışma, Hegemonya, İşbirliği, Alfa Yayınevi, İstanbul 2003.
Aydın, Mustafa, “Uluslararası İlişkilerin Gerçekçi Teorisi”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, I/4, İstanbul 2004 s. 33-60
Bayramoğlu, Murat, “Marshall Planı’ndan Bahar Devrimine Hollywood Sinema Endüstrisi”, Evrensel Kültür Dergisi, 93, Eylül 1999.
Kazgan, Gülten, Küreselleşme ve Ulus Devlet, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2004.
Robb, David R., Hollywood Operasyonları, çev. Aysel Akdaş, Güncel Yayıncılık, İstanbul 2005.
Rotha, Paul, Sinemanın Öyküsü, çev. İbrahim Şener, İzdüşüm Yayınları, İstanbul 2000.
Ryne, Michael, Kellner, Dougles, Politik Kamera, çev. Elif Özsayar, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 1997
Sönmezoğlu, Faruk, Uluslararası İlişkiler Sözlüğü, Beta Yayınları, İstanbul 1992.
ABD Film Endüstrisi”, www.sinemadusun.com/sinyaz/htm

1 Yorum

  1. AvatarTalat Koçak Cevapla

    Akademik metoda uygun bir yazi olmus. Blog yerine akademik bir dergide bile yayinlanabilecek nitelikte. Tebrik ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...