Marriage Story: Bir Ayrılık Hikâyesi

“Bazen en uzak mesafe iki insanın arasındaki kadardır.”
Kemal Sayar

 

Bir boşanma hikâyesi içinde ne kadar sevgi barındırabilir veya bir boşanma hikâyesinde kahramanlar birbirine ne kadar yaklaştırılabilir. Tersten okuma yapmak gibiydi filmin sonuna geldiğimde hissettiğim şey. Sahnede asla ağlayamam diyen Nicole’un, Charlie’nin yanından ayrılacağı gece sahneledikleri oyunun kritiğini yaptıkları son konuşmaları sonrası arkasını dönmesiyle akıttığı gözyaşlarına eşlik etmemek mümkün değildi. Acı çekiyordu ve bunu derinlemesine hissettiriyordu. Birine âşık olduğunuzda ilerisini düşünmeden, hesap kitap yapmadan hareket edersiniz. Eğer karakteriniz müsaitse de karşınızdakinin mutluluğu ile kendi mutluluğunuzdan daha çok ilgilenirsiniz. Bu bir müddet sonra maalesef aslında ne istediğinizi, ne ile mutlu olduğunuzu unutmanıza neden oluyor ve dahası siz bu kadar verici davrandıkça karşınızdaki bencilleşiyor ve sizin ne istediğinizle, neyle mutlu olduğunuzla veyahut neye üzüldüğünüzle ilgilenmez oluyor. “Bizim için” diyerek tek başına kararlar alıp size emrivaki yapmaya başlıyor ve bir müddet sonra bir patlama yaşanıyor; bastırılmış tüm duygular kendini bir anda ortalığa salıveriyor ve artık mahşer yerine dönmüş iç dünyanızı kontrol etmeniz mümkün olmaktan çıkıyor. Sonuç ne mi oluyor? Mutsuz son…

Noah Baumbach

Yönetmenlik koltuğunda Noah Baumbach‘in oturduğu 2019 yapımı film, dünya prömiyerini 76. Venedik Film Festivali‘nde yapmıştı. Akademi ödüllü film yapımcısı Noah Baumbach’in hayata geçirdiği film, dağılan bir evliliğin ve birlikte kalan bir ailenin dokunaklı ve şefkatli hikâyesini konu almaktadır. Filmin kadrosunda başrolleri paylaşan Scarlett Johansson ve Adam Driver’ın yanı sıra Laura Dern, Alan Alda ve Ray Liotta yer alıyor. Film özetle evli bir çiftin New York‘tan Los Angeles‘a kadar uzanan boşanma hikâyesini konu edinmektedir. Yönetmen olan Charlie ve oyuncu eşi Nicole, evliliklerinde sona gelen bir çiftir. Boşanmaya karar veren çift, bu süreci kolayca sona erdirmeyi düşünse de işler pek de düşündükleri gibi gitmez. Çocuklarının velayeti işin içine girince, süreç beklediklerinden daha karmaşık bir hal alır. Çiftin bu sırada hayatlarına farklı şehirlerde yön vermeye çalışması, işlerin iyice kızışmasına neden olur. Carlie projelerini sürdürmek için New York’ta kalmak isterken, Nicole ise kadrosuna katıldığı televizyon dizisi için Los Angeles’ta yaşamayı planlar. Uzun zaman boyunca içlerinde gömülü kalmış kızgınlıklar da giderek agresifleşen boşanma sürecinde ortaya çıkmaya başlar.

Hayatın içinden, son derece olağan ve belki de şimdiye kadar birçok örneği çekilen bir evliliğin bitişi/boşanma konusunu tüm doğallığı ile ele alıp anlatmayı başaran yönetmen, 2019 yılının en iyi işlerinden birini ortaya koymuştur denilebilir. Evlilik kurumunun bu denli sıradanlaştığı ve değersizleşerek boşanmaların normal karşılandığı günümüz dünyasında böyle bir filme imza atıp seyirciyi sonuna kadar ekranın başında tutmak hiç kolay değil fakat film bunu büyüleyici bir şekilde başarmaktadır. Güzel ve safiyane duygularla başlayan evliliklerinin son zamanlarını yaşayan bir çiftin ayrılığa giden süreçlerini olanca doğallığında ve bir o kadar da gerçekliğinde güçlü hikâye ve oyunculuklarının yardımıyla aktarmayı başaran film, bittikten sonra üzerine uzun uzun düşündürüyor. Charlie ve Nicole’ün boşanma kararı arefesinde uzlaşma için bir uzmana gitmesi ve uzmanın tavsiyesi ile birbirlerine neden âşık olduklarını, hangi özelliklerini sevdiklerini kaleme almaları ancak Nicole’ün yazdıklarını okumayı ve Charlie’ninkilerini de dinlemeyi reddetmesi üzerine meselenin biraz da iletişimsizlikle alakalı olduğu mesajını veriyor. Aslında birbirlerinde sevdikleri her ne varsa onları unuttukları ya da unutmak istedikleri bir dönemden geçerken Nicole, karşısında duran adama neden âşık olduğunu hatırlamak istemediği için bu yüzleşmeden kaçarcasına uzaklaşıyor. Ve filmin başında ikisinin ağzından dinlediğimiz cümleler aslında onların da birbirlerinden nefret etmeden ve incitmeden, boşanma aşamasını karşılıklı anlaşma yolu gerçekleştirmeyi planladıylarsa da bir anlık hatayla boşanma sürecine avukatları da dâhil olur. Olayı daha da körükleyen avukatların girmesi ile birlikte filmin tüm hikâyesi değişmektedir. Çiftin aksine, yaptıkları işi tamamen para, prestij ve hayat memat meselesi olarak görerek müvekkillerini düşünmeden âdeta  onları meta olarak değerlendirip hareket eden avukatlar, filmin kötü adamı olarak karşımıza çıkıyor. Avukatlık bürosunda sudan çıkmış balık gibi kendisine söylenenleri dinleyen Charlie, avukatlardan birinin “Ceza avukatları kötü insanların iyi yönlerini görür; boşanma avukatları ise iyi insanların kötü yönlerini.” sözü ile irkiliyor ve oradan uzaklaşıyor. Meselenin insani boyutunun farkında olmayan iki hırslı avukat arasında kalıp bir çiftin bocalaması hikâyeyi dramatikleştirip işin içinden çıkılmaz hale getiriyor. İki insan için yeterince yaralayıcı olan bir süreç, avukatların birbiri ardına gerçekleşen hamleleriyle git gide zorlaşıyor.

Konu olarak her ne kadar basit ve kolay izlenebilir olarak görülse de anlatılan olayın ağırlığı ve oldukça yoğun diyalogların varlığı filmi izlemede zorluk yaşatabiliyor. özellikle filmin ilk yarım saatlik bölümünde yoğun diyalogların varlığı seyirciyi zorlayabiliyor fakat sonradan filmin temposuna rahatça ayak uydurulabilir. filmin oyunculuk performanslarında ise diyecek pek bir şey yok. hem Adam Driver hem de Scarlett Johansson rolünü o kadar güzel taşımış ki tek bir kusur dâhi bulmak büyük haksızlık olur. İkili hiç kuşku yok ki kariyerlerinin en iyi performanslarına imza atmışlar.

Film boyunca beni en çok etkileyen üç sahne mevcuttu ve bu sahneler filmi de ortalama bir işten fazlası yapıyordu. İlk olarak filmin ikinci yarısında çiftin Charlie’nin yeni taşındığı evdeki tartışma sahnesiydi. Gerilimi bir anda 0’dan 100’e çıkaran ve uzun süre de orada tutan film hakikaten fizyolojik ve psikolojik anlamda çok güçlü bir iş ortaya koymaktadır. Filmdeki ikinci etkileyici sahne ise Charlie’nin evine gelen görevliye göstermek için kendi üzerinde uyguladığı bıçak oyunu sonucu yaşadıklarıydı. Üçüncü olarak da filmin sonlarında yer alan ve Nicole’ün Charlie için yazdığı fakat filmin başındaki seansta okumak istemediği mektubu Charlie’nin oğlunun elinde bulması ve okumayı yeni söken Henry’nin ağzından bir müddet dinledikten sonra eline alarak okumayı sürdürmesi ve o an oğluna belli etmeden sesssiz sessiz ağlamasıydı.

Film, bir filmde illa çözülemez olaylar, büyük aksiyonlar olmasına gerek olmadığını kanıtlamak için çekilmiş âdeta. Aslında çiftin en büyük problemlerinin iletişimsizlik olduğunu birbirlerini anlattıkları yazıyı, birbirlerine okumamalarından, Charlie’nin boşanma sürecinde her beklemediği olayda ‘Nicole öyle bir şey yapmaz’ demesinden ve son sahnede Nicole’ün en başta Charlie hakkında yazdığı yazıyı okurken içine düştüğü ruh halinden anlaşılmaktadır. Bir ilişki, işin içine bambaşka olaylar girdiğinde nasıl altüst olur ve bir çift birbirine nasıl yabancılaşır sorusuna cevap vermekte olan film, su gibi akmıyor ama sıkmıyor da…

Emel AKBAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...