Aşk, Büyü ve Olmayan Yönetmenlik

Türk toplumu olarak en marifetli olduğumuz konuların başında ikiye bölünmek gelir. Bir toplumsal olay olduğunda hemen herkes kendi cephesine koşar. Saldırır, bağırır ve durmaksızın bir taraf diğerini alt etmeye çalışır. Bu süreçler medya ve basın yayın organları ile desteklenir, süslenir ve artık herkes hangi mevzide durması gerektiğini bilir. Aykırı sesler ya da biri farklı bir şey söylemeye çalıştığında yeri önceden belirlenmiştir. Sizin için uygun görülen şablona şık diye oturtulursunuz. Bence artık bundan, bu durumdan gençler hiç hoşnut değil. Onların bakış açısı da yarının Türkiye’sini daha farklı şekillendirecek.

Gelelim şimdi toplumumuzu makas gibi ikiye bölen bir konuya daha. Geçtiğimiz aylarda Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanması sırasında olaylar çıktı. Ardından olaylar LGBT eylemlerine dönüştü. Yine herkes açısından tartışılacak bir alan yaratıldı. Buralarda çok dolanmayacağım. Herkesin konuyla ilgili bireysel ve toplumsal fikri var. Bireysel olanın aynı zamanda toplumsala dönüştüğünü de söylemekten geçmek olmaz. Siyasetçiler de oy almak için her seçim dönemi bu gruplarla birlikte hareket ettiklerini söylüyorlar ama iktidar olduklarında durdukları yer değişebiliyor. Bunun tabii ki topluma mal olmuş bir tarafı var. Dini gerekçeler var. Çıkar ilişkileri var. Hepsi bir araya geldiğinde; seçim döneminde farklı, seçildikten sonra farklı davranan politikacılara söyleyecek çok da bir şey yok. Siyasetlerinin gereğini yapıyorlar…

Konuyu bir filme getirmek istiyorum. Pandemi şartlarından dolayı son yıllarda çıkan filmler salonlarda gösterilemiyor. İnternetten yayın yapan bazı mecralarda yer alıyor. Bu filmlerden biri de Aşk, Büyü vs. Filmin yönetmeni Ümit Ünal. Ünal’ın 8-9 filmi var. Açıkçası diğer filmlerini izlemedim. Ama bir yönetmende bulunması gereken; atmosfer kurma, dil yaratma ve iyi sinematografi özelliklerinden uzak buldum. Bu haliyle başarısız bir yönetmen. Filme gelecek olursak; bir yanıyla Yeşilçam melodramlarını andıran yapım diğer yanıyla içinde her şeyi barındırması açısından oldukça sıkıcı. Yeşilçam’da sıkça görmeye alışkın olduğumuz zengin kız fakir oğlan; burada sadece isim değiştirmiş, fakir kız zengin kız olmuş. Lacan üzerine yapılacak bir tez, Paris’te geçen bir hayat, döneminin güçlü bir siyasetçi babası, müştemilatta başlayan bir hayat, sonra Pendik’te devam eden bir hayat, büyüye inanan biri ve bozdurmak için büyücü arayan birileri, sonra; uzunca bir ezan sahnesi, dış güç erkek vs. Yani senaryoda her şey var. 20 TL ile bir milyoncuya girmişsiniz hissi yaratıyor. Böyle bir şeyi 10 metre karelik bir alanda Rainer Werner Fassbinder yapınca oluyor da; açıkçası Ümit Ünal yapınca olmamış.

MUBİ’de gösterimde olan filmi yine de izlemek isteyen olursa; Azer Bülbül‘den Başaramadım ve Üzülmedim ki adlı şarkıları dinlerlerse daha hayatın içinden gerçekçi bir etki yakalamış olurlar. Ya da isteyen sadece bu şarkıları dinleyebilir.

Zeynep KARACA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir