Honeyland/Bal Ülkesi

Yarısı bana, yarısı sana.

Honeyland 2019 Makedonya yapımı bir belgesel film. Yönetmen: Ljubomir Stefanov, Tamara Kotevska. Görüntü Yönetmeni: Fejmi Daut, Samir Ljuma. Müzik: Foltin. Oyuncular: Hatidzhe Muratova, Nazife Muratova, Hussein Sam, Ljutvie Sam

Çekimleri üç yıl süren Bal Ülkesi adlı belgesel film, 2019 Sundance Film Festivali’nden Jüri Büyük, En iyi Görüntü Yönetmeni ve Jüri Özel Ödüllerini kazandı.

Honeyland, Makedonya’nın kırsalında terk edilmiş bir köyde hasta, yatalak annesiyle yaşayan bir kadının sıra dışı yaşamını anlatıyor. Bu Türk kökenli kadın, doğaya uyumlu bir şekilde geleneksel arıcılık yapıyor. Yanlarına bir aile taşınıyor. Hayvancılığın yanında arıcılık da yapan ama düzeni de alt üst eden bu göçebe aile doğaya ve Hatice’ye zarar vermeye başlıyor. Hatice bunlarla mücadele ederken doğadaki dengenin çok önemli olduğuna da dikkat çekiyor.

Makedonyalı yönetmenlerin üç yıllık bir emekle, doğallığın akışına kendilerini bırakarak yarattıkları belgesel film şaşırtıcı güzellikte. Bal ülkesi yani yaban hayatın içinde küçük bir kraliçelik. Yaban hayatın ve arıların kraliçesi de hiç kuşkusuz Hatice’dir.

Doğada yaban hayatı sürüyor. Issız bir doğanın içinde drone ile çekimde bir kadının köpeğiyle yürüdüğünü izliyoruz. Kayaların arasında doğal balları görünce heyecanlanıyoruz. Doğanın kraliçesi Hatice arılarla dostluğunu pekiştirmiş, onlara konuşuyor, dertleşiyor, onları seviyor kelimeleriyle. Kurduğu iletişim sıra dışı. Terk edilmiş bir köyde tek odalı bir barakada yatalak annesi ve köpeğiyle yaşıyor. Hatice, doğayla bütünleşmesini bilen muhteşem bir kadındır. İyi kalpli, doğanın ve diğer canlıların değerini bilen onlara sevgi gösteren bir insan. Özgüveni çok yüksek, cesur ama yalnız bir kadın. Halinden memnun, yalnızlığı dışında şikayeti yok. Suyu ve elektriği yok, zor çeken bir radyosu var. Dinlediği şarkıları yalnızlığına meze ediyor. İhtiyaçlarını bal götürüp sattığı Üsküp pazarından elde ediyor.

Bu ıssız, kendi dengesi içerisinde dönüşen, durağan doğanın içine gürültü gibi çok çocuklu bir aile düşüyor. Hayvancılıkla geçinen bu aile, daha fazla gelir elde etmek için arıcılığa da başlıyor. Hatice önce soğuk duruyor sonra yanaşıyor. Bu da bir ihtiyaç, ses ve şenlik iyi geliyor yalnızlığına. Tereddüt etmeden arıcılıkla ilgili tecrübelerini de aktarıyor bu yeni komşusuna. Ama çok geçmeden Hatice için sıkıntılı günler başlıyor. Hatice bu ailenin reisine, “Balın yarısını arılara bırak yoksa aç kalıp benim arılarıma, kovanlarıma saldırırlar.” diyor. Dinletemiyor tabii, korktuğu da başına geliyor. Hem Hatice’nin işleri bozuluyor hem de doğanın dengesi. Hatice’nin tek geçim kaynağı arıcılıktır. Birazını kendilerine ayırıyor büyük kısmını pazarda satarak ihtiyaçlarını karşılıyor. Ama kovandan balın tamamını alarak doğal dengeyi bozmuyor. “Yarısı bana yarısı sana.” diyerek arılara yaşayabilecekleri kadar balı bırakıyor.

Film, Kuzey Makedonya’nın dağlık bölgesinde terkedilmiş bir köyde geçiyor. Filmde gerçek bir öyküye odaklanarak doğadaki dengeyi bozacak olan daha çok kazanma hırsı etkili bir biçimde anlatılıyor. Hatice ürettiği kadar kazanan, kazandığı kadar tüketen tok gözlü biridir. Yatalak annesine bakmaktan şikayeti yok. Bir annenin çocuğuna baktığı gibi bakıyor. Balını kaya oyuklarında ya da ağaç oyuklarında doğal yollardan üretiyor. Komşusu tam tersi, doğada denge bozucu. Tüketici. Çok kazanma hırsı olan biri.

Bu belgesel öğreticilik kaygısıyla yapılan klasik filmlerden değil. Mesajını  insan ve doğa bütünlüğü içinde  etkileyici bir görsel anlatımla sunuyor. Bu da filmin farklılığını ortaya koyuyor. Bu belgesel filmde klasik anlatı yok. Anlatı tekniği kurmaca film şeklinde tamamen gözlemciliğe dayalı. Diyaloglar Türkçe. Hatice annesiyle Türkçe konuşuyor. Köye gelen kalabalık aile de Türkçe konuşuyor. Hatice, pazarda ve alışverişte Makedonca ve diğer yerel dilleri konuşuyor.

Görüldüğü kadarıyla çekimlerde ışık kullanılmamış. Doğal akış tercih edilmiş. Yakın çekimler belgeseli güçlendirirken film tadını da vermiş. Görüntü yönetmenleri bu doğal akışa dokunarak harika bir belgesel yaratmışlar.

Yönetmen Kotevska bir röportajında, “Hatice, arılara ailesi gibi davranıyor, onlara çocukları gibi göz kulak oluyor. Onlar sayesinde, hayatı ne kadar zor olursa olsun, kendini yalnız hissetmiyor.” diyor.

Hatice hiç evlenmemiştir. İçinde çocuk özlemi var. Bu, komşuların oğullarından biriyle iyi bir iletişim kurmasıyla belirginleşiyor. Yönetmen Kotevska, “Hiç gerçekleşmeyen aile kurma özlemi, arılara gösterdiği sevgide vücut buluyor. Çevresinde yaşayan her canlıda, mutluluk ve yoldaşlık kuruyor. Yaşadığı sürece bu şekilde tekrar tekrar mutluluğu bulmaya devam edecek.” diyor. Hatice, “Keşke benim de bir oğlum olsaydı.” diyor iç çekişiyle. Belgeselde Hatice annesine, “Bana gelen evlilik tekliflerini niçin geri çevirdin?” diye sorunca annesi de, “Ben değil, baban çevirdi.” diyor. Bu durumu Yönetmen Stefanov, “Bu bölgedeki geleneksel toplumlarda, etnik kökenden ve dinden bağımsız olarak son doğan kız çocuğun, anne ve babası ölene kadar ailede kalması geleneği var.” diye açıklıyor.

Yönetmenlerin en başlarda dikkatlerini çeken Hatice’nin annesi ile kurduğu ilişki olmuş. Yönetmen Kotevska, “Hatice’nin işçi bir arıya olan benzerliği karşısında şaşkına düştük. Anne Nazife ise kraliçe arıya benzetiliyor. Nazife hiç evden çıkmasa da bilgeliği ile kızına kriz anlarında kılavuz oluyor. Komşuları ile yaşadıkları sıkıntılar da arılarla paralellikler kurarak yansıtılıyor. Sam ailesinin köydeki varlığı, Hatice’nin arılarına saldıran diğer arı kolonisi gibiydi. Çekimler sırasında bu karşılaştırmayı kurabilmiş olmaktan dolayı çok memnunuz.” diyor.

İki yönetmen, iki kameraman, bir sesçi ve bir kurgucudan oluşuyor ekip. Müdahale etmeden sadece çekiyorlar her şeyi. Üç yıl sürüyor dört yüz saatlik çekim. Hatice ve köye gelen yedi çocuklu aile kameralara çok çabuk alışınca daha kolay oluyor çekimler. Çekimler bitince beden diline göre filmi kurguluyorlar. Çevirmenler konuşulan Türkçeyi Makedoncaya çevirince yönetmenler hayretler içinde kalıyor. Diyalogların derinliğini görüyorlar. Bu Dziga Vertov’un kuramını hatırlatıyor. Gerçek hayatı olduğu gibi çekip kurguda anlam yaratma işi.

Mehmet Toygar ÖZDEMİR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir