Biraz Tiyatro: Temiz Ev

Notu:8 Ankara DT.

Notu 8 oldu zira oyun beni aşıyordu. İnsanların bazıları herhalde öldü diyorsun sonra bir bakıyorsun mğer ölmemiş. Bilinçaltı dökülüyor diyorsun sonra bakıyorsun eski hamam eski tas. Değişik ilginç bir oyundu. Amerikalı bir genç kadın yazmış. Kesin New York yahudisidir. Vardır onlarda böyle avangard tipler. Oyunda birkaç replik kafama çakıldı. Bir kere “su nasıl kiri temizlerse dua da havayı temizler” dedi biri.

Sonra; ölmek üzere olan kanserli Ana tedaviyi reddedip eve çıktı. Aklımda kaldığı ya da anladığım kadarıyla gerekçesi kanseriyle ilişkisini radyoterapi, kemotaerapi, ilaç, radyasyon vs üzerinden değil ölüm üzerinden kurmak istemesiydi. Hayatının sonlarında arkadaşının tıp değil ölüm olmasını arzuladı. Bu beni çarpan bir ifadeydi.

Ölümden ya hiç konuşmayız, ya korkarız ya da üstünü dini birtakım ritüellerle örterek onu bir tören içeriği haline getiririz. Ölümün ne’liği üzerine değil konuşmak onu düşünmeyiz bile. Oysa ölüm hayatımızın içinde hep yaşamalı, yaşatılmalı. Oyunun adının temiz ev olmasının da sanki şöyle bir anlamı vardı: Ev fiziken temizken insanlar hepimiz gibiydiler.

Yani yaşantılarındaki olumsuzlukların birikimlerinin sonucu kimi saplantıları vardı. İşgal ettikleri pozisyon gereği oynadıkları rolleri diğer pozisyonlarına da transfer etmenin gerilimini yaşamaktaydılar. Geçmişlerinin anıları ve bugünleri arasındaki gelgitleri dengeleyememenin verdiği duygu patlamaları içindeydiler. Ama bunlar yavaş yavaş evin kirlenmeye başlamasıyla değişir oldu: İnsanlar birbirlerine ne kadar muhtaç olduklarını, aslında her birinin ötekine armağan edebileceği ne kadar çok duygu ve düşünceyi, hayata bakış ve hayatı yorumlayış dilini yüreklerinde taşıdıklarını gördüler.

Bu aydınlanma deneyimini erkekler üzerinden yansıtmak mümkün olur muydu demeyeyim de daha ikna edici olur muydu diye düşünmedim değil. Vardığım sonuç ‘olmazdı’. Kadınlar, tüm birbirlerinin gözlerini oyma konusundaki uzmanlıklarına rağmen, ‘verme’ konusunda sanki erkeklerden daha başarılılar. Son bir gözlem daha: Bilmiyordum burada öğrendim. Yahudiler için evli çiftlerden biri ‘ruh ikizi’nin resmî eşi dışında biri olduğunu fark ettiği anda resmî eşinden ayrılmalı imiş.

Katoliklere karşı yahudilerin sözü bu olsa gerek. Müslümanlarda ise mesele sanki “gönlü kaydı, yapsın ona da bir nikah” şeklinde gibi görünüyor. Dekor, sahneleme ilginçti. Oyuncularda Virginia ve anlatıcı kızımız rolerine çok iyi oturmuşlardı. Charles da iyiydi. Ana’ ya da evet diyeyim ama Matilda (temizlikçi kızımız) ve Doktor hanım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Nilgün ÇELEBİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir