For Sama/Gökyüzü

Belki de tüm şairlerin şiirleri gökteki cesaretten doğar.’[1]

Âdemoğlu, insan kimdir, nedir, neyle ve nasıl yaşar, varlığını nasıl inşa eder gibi ontolojik sorulara henüz geçememişken hayat beldesinin fiziki yaşam mücadelesi içinde buluvermiştir kendini. Şaşkın, meraklı ve bir o kadar da yabancıdır yeryüzüne. Yollar onun için uzun, tehlikeli, olabildiğince sarp yokuşlarla donanmış ve tuzaklarla dolu görünmektedir.[2] Ömrün sokaklarında yürüdükçe gitmeye meyleden, yaşamın nimetlerini arzuladıkça elde etmesi güçleşen, yoran ve bir o kadar da aklı, gönlü ve bedeni tarumar eden; bekledikçe bitmek bilmeyen bir zemheriye dönüşüveren bir ömür çizgisi oluvermiştir adeta. O, kendisini kucaklayacak, saracak ve hoşnut edecek bir mekâna ihtiyaç duymuştur önce. Bu mekân öyle bir yer olmalı ki onu, nefesini soluduğu alanda huzurlu, sağlıklı, kanlı ve canlı kılmalıydı son ana kadar. Zira eti canlı kılan kan, kanı canlı kılan ise onu saracak o müthiş sıcaklık, merhamet, kuvvet ve kudretli atmosfer olacaktır. Ve artık O, bir can taşıyacak ve can olacaktır. Çünkü insan ilk var olduğu andan itibaren bir yer tutmuş ve tutunmak istemiştir yeryüzünde. Bunu başarmıştır da. İlk olarak anne rahmi sonrasında anne kucağı insan için yaşanabilir bir yer olmuştur. Ancak bu yer, insan için yeterli gelmeyecek ve yeni yerler arayışına düşecektir. Tutunması gereken başka yer veya mekânlar arayacaktır. Peki, ama neresi burası? İnsan bir daha nasıl o sekînet dolu beldeye ulaşıp yurt edinebilir ve yaşama sarılabilirdi ki? Kendi elleriyle inşa etmesi ve yeni bir alan oluşturması gerekecektir.

Şu bir gerçek ki insan var olduğu andan itibaren kendine bir yer edinmiştir. Hem madden hem de manen gerçekleştirdiği değişim ve gelişimler neticesinde yer/mekân değişikliğine giderek yerleşik hayatını ve düzenini kurmuştur bir şekilde. Bu da kendisine yeni yer arayışları ve imkânları da sunmuştur haliyle. Tabii bununla kalmayıp bazen de başkasını bu imkânlardan mahrum edilmesine neden olmuştur. Şüphesiz insan bulunduğu yerkürede gerçekten de var olabilme cesaretini sergilemeliydi. Bu gerekliydi de. Ama gerekmeyen kısımları da vardı şüphesiz. Bir başkasını yerinden etmek veya yerinde yok etmek. Ve belki de bunu arzu ve hevesleri için kendince siyasî, hukukî ve ahlâkî zemine yerleştirerek yapmak. Savaşların haklı gerekçeleri olmuştur kısmı konuşula dursun haksız yere insanların, çocukların, kadınların ve erkeklerin öldürülmesinde ne denli doğru ve haklı olunabilirdi ki tüm zamanları para-güç hegemonyası sararken? Aklımıza hemen 20. Yüzyılın soğuk savaşları gelecektir istisnasız. Bombalı, füzeli, kokusuyla baş döndürüp boğan ve paramparça eden ölümleriyle iç ürpertici, soğuk, dehşet veren savaşlar, infazlar ve yok edilişler. İşte burada yanı başımızda gerçekleşen sınırlarımızdan gelen ve duyarsız kalamadığımız çığlık, ağıt ve ağlama sesleri; bedenlere ve ruhlara kan bulaşmış ve parçalara bölünmüş insanları gerçek ölüm sahneleriyle For Sama filminde buluyoruz. Bu ifade bize biraz tuhaf gelse de filmin başrollerinde Waad Al- Kateab, Hamza Al- Kateab ve kızları Sama Al-Kateab yer almakta. Aslına bakarsanız For Sama’yı anlayabilmek için kısaca Arap dünyasına göz gezdirmek gerekir zira insan ateşin ilk kıvılcımının nereden geldiğini merak eder. Kaynaklara göre savaştan önce hükûmet aleyhtarlığının en yüksek olduğu yerler, çoğunlukla dindar Sünnilerin ikâmet ettiği ülkenin fakir kısımları olup ve bu yerlerin başında çok yüksek yoksulluk oranlarıyla mücadele eden Dera ve Humus gibi şehirler gelirken, bu şehirlerin kırsal bölgeleri 2011 yılı başında kuraklıkla karşılaşmıştır.

Devletin ekonomik politikaları çoğunlukla hükûmetle yakın ilişkilere sahip küçük bir azınlığına fayda sağladığı ve 2011 yılı başları itibarıyla Suriye, yaşam standartlarında ulusal çapta bir kötüleşmeye gittiği emtia (satılacak şeyler- mallar) fiyatları fahiş derecede arttığı ve yüksek oranda genç işsizliği görüldüğü ifade edilmiştir. Protestolar, Arap Dünyası’nda başta işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü, usulsüzlükler ve kötü yaşam koşulları gibi pek çok problem sonucunda önce Tunus‘ta Muhammed Buazizi’nin (17 Aralık günü sebze tezgâhının elinden alınmasını protesto için kendisi yakarak hayatını kaybeden 26 yaşındaki üniversite mezunu Tunuslu genç.) kendini yakmasıyla başlamıştır. Ardından bu duruma benzer problemler yaşayan ülkelerde domino etkisini gösterip protestolar, ilk olarak 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus‘ta başlamış, daha sonra Mısır, Yemen, Cezayir ve Ürdün‘e yayılmıştır. Bu ayaklanmalar Tunus ve Mısır’da başarı göstermiş ve 23 yıldır yönetimde olan Zeynel Abidin Bin Ali ile 30 yıllık yönetici olan Hüsnü Mübarek‘in (Mısır) görevlerini bırakmasıyla sonuçlanmış ve ardından yine bir domino etkisiyle Orta Doğu ve Kuzey Afrika‘nın tamamına yayılmıştır.

‘Halk, Düzenin Yıkılmasını İstiyor.

Tarih 15 Mart 2011’i gösterirken Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Arap Baharı olayları yaşanmaktadır. Bu süreç devam ettiği esnada Suriye’de Dera şehrinde iki bayan doktorun telefon görüşmesi esnasında; “Hüsnü Mübarek düşmüş, darısı bizim başımıza…” şeklinde konuşmalar yaptıkları için istihbarat tarafından dinlenen bu iki kadın doktor, önce tutuklanıp daha sonra ceza olarak saçları sıfıra vurulmuştur. Bu kadınlardan birinin akrabası olan yaklaşık 12-13 çocuk, okul duvarlarına “Halk, düzenin yıkılmasını istiyor” sloganını yazınca okul müdürü durumu istihbarata şikâyet etmiş ve çocukların gözaltına alınmasına ve çok ağır bir şekilde işkencelere tabi tutulmalarına neden olmuştur. Çocuklar içeri alınınca Dera bölgesindeki aşiretlerin reisleri, Dera’nın istihbarat sorumlusuna gitmiş çocukların bırakılması için talepte bulunmuştur. Ancak karşılarında hakaret dili bulan topluluk bir sonraki gün binlerce kişiyle beraber sokağa dökülmüştür. Çocukların bırakılmaması ve aşiret reislerine yapılan bu hakareti üzerine rejim protesto edilmiştir. Dera Bölgesi’nin büyük bir çoğunluğu Seyyidi, Ehl-i Beyt torunlarından oluştuğundan Dera’daki isyan büyüdükçe diğer şehirlerde de etkisini göstermiş, isyan dalgası Şam, Lazkiye, Humus, Banyas, Hama, Kamışlı ve Halep’e doğru genişleme göstermiştir. [3] Suriye’nin pek çok şehrindeki gösterileri hükûmet güçleri kanlı bir şekilde bastırma yoluna gidince olaylar daha da büyümüş ve ufak çaplı çatışmalar yerini muharebelere bırakmıştır. Neticede on binlerce insan hayatını kaybetmiştir. İlk büyük çatışmalar Humus, Dera ve Şam‘da yaşansa da kısa sürede tüm ülke geneline sıçramıştır. Suriye ordusu, hükumeti ve Suriye’deki iç isyancılar arasında başlayan sonrasında Irak ve Şam İslam Devleti, El-Nusra ve bazı Kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani grupların da katıldığı son dönemde ise Rusya, İran, Amerika Birleşik DevletleriTürkiye ve İsrail gibi dış güçlerin de sınırlı ve düzenli olarak katılmıştır. Özetle gösteriler 15 Mart 2011’de başlamış ve Nisan 2011 tarihinde ülke çapında yayılmıştır. Nisan 2011 tarihinde Suriye Ordusu eylem ve ayaklanmaları bastırmak için görevlendirilmiş ve askerler ülke genelinde göstericiler üzerine ateş açmıştır. Aylarca süren askeri kuşatmaların ardından gösteriler silahlı isyanlara dönüşmüştür. Çoğunlukla firari askerler ve sivil gönüllülerden oluşan muhalif güçler, merkezi bir liderlik olmaksızın isyana başlamışlardır. Ülke genelindeki hemen hemen her kasaba ve şehirde yaşanan çatışmalar asimetrik savaş niteliği taşımaktadır. 2013 yılında ise Hizbullah, Beşar Esad‘a sadık Suriye ordusunun yanında savaşa dâhil olmuştur. Beşar Esad yönetimi Rusya ve İran’dan askeriye ve para desteği alırken, muhalifler Katar ve Suudi Arabistan’dan silah ve mühimmat desteği almıştır. 

Haziran 2013 tarihi itibarıyla Beşar Esad yönetimi ülke genelinin %30-40’ını ve ülkedeki nüfusun %60’ını kontrol etmiş olup; 2012 sonlarındaki bir BM raporu, iç savaşın Nusayri Şebbiha milisleri ve Sünni muhalifler arasında süregelen “Bariz derecede mezhepsel” bir çatışma olduğunu bildirmiş, fakat hem muhalefet, hem de hükûmet bunu reddetmiştir. Milletlere göre ölen nüfus Ocak 2015 tarihi itibarıyla 220.000’i aşmıştır. SCPR (Suriye Politik Araştırmalar Merkezi), Suriye iç savaşı sebebiyle dolaylı ya da dolaysız olarak hayatını kaybeden toplam insan nüfusunu Şubat 2016 itibarıyla 470.000 olarak açıklamıştır. Raporlara göre on binlerce eylemci devlet hapishanelerinde hapsedilmiş, bu göstericiler sistematik işkenceye ve teröre maruz bırakılmıştır. Uluslararası organizasyonlar hem Baas Partisi hükûmetini, hem de muhalefeti insan hakları ihlalleriyle suçlamışlardır. Birleşmiş Milletler ‘in ve Uluslararası Af Örgütü ‘nün hem 2012 yılında, hem de 2013 yılında Suriye’deki soruşturmaları ve saha araştırmaları sonucunda insan hakları ihlallerinin, işkencelerin ve savaş suçlarının büyük kısmının Baas Partisi hükûmeti tarafından yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Savaşta kimyasal silahlar birkaç kez kullanılmış ve bu, uluslararası alanda tepki çekmiştir.

‘Halep’te Üzülmeye Zaman Yoktu’

Üzülmeye vakit bulamayan ve buna da zamanı olmayan insanların unutulmaz bir sahnesi bu. Koridorların kan gölüne döndüğü, çığlıkların beton duvarlara atıldığı, ölü bedenlerin toprağa hediye edildiği bir gökyüzü aşkıydı For Sama. Şüphesiz arzuladıkları, sevdikleri ve vazgeçemedikleri bir gökyüzü vardı. Kimsenin adalete ihanet etmediği, farklı topluluk-gruplar arasında ayrımcılığın gözetilmediği, yoksulluğun yok edildiği en azından azaltıldığı ve kayırmanın olmadığı bir gökyüzü aşkı, arzusu ve talebi. Bu düşünce, talebin ve seslerin yankısı olan ruh, beden ve isimler olmalıydı. Zira tüm zamanlar da adaletin, hakkın ve gerçeğin sesini, ruhunu ve bedenini haykıran şairler olmuştur. Burada ise Waad Al- Kateab, Hamza Al- Kateab ve kızları Sama Al-Kateab isimleri karşımıza çıkmaktadır. Waad, 18 yaşında Halep üniversitesinde İktisat bölümünü okuyan, eğitimi konusunda ailesini ikna eden ama yine de yakınları tarafından inatçı, umursamaz yaftalamalarından kurtulamayan bir barış eylemcisi olarak tanıtır kendini bize For Sama’da. (2010) İktisat son sınıfı okurken devrimin baş göstermesi onun ve hayatına girecek insanların farklı kararlar almalarına ve olağanüstü şeyler yaşamlarına sebep olacaktır. Akıl almaz olaylar, travmalar ve şaşkına düşürecek bir zaman diliminden geçirecektir.

For Sama filmi, beş yıl boyunca süren Suriye/ Halep’teki iç savaşı kan, hüzün, acı, mücadele, aşk ve dayanışma sahneleriyle bize ulaştırır. Yalnız bu filmin diğer filmlerden önemli bir farkı ve özelliği vardır ki o da tüm sahnelerin gerçek oluşudur. Filmde kurtuluş ümidini sonuna kadar düşüncelerinde besleyen Waad Al- Kateab’in, gözleri önünde gerçekleşen felaket dolu olayları elinden hiç düşürmediği kamerasıyla kaydedip tüm dünyaya seslerini duyurmak istemesi For Sama filmini ortaya çıkarmıştır. Tabi bu yolda yalnız değildir. Üniversiteden arkadaşları da vardır. Ama savaş esnasında şüphesiz en büyük destekçisi eşi Hamza Al- Kateab’dır. Ve ikisinin ise en büyük yaşama sevinci hiç kuşkusuz savaş sırasında doğacak ve onların yaşama ümidini, gayretini biraz daha arttıracak, ona baktıklarında temiz hava soluyacak ve kararlarında etkili olacak kızları Sama’dır. Hamza aynı üniversitede doktor olarak mezun olmuştur. Rejime karşı beraber dik durmaya karar vermiş ve yakın arkadaşlarıyla yollarına devam etmişlerdir. Fakat bu karar pek de kolay olmamıştır savaşla iç içeyken. Waad, kayda aldığı inanılmaz görüntülerle adeta aklımızı, kalbimizi ve ruhumuzu en derin biçimde sarsmaktadır. Ölümle yüzleşen masum çocuklar, evlerinin önünde oyun oynarken füzelere kurban giden küçük bedenler ve hiçbir şeyden haberi olmayan anne karnındaki bebekler, yeni doğanlar ve ölü insanlar, güce yenik düşen ağıtlar, iniltiler. Hepsi ama hepsi For Sama’da. Suriye/Halep 2011- 2016 savaşında. Savaş sırasında genç bir kadının eşi ve kızlarıyla birlikte ölüm kalım savaşı verdiği ve olağanüstü kararlar aldığı da anlatılmaktadır. Zira özgür ve adaletli bir gökyüzü altında yaşamak bunu gerekli kılmıştır. Bu yüzden Sama semadır. Belli ki bu isim kalplerine yeniden kan pompalayan, akıllarına ışık saçan ve gözlerine neşe katan güç olmuştur. Keza gökyüzü insana belli yörüngelerle yolunu gösteren, her gün soluğunu yenileyen ve yerini açan-yayan değil midir? Sama da annesine, babasına savaşın kızgın ateşinde gönüllerine sekinet, kalplerine huzur, akıllarına aydınlık ve varlıklarına imkân sağlamıştır bir nevi. [4]

For Sama filmi, 2019’da vizyona girdiğinde en iyi kurgu, en iyi yönetmen ve en iyi Britanya Bağımsız Film Ödülleri gibi ödüller almıştır. Bu ödüllerin sayısı 25 civarında… Ve hâlâ yarışmalarda birçok dalda aday gösterilmektedir. For Sama yarışmalarda belgesel kategorisinde ve yabancı film dalında yarışıyor.  Waad Al- Kateab, Hamza Al- Kateab ve kızları Sama Al-Kateab hem filmi tanıtmak hem de yaşananları anlatmak için yabancı ekranlarda konuşmalarını devam ettirmekteler. Yapılan ve gelen yorumlara bakılırsa dünya kamuoyu Waad Al- Kateab, Hamza Al- Kateab ve kızları Sama Al-Kateab tarafında duruyor, onları destekliyor!

Asya Sibel KÖSENİ

Kaynak
[1] Asya Sibel Köseni ‘Derkenar’ Yazıları
[2] Beled Suresi
[3] https://www.habervakti.com/dosya/suriye-savasi-ne-zaman-ve-nasil-basladi-h83178.html
[4] https://islamansiklopedisi.org.tr/sema–gok

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...