Modigliani

Modigliani ismini hiç duymamıştım. İnsan zaten her şeyi bilemez ki… Eskisi kadar kızmıyorum bu yüzden kendime. Modigliani’yi bana sinemadan başka ne öğretebilirdi diye düşünüyorum. İlgi alanım ne kadar geniş olursa olsun Modigliani’yi keşfedebileceğimi hatta dahasını merak edebileceğimi düşünmüyorum. İyi filmler sizi tatmin etmekten çok yeni sorularla başbaşa bırakıyor aslında. Dahasını merak ediyorsunuz, devamını getirmek, zihinde tamamlamak istiyorsunuz. Modigliani’de tam olarak bu hisleri uyandıran bir film oldu benim için.

Modigliani çizdiği resimlerin gözlerini boş bırakarak imzasını atan rakiplerinin aksine resimlerinin satılmasını umursamayan ve zamanın zengin ressamlarının aksine beş parasız yaşayan, sosyetenin övgülerine rağmen onların ruhsuzluğunu yüzlerine en uygunsuz biçimde vurmaktan da geri durmayan fütursuz bir kişilik olsa da izleyiciye kendini sevdirmeyi başarıyor. Bunda senarist ve yönetmen Mick Davis’in de katkısı elbette göz ardı edilemez ve tabii Modigliani’ye hayat veren Andy Garcia’nın muhteşem oyunculuk performansı.

2004, ABD,  Almanya,  Fransa,  İngiltere,  İtalya ve  Romanya yapımı olan film, Yahudi kökenli İtalyan ressamın Fransa’daki sansasyonel hayatı, aykırı duruşu ve hayata bakışını anlatan şu müthiş cümlesi “samimi olarak söylüyorum hayatım umurumda bile değil” ile onun uyuşturucu ve alkolle geçen ve çoğu zaman aç kalmasına neden olan fakirliğini işlemektedir. Bununla birlikte zenginleştirilmiş epizodlarla birlikte Fransa’nın sanat çevresiyle tanışıyor, âdeta kendinizi tam olarak içlerinden biri gibi hissediyorsunuz. Gerek ikili diyaloglar gerek filmin akışı sizin hikâyeye dışarıdan değil de içeriden bakmanızı sağlıyor.

Modigliani, Pablo Picasso ile Fransa’da aynı sokakta oturmuş ve iki yakın arkadaş olmuştur. Bir süre sonra Picasso ile dostluğu düşmanlığa dönüşür. Ancak Picasso yüksek perdeden devam eden tartışmalarına ve kişisel hırslarına rağmen kabul eder ve Modigliani için der ki “O bir Tanrı idi.” Aşkları da oldu, fırtınalı ilişkileri de… Öyle ki çoğu zaman evlerini basan kadınlardan komşuları illallah etmiştir.

Sonra bir kadın girer Modigliani’nin hayatına yaşamının son döneminde. Adı Jeanne Hebutrne. Katolik bir ailenin kızıdır ve ailesinin tüm dışlamasına rağmen aşkının peşinden gider. Öyle ki iyi bir ressam olmasına rağmen tüm hayatını âşık olduğu adama, hayat arkadaşına adar. Bir kız çocuğu verir ona… Sonra her şeye rağmen Modigliani yaşadığı bohem hayattan vazgeçmez ve erken yaşta hayatını kaybeder. Hamile olan Jeanne ne yapar biliyor musunuz? Karnı burnunda bu âşık kadın beşinci kattan atlayarak intihar eder. Hem de Modigliani’nin ölümünden iki gün sonra… Bu kadının acısını yüreğinizde hissedersiniz. Öyle geçirir duygusunu seyirciye Elsa Zylberstein sergilediği oyunculuk performansı ile.

Âşık olduğunuz anda bilirsiniz ki karşınızdaki aslında katilinizdir… Ben Jeanne’yi anlıyorum. Bazı insanlar sizin nefes almanızı sağlar ve bu insanlar olmadan yasayamazsınız zaten. Ait olduğunuz tek yer onun yanıdır. Sinema böyle güzel bir şey işte. Oturdum Modigliani’yi araştırdım gece boyunca… Bilmediğim bir dönemi, bilmediğim bir çevreyi öğretti bu defa…

Teşekkür ederim sinema.

Emel AKBAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...