Biraz Sinema: Judy

Judy. Notu: 6.5

Notu filme verdim Judy‘yi canlandırana değil. Judy Garland benim kuşağımın yıldızı değil. Marilyn Monroe bile intihar ettiğinde herhalde 12 yaşındaydım. Üstelik Judy Garland oyuncu olmaktan çok şarkıcı imiş. Ama adını duyardım, okurdum. Tabii bir de “Over the rainbow” şarkısını bilirim. Adını taşıyan filme gitmemin nedeni Renee Zellwegger. Brigitte Jones‘un o sevimli, hafiften tombul kızının filmi olur da gidilmez mi? Kız şahane oynuyor. Bilmem başkası bu kadar başarılı olur muydu? Renee‘in notu 10.

Film Hollywod sinema endüstrisinin yıldız yaratma ideali uğruna, ister çocuk ister büyük olsun, insanları nasıl ezip posasını çkarıp sonra da fırlatıp attığının hikâyesi. Buradaki “yıldız yaratma ideali” ifadesi işin görüntüsü. Tabii bunun ardında daha çok kazanma hırsıyla dönen sinema endüstrisinin acımasız çarkları yer alıyor. Sinema farklı ilgi ve zevklere sahip izleyicilere yönelik filmler yaparak izleyici sayısını artırmayı hedefliyor. Aslında sinema endüstrisi sadece farklı ilgileri olanları hedeflemekle yetinmiyor. İnsanlara farklı ilgi ve zevklerin deneyimlenebilme imkanını ve fırsatını da sunuyor. İzleyicilerde kendilerinde o zamana kadar varlığının farkında olmadıkları ilgi ve zevkleri uyarıcı filmler de yapıyor.

İşte bunlardan biri de müzikal filmler. Sinema izleyicisine güzel sesli, güzel fizikli gençlerin oynatıldığı filmler sunuluyor, o gençler üzerinden izleyicilere hayaller sunuluyor. (17 yaşımda ABD’ye gittiğimde bana sordular “bizi nasıl buldun” diye. Ben de “filmlerdekine hiç benzemiyor” dedim. Onlar da demezler mi “Filmlerdekini biz de arıyoruz”). Bu süreçte izleyici memnun, iki saatliğine hayali de olsa macera, şarkı, dans, aşk, heyecan… satın alıyor.

Yapımcı memnun endüstrinin çarkı dönüyor, kâr ediyor. Ama ya malzeme? Yani çalışanlar, yani teknik ekip, yani yaratıcı ekip, yani destek-tamamlayıcı ekip ve tabii en önemlisi oyuncular? Onların insan oldukları dikkate alınmıyor, onlar baş döndürücü bir iş akışı ve rekabet dünyasının kuklaları olmak zorunda. Şişmanlamamak için bir lokma hamburgeri ısırma hakkı olmayan, iş takvimi gereği doğum gününü iki ay önceden kutlaması gereken, uyumaması için uyarıcı haplar yutturulan oyuncular.

İşte meğer Judy böyle bir çarkın içinde çocuk oyuncu, genç kız ve genç kadın, anne olmuş, 46 (ya da 47) yaşında da ölmüş. İlginç olan bu insanların yani gösteri dünyasındaki oyuncu, şarkıcı ya da benzeri performans sanatçılarının kendi hayatlarını aynen izleyiciye sundukları hayal âleminin içindeki hayatlar gibi yaşamaları. Tamam, izleyici bir saat, iki saat izliyor ve sonra kendi hayatına dönüyor. Ama sanki bu oyuncular sundukları o hayatın hep içinde yaşıyorlar. Oynadıkları karakterle özdeşleşmekten ve rolden çıkamamaktan söz etmiyorum.

Daha ilerisini ifade etmek istiyorum Bu insanlar kendilerini bir endüstrinin malzemeleştirdiklerinden biriymiş gibi görmüyorlar, O endüstriyle birlikte o endüstri sayesinde yaşayabilen, nefes alabilen insanlar olduklarını sanıyorlar. Biz buna mesleki deformasyon diyorduk galiba. Şükür ki şimdinin sanatçıları bu açmazın farkında gibi görünüyorlar. Darısı siyasetçilerin, akademisyenlerin başına.

Nilgün ÇELEBİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir