Malena: Rahatsız Edici Bir Güzellik

Senaryosunu İtalyan senarist Luciano Vincenzoni’nin yazdığı, Sicilyalı yönetmen Giuseppe Tornatore’nun yönettiği, filmin müziklerini İtalyan müzisyen Ennio Morricone üstlenmiştir. Başrolde Monica Belluci’nin yer aldığı film 2000 yılında İtalyan-Alman ortak yapımı olarak beyazperdeye gelmiş ve aynı yıl Oscar’a aday gösterilmiştir. Çekimleri 1999 yılında Sicilya adasındaki Castelcuto sahilinde gerçekleşmiştir.

1940 yılı, İtalya’sıdır beyazperdeye yansıtılan. II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle ülke olağanüstü hâl içindedir. Erkeler cephede savaşmaktayken geride kalanlar bu durumun sosyal ve ekonomik yönüyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Nino (Gaetano Aronica) ve sıra dışı güzelliğiyle herkesin dikkatini çeken eşi Malena (Monica Bellucci), savaştan hemen önce Sicilya’daki küçük bir kasabaya yerleşirler. Ancak savaş ilanıyla beraber Nino, karısını kasabada bırakıp cepheye gider. Böylesine genç ve son derece güzel bir kadının tek başına kalması, kaçınılmaz olarak kasabada çeşitli söylentilerin dolaşmasına neden olur. Dul kadın, savaş şartlarında kasabanın baskısı, dedikodusu, riyası, fitnesi ve iftirası sonucu aç kalmamak için nihayetinde kötü yola düşer. Sonunda da Maria Magdalena’nın akıbetine uğrar. Filmde de Monica Belluci’nin canlandırdığı kadının gerçek adı Magdalena’dır. Fakat köyde Malena olarak bilinir, söylenir.  

Kasabada ergenliğe yeni giren gençlerden biri olan Renato (Giuseppe Sulfaro) da Malena’yla ilgili söylenenlerden haberdardır. Ancak Malena’nın, onun hayatında bambaşka bir yeri vardır; kendisini ilk defa bir insan ve bir erkek olarak tanımaya başlaması, Malena’yı ilk defa görüp güzelliğine tutulduğu gün gerçekleşir. Nitekim film boyunca olaylar nesnel anlatıcılıktan çok, Renato’nun bakış açısından ve kimi yerde bizzat onun hayal dünyası üzerinden anlatılmaktadır. Tornatore filmlerinin özgün tadı da kurgudaki tarihsel tanıklığın, karakterlerin yakın dünyası üzerinden verilmesinden ileri gelir. Usta yönetmen, bu anlamda tarih-birey dengesini çok yerinde ve kararında sağlar. Malenada bu denge, bir üst basamağa ilerleyerek belli bir dönemin yansımasının ötesine geçer; bir kadın tek başına bir günahın temsili olur, çıkar. Renato’nun gözünde ve Malena’nın etrafında bir sarmal gibi ilerleyen kurguda Malena, kasabada yalnız kalmasının üzerine hakkında çıkan söylentilerin kurbanı olarak yargılanır, suçlanır, iftiraya ve tacize uğrar. Güzelliği, alımlı halleri etrafının kendisini istemeyenlerle sarılmasına neden olur. Gerek insanların sarf ettikleri sözler gerekse üzerinde türlü fanteziler kuran acımasız bakışlar altında tek başına bir dünya kurmuştur kendine. Zorunlu haller dışında hemen hiç kimse ile diyaloğa girmez. Sesi nadiren duyulur, sanki tek varlığı bedenidir. Bu hâliyle tıpkı en değerli taşlarla süslenmiş, sımsıkı kapalı, dokunulmaz bir mücevher kutusudur. Bir imge olarak vardır, bir günahın timsali, ötekinin varlığının somutlaşmış hali… Ancak bu bilinmezlik ne kadar koyulaşırsa çevresindeki insanların ona karşı beslediği şüpheler, ortaya attıkları iftiralar ve sanılar da o kadar artar. Bir süre sonra etrafını saran bu insanlar haddini aşarak Malena’nın hayatına karışmaya, onu taciz etmeye başlar.

Sonunda bir gün Malena, sarı saçlarından sürüklenerek kasaba meydanına getirilir. Bütün kıyafetleri, yalnızca bembeyaz teni ortada kalana dek kasabalı kadınlar tarafından son derece vahşi ve tüyler ürpertici bir şekilde yırtılır, paramparça edilir. Üstelik bir yandan yuhalamalara, sözlü hakaretlere, aşağılamalara uğrarken diğer yandan fiziksel şiddete maruz kalır. Saçları kesilir, tüm kadınlığı darmadağın olur; savunmasız ve çıplak bedeni yırtıklar, çürükler ve kan içindedir. Kasabadaki erkekleri baştan çıkardığı iddiasıyla bütün halkın içinde ibret olması için linç edilen Malena, vücuduna gelen her tekmede, yumrukta ve hakarette sanki tüm insanlığın günahını sırtlanır. Malena dayanamaz, nefesleri kesilmek üzeredir. Ama direnir. Son gücünü toplayıp ayağa kalkar ve kalabalığın ortasında bütün bu kıyameti yırtan bir çığlık koparır. Kadınlara döner, bir ayna olur adeta ve kendilerini görmelerini ister perişan halinde, nasıl vahşileşebildiklerini. Erkeklere döner, şimdi neden bana bakmıyorsunuz artık, bakışlarınızı kaçırmanız neden diyen gözleriyle.

O an çırılçıplak olan Malena değildir; Malena’yı bu noktaya getirene kadar hiçbir tacizi esirgemeyen, o acımasızca linç edilirken ise her şeyi yalnızca edilgen bir konumda izleyen erkekler ve kendilerinden daha güzel olduğunu içten içe fark eden ama bu gerçeği kabul edemeyen kadınlar.

Ne anlatmak ister bize burada Tornatore? Bu linçin merkezinde kim vardır? Dikkat edilirse izleyiciyi esas dehşete düşüren, Malena’nın başına gelenler değil; bu esnada kadınların büründükleri vahşi kimlik ve o zamana değin etkin bir konumda Malena’ya cinsel olarak saldıran erkeklerin bir anda bütünüyle edilgen bir konuma gelişidir. Bir cinnet hali olarak yorumlayıp geçmek yaşananları anlatmak için yeterli olmaz. Kendisiyle barışamamış birey karşısındakini kendinden üstün gördüğü noktada ondan içten içe nefret etmeye başlar ve bu nefret bir kıvılcım ile büyür yangın olur. Bir kasabanın birlikte büyüttüğü bu yangın içine Melena’yı alır ve onda hayran oldukları şeyi yok etmeye çalışır, güzelliğini. Filmin sonuna doğru Malèna’nın savaşta öldü sanılan kocası Nino döner. Nino döndüğünde de ne eşi ne evi ne de ülkesi bıraktığı gibidir. İşte filmin bundan sonrasında içinizi bir acı kaplar, burnunuzun direği sızlar, yüreğiniz burkulur, gözleriniz yaşarır…

Filmin arka fonunda ise İtalyan faşizminin sosyal ilişkileri ve yıkılışı anlatılır… Başka bir deyimle film dönemin, 1940 ve 1950’li yılların İtalya’sını anlatır. Naziler işbirlikçisi İtalya’nın üzerinden silindir gibi geçer. Fatura da kasabaca Nazilere peşkeş çekilen Malena’ya kesilir. Film, kadın, namus, ahlak, din ve siyaset konularında toplumun ikiyüzlülüğünü ve toplumun bu konularda yerlerde sürünen değer yargılarını eleştirir.

Monica Belluci film boyunca birkaç cümle hariç hemen hemen hiç konuşmaz ancak Monica Belluci, mükemmel yüzü ve fiziği ile filmi sadece bedeni üzerinden mükemmel bir şekilde canlandırır… Monica Belluci’nin filmde caddelerden endamıyla bir sülün gibi süzüle süzüle yürüyüşleri akıllarda kalır. Monica Belluci bu filmde bir kadının nasıl yürümesi gerektiği konusunda sanki ders verir…

Emel AKBAŞ

1 Yorum

  1. AvatarRamazan Özer Cevapla

    “Kendisiyle barışamamış birey karşısındakini kendinden üstün gördüğü noktada ondan içten içe nefret etmeye başlar ve bu nefret bir kıvılcım ile büyür yangın olur.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir