Aranan Cennet Burada da Yok

Filistin tarih boyunca insanlığı etkilemiş bir bölge. Gidip gördüğünüzde ise, orada dinlerin etkisi hâlâ dipdiridir.  Özellikle İslam’la ilgili bir çok yaşam geçmişine tanık olursunuz. İsrail’in 1950’lerdeki işgaliyle Filistin uzun zamandır, savaş içinde. İslam dünyası sorarsanız Filistin’i bir dava olarak görür ama gerçekler sadece inançlı hakların birbirine desteğinden öteye gitmez. Bu açıdan mahsun bir coğrafya Filistin… Türkiye’nin de sıcak kalbidir Filistin, üzerine çok söz söylenir. Şiirlere şarkılara konu olur. Ama hiçbir uzak etki Filistin’i bir Filistinlinin gözleriyle görmek gibi değildir. Geçtiğimiz günlerde bir film izledim, Rum Ortodoks asıllı yönetmen Elia Suleiman, Filistin üzerine ironik bir dille düşünüyor. Burası Cennet Olmalı, bir ayinle açılıyor. Ayinde açılmayan kapı sonrası gelişenlere kahkaha atmaktan başka seçeneğiniz kalmıyor.

Filmin başrol oyuncusu da Elia Suleiman’nın kendisi, Suleiman filmde çok az konuşuyor, daha çok gözlemci. Her şey onun gözünün önünde oluyor, o sadece izleyip geçiyor. Filmde tercih edilen bu yöntem Filistin’nin kaderiyle de eşdeğer. Filistin’de yaşanan insani dram dünyanın gözünün önünde oluyor. Ama çoğumuz izleyip geçiyoruz bu gerçeği. Yapılan savaş gerçek değil gibi, atılan kurşunlar, bombalar bir insana isabet etmiyor gibi bakıyoruz Filistin’e… Suleiman’nın bu sessiz duruşu da temelde bir ironiyi barındırsa da dünyanın Filistin karşısında aldığı tutuma uygun. Suleiman’nın başından geçenler dramatik değil, savaş sahnesi kurşun izi görmüyoruz. Hatta çoğu zaman gülümsüyoruz ama farklı bir şekilde de Filistin üzerine düşündürüyor bizi. Kendisinden izin almadan bahçesindeki limonu toplayan komşusu belki İsrail’dir.

Ama hikâye bununla da bitmiyor. Suleiman Filistin dışına çıkıyor, Paris’e, New York’a, Doha’ya gidiyor. Gittiği yerlerde de gördüğü manzara aynı. Paris’te bir kafede oturup, etrafı seyrederken polisler yine orada. Avrupa’nın da güvenlik güçlerinin kıskacında olduğu bilgisi var. Ayrıca, Doğulu bakışı denen biraz da eleştirilecek bir bakış açısı var. Bir Doğulu Batı’ya gittiğinde önce çıplaklıktan etkilenir demek istiyor. Bu bakış açısının ne kadar haklı olduğunu herkes kendi durduğu yerden cevaplayabilir. Çünkü kafede uzun bir zaman geçirmesi ve Batı’ya dair gördüğü tek şeyin; güzel kadın vücudu olduğu gerçeği.

Bu belki de Doğu’yu ve Batı’yı anlayış şeklimize de bir göndermedir. Doğulular, Batı’da kadının görsel bir malzeme olduğuna inanırlar, kendilerine göre kadının değeri bu değildir. Ama Batı’ya gittiklerinde de çıplak kadına bakarlar. New York’ta sokağa çıktığında bir an herkesi üzerinde silah taşırken görüyor. Sanki Filistin bu haldeyse sorumlusu üzerinde taşıdığınız silahlar der gibi. Bindiği taksicinin hangi ülkeden olduğunu sorduğunda Filistin diye cevap vermesi, taksicinin buna çok sevinmesi ardından ondan para almaması ve Yaser Arafat’ı kastederek “yaşasın karafat” demesi, Filistin hakkında dünyanın ne kadar az şey bildiğinin bir göstergesi gibi.

Filmde Amerikalı bir yapımcıyla tanışırken Ortadoğu barışı üzerine ironik bir film çekeceğini söylüyor. Amerikalı da gerçekten komikmiş diyor. Şu an ki mevcut Ortadoğu’yu düşündüğümüzde de bir barıştan söz edilmesi fazlaca hayal ürünü gibi. Çoğu Arap liderlerin Amerika’ya bağlılığını düşünürsek, kardeşlik barış gibi temaları bir avuç halkın kullandığı gerçeği aşikar. Kendinden başlayarak dünyayı gezen adamın “cennet” beklentisi nereye düşüyor? Bunu uzun uzun düşünebiliriz. Doğu’nun yöneticilerinin ve bazı gruplarının cennet diyarı Batı olabilir. Ama Süleyman Batı’da bir cennet bulamamış biri. Belki herkes birbirine benziyor ve bu benzeyişin cennet olacak bir tarafı yok.

Film ayrıca dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yaptı ve Altın Palmiye için yarıştığı yarışmadan Özel Mansiyon Ödülü aldı.

Filmin müzikleri de tanıdık ve hoş. Belki bu yazı Mahmud Derviş’in Filistin üzerine yazdığı bir şiiriyle sona ermeyi hak ediyor.

Gözleriyle Filistin,
kollardaki, göğüslerdeki dövmelerle Filistin,
adıyla sanıyla Filistin.
Düşlerin Filistin’i ve acıların,
ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin’i,
sözcüklerin ve sessizliğin Filistin’i
ve çığlıkların.
Ölümün ve doğumun Filistin’i,
taşıdım seni eski defterlerimde
şiirlerimin ateşi gibi.
Kumanya gibi taşıdım seni gezilerimde.
Koyaklarda çağırdım seni bağıra bağıra,
inlettim senin adına koyakları.

Zeynep KARACA

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir