Bir Film Bin Ders

Biyografilere ve biyografik filmlere özel bir ilgim var, hoş çok eski değil film, ama izleyince daha önce fark etmeyişime hayıflandım. Filmin adı Pad Man. Arkadaşım Betül Kabaca önerdi. Bir Bollywood filmi Pad Man. Girişimci Arunachalam Muruganantham’ın gerçek yaşamını anlatıyor, filmde kırsal kesimdeki kadınların âdet dönemlerinde kullanmaları için uygun fiyatlı, hijyenik bir ürünün yaratılma hikâyesi konu ediliyor. R. Balki’nin hem senaristliğini hem yönetmenliğini yaptığı, ezber bozan, ilham veren film, sosyal bir sorunu ele alış biçimiyle çok yönlü, zengin bir bakış ortaya koyuyor. Okullarda ders niteliğinde izletilmesi gereken filmlerden biri.

Başrollerini Bollywood yıldızlarından Sonam Kappor ve Akshay Kumar’ın paylaştığı 2018 yapımı filmde, Hindistan’da hâlâ bir tabu olarak görülen âdet kanamasının toplumsal etkileri ele alınıyor. Filmin yapımcısı Khanna, filmin çıkış hikâyesini ‘‘Geçtiğimiz yıl 12 yaşındaki bir kızı öğretmeni, üniformasına âdet kanı bulaştığı için oturduğu yerden kaldırıyor, kız okuluna devam ediyor, sonra eve gidiyor ve balkondan atlayarak intihar ediyor.” diyerek trajik bir yaşantıyla ilişkilendirerek anlatmış. Sizin anlayacağınız; film, gerçek bir sorundan doğmuş. Zira 1.6 milyar nüfuslu yoksul Hindistan’da kadınların sadece yüzde 12’si hijyenik ped kullanabiliyor.

Film, çoğu zaman unuttuğumuz fakat bilimsel metodolojinin ilk ayağı olan “bir durumu sorun kılmayı” hatırlatıyor öncelikle. Bir konu, olay ya da durumun zihinsel bir problematik olarak inşa edilmesi, bilimsel çalışmanın ilk ayağı olmasının ötesinde araştırmacının motivasyonun da en güçlü ateşleyicisi. Bu gerçek filmde çok iyi vurgulanmış.

Yıllar önce master tezim üzerine yapılan bir röportajda şöyle demişim: “Bilindiği üzere bilimsel çalışmayı var eden temel hareket noktası, merak ve hayret güdüleriyle donanık olan araştırmacının herhangi bir durumu problematik hale getirmesidir. Bu hareket noktası, bilimsel araştırma sürecinde görünmeyen fakat önemli bir zihinsel aşamadır. Araştırmacı, bir durumu kendisi için problematik hale getirip zihninde inşa ederek durumu önce anlamaya ve sonra açıklamaya çalışır. Durumu önceden hazır ve hatta dayatılan kalıpların ötesinde düşünmeye gayret eder. Ülkemizde bilimsel metodolojinin bu önemli ilk halkası ne yazık ki ihmal edilerek yapılan çalışmalar, rastgele, iç ve dış modanın etkisiyle, böyle değilse, başka faktörlerin ve çoğu zaman bilim etiğiyle bağdaşmayacak şartların belirlemesiyle gerçekleştirilmektedir.”

Kısacası dertlenmek gerekiyor. Marks’ın “İnsanlık çözebileceği problemleri ele alır.” sözüne  “Hayır, insan çözebileceği problemleri ele almaz; ancak üstesinden gelebileceği durumları problem edinir, problemler verili değildir; bir şeyi problem haline sen getirisin.” diyerek karşı çıkan Kadir Cangızbay’ı anmak gerekir. Bu arada bilimsel zihniyet dayanaklarından yoksun, naiflikle yapılan “yerli ve milli” retoriğini “dert kavramı” üzerinden yürütmek mi gerekiyor acaba? Belirli aralıklarla ülkemizde yapılan yüksek lisans ve doktora tez konularını tarıyorum, çoğu zaman geçim ve unvan kaygılarından öte bir derdin ürünü olmayan literatür tarayıcılarına “elalemin derdi seni mi gerdi?” diyesim geliyor. İthal dermanlar, yerli dertlere şifa olmuyor, ne yazık ki.

Kahramanımız dert edinmiş, her kadının her ay karşı karşıya kaldığı biyolojik durumu, sağlık sorunlarına yol açmadan geçirmesini. Filmde seyirciler olarak kahramanımızın elinden geleni yaptığına tanıklık ediyoruz: Sosyal tabuyu yıkmak için yakın çevresi ile giriştiği mücadeleye, girişimine destek olabilecekleri ikna gayretlerine, hijyenik, kullanışlı ve ucuz ürüne ulaşmak için yaptığı sayısız denemelere, ürünü sürekli iyileştirme tutkusuna…

Hindistan’ın zengin kültürel motiflerini de yansıtmayı başarmış film. Renk cümbüşü içinde yapılan müzikli danslar, seyirci üzerinde sinema molası izlenimi uyandırıyor.

Filmde ne yok ki?

Kahramanımıza en yakınlarının bile sosyal tabularını kırıp destek vermeyişleri üzerinden anlatılan kitlelerin yenilik ve değişim karşısındaki tutumları; günümüzde karakter güçleri başlığı altında dillendirilen azim, tutku, yılmazlık; 21. yüzyıl becerileri diye eğitimlerde öne çıkarılan inovasyon, yenilikçilik ve yaratıcılık, empati, ekip çalışması, girişimcilik, sosyal zekâ; yaratıcılığı ödüllendiren kamusal politikalar; sosyal yarar ilkesini göz ardı eden kapitalizmin eleştirisi; en temel insan hakkı olan sağlığa ilişkin farkındalığı yaygınlaştırmayı vurgulayan sosyal aktivizm, istihdam yaratmayı amaçlayan hümanist ekonomi anlayışı; telif hakkı düşüncesini reddedip fikrini tüm insanların yararına açan erişebilirlik anlayışı, yaratıcı bir düşüncenin somut bir ürüne dönüşümünde izlenecek yöntemler…

Kahramanın Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin bir organizasyonunda yaptığı konuşma, bütünüyle çok yönlü dersleri içinde barındırıyor, ama özellikle bir yeri, üzerinde ayrıca durulmaya değer: Hindistan’ın Pad Man’ı diyor ki: “Sorunların varlığı bir şanstır. Zira Hindistan sorun dolu bir ülke; sol sorun, sağ sorun, aşağı sorun, yukarı sorun… Her yerde hep sorun. Sorun ‘mauka’ demek, maukanın anlamı, fırsat. Bu, Hindistan’ı fırsatlarla dolu yapıyor.”

Söz konusu konuşma, bizlere yaratıcılığın sorunlarla baş etme stratejilerinden biri olduğunu hatırlatıyor. Sanıldığının aksine rahatlık, zenginlik değil yaratıcılığı, yeniliği doğuran. Yaratıcılık, konfor alanından çıkıldığı zamanlarda, çıkıldığı kadar gösteriyor kendini. İcat ve keşifler tarihi, yoksulluk, yoksunluk ve yetersizlikten kurtulma konusunda verilen mücadelelerin başarılı örneklerini yazıyor.

Filmi seyrederken insan, ister istemez kendi ülkesini düşünüyor. Anadolu da benzer bir yapıya sahip, bizde de adeta sorunlar yumağı yaşam. Yoksulluk ve yoksunluğun fazlaca yaşandığı köylere, kentin geri kalmış, gecekondu bölgelerine yapılacak kısa bir ziyaret Anadolu insanının mucitliğini görmemize neden olacaktır. Yoksulluk, yoksunluk, yetersizlik, yaratıcılığı artırıyor. Acaba, neden zengin yaratıcılık örnekleri; bilim, sanat, kültür alanlarına yansımıyor?

Konu da sorun da Anadolu insanının ince zekâsının, kavrayış gücünün, yaratıcılığının bilim ve teknolojiye dönüştürülemiyor oluşunda. Söz konusu aktarımın neden yapılamadığının kaynaklarını başka alanlarda ve güç odaklarında aramak gerekiyor sanki.

Muruganantham, amacının ucuz pedlerin Hintli kadınlar tarafından yaygın kullanılmasını sağlamak olduğunu söylüyor, böylelikle ülkesine hizmet edeceğini dile getiriyor. Arunachalam Muruganantham’ın sosyal yararı amaçlayan girişimciliği, modern dönem boyunca kârını maksimize etmekten başka derdi olmadığını gördüğümüz, şimdilerdeyse kadim insanî ve evrensel değerleri kullanarak kirli ve kanlı geçmişini kamufle etmekte büyük başarı sağladığına tanıklık ettiğimiz kapitalizme insanlık aşısı olur. 

Betül Kabaca’ya bayram hediyesi için teşekkür ediyorum.

Barış AYGENER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...