Nema-î Nezdik: Başka Bir Hayat Mümkün mü?

“Yeni bir şahsiyet edinmek için her çareye başvuran insanların yalın bir hikâyesidir.”
Abbas Kiyarüstemi

 

Abbas Kiyarüstemi sinema tutkusu ve bilincini irdelediği Nema-î Nezdik (Yakın Çekim) filmiyle türü bakımından belgesel filmin, konulu filme dönüştürülmesinin veya bunun tersinin başarılı ve sade bir şekilde nasıl yapılacağını gösterdi. Amerikalı sinema eleştirmeni Godfery Cheshayer tarafından, Nema-î Nezdik dünya sinemalarının doksanlı yıllardaki en başarılı beş filmi arasında gösterilmiştir. Kiyarüstemi, verdiği bir röportajda ise filmleri arasında en çok bu filmi sevdiğini söylemiştir.

Film hakiki bir suçun sahnelenişiyle başlamaktadır. Hüseyin Sebziyan adlı yoksul, işsiz ve kısa bir süre önce eşinden boşanmış bir genç, ünlü yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın kimliğine bürünmüş olarak, Tahranlı zengin bir aile olan Ahenhahların evinde yakalanmıştır. Sebziyan, bu ailenin hanımıyla daha önceden seyahat ettiği sırada otobüste karşılaşmış ve sohbete başlamışlar o sırada kendisini aniden aklına gelen bir fikirle Mahmelbaf olarak tanıtır. Sonraki günlerde Sebziyan, bu söylediği yalanını sürdürerek aile ile ilişkisini devam ettirmiştir. Bu sırada ailenin bütün fertlerine ileride çevireceği filmde rol vermeyi teklif eder ve sonrasında birlikte, ailenin bütün fertlerine ileride çevireceği filmde rol vermeyi teklif etmiştir. Sonra birlikte, ailenin görkemli evinde bir film çekilmesine ve evin mühendis olan oğlunun da bu filmde rol oynamasına karar vermişlerdir. Sebziyan, film için prova yaptırdığı sırada evin oğlundan bir defalık az miktarda borç para da alır. Fakat bir gün gazetede Mahmelbaf’la ilgili çıkan haber ve yayımlanan fotoğrafı, ailenin şüphelenmesine yol açar. Bunun üzerine Mahmelbaf ile röportaj yapmış bir gazetecinin araya girmesiyle, Sebziyan’ın gerçek kimliği ortaya çıkıyor ve yakalanıyor.

Filmlerinin konusunu kendisinin seçmediğini bilakis konuların gelip kendisini bulduğunu söyleyen Kiyarüstemi, bu yaşanan olaydan haberdar olunca Sebziyan’ı ve onu yargılayacak mahkemenin üyelerini böyle bir filmi çekmeye ikna ederek işe başlamıştır. Sebziyan’ın mahkemesi, filmin ana konusunu teşkil etmektedir. Sebziyan, mahkeme boyunca dolandırıcı olmadığını aksine hayatı boyunca bir kez olsun saygı görme isteğine karşı koyamadığını ve bu yüzden Ahenhahlar karşısında Mahmelbaf rolünü sürdürdüğünü söyleyerek kendini savunmuştur. Sebziyan, konuşmalarını bazen mahkemeye, bazen de hâkimden izin alarak sanığa sorular soran Kiyarüstemi’nin kadrajına doğru yapmaktadır. Sebziyan’ın her zaman sanata ilgi duyduğu ve hep Mahmelbaf gibi bir yönetmen olmayı düşlediğini söylemektedir. Tanınmış bir yönetmenin kimliğine bürünmek, kendini geçici de olsa hayatının daimî acılarından ve sıkıntılarından kurtarmıştır. Savunmasını dinlerken mahkeme salonunda bulunanların Sebziyan’a duyduğu yakınlığı izleyiciler de paylaşmaktadır.

Bir molla olan hâkim, sinemaya ilişkin bazı sorunlara gizemli bir ifadeyle, uzun açıklamalara girerek açıklık kazandırmak gayesi güdüyor. Aldatılan aile, mahkemede suçlunun en ağır şekilde cezalandırılmasını isterken Hâkim, onların Sebziyan’ı bağışlaması için ikna etmeye çalışmaktadır. Böylece film çeşitli grupların katılımıyla, devrim sonrası İslam Cumhuriyeti hakkında bir kısa belgesele dönüşüyor. Bir tarafta şehrin yoksul güney mahallelerinde yaşayan fakir ve mutsuz bir genç, ünlü Rus yazar Tolstoy’dan bahsetmekte ona atıflar yapmakta, şiirler okumakta, derin manalı cümleler kurmaktayken, diğer tarafta hasbelkader bir servete sahip olmuş ülkesinin kültürel birikiminden uzak kalmış bir aile yer almaktadır. Hâkim bu iki kesimi uzlaştırma çabasında ülkenin farklı kesimlerini bir arada tutan bağlayıcı bir sembol halini alıyor. Filmin alt metinlerinden biri de aralarında yaşantı biçimi bakımından büyük bir uçurum bulunan zengin ve yoksul insanların, sinema aşkıyla birbirlerine bağlanışıdır. Sebziyan da zengin aile Ahenhahlar da sinemaya tutkundurlar. Bir mollanın huzurunda dava konusu olan bu tutku, İran’da sinemanın toplumun farklı kesimlerinde ne ölçüde yer ettiğine dair izleyicisine fikri vermektedir. Filmin sonunda Mahmelbaf “Ben Mahmelbaf olmaktan bıkmışım! Ne vardı Mahmelbaf olmayı isteyecek!” diyerek beraat eden Sebziyan’ı mahkemenin kapısında karşılar. Birlikte Mahmelbaf’ın motosikletine binerek önce çiçekçiye ardından Ahenhahlar’ın evine giderler.

Yönetmen Kiyarüstemi, bu belgesel tadındaki filmde gerçek kişilere yer vermiştir. Filmde yer alan karakterler, farklı bir şahsiyete sahip olmak peşindedirler. Ahenhahların iki çocuğu ve anne, kendi evinde çevrilecek filmde rol almak istemektedirler. Babaları da aynı oranda bu heves içindedir. Muhabir, sahte Mahmelbaf haberi ile Oriana Fallaci olmak istemektedir ama kariyerinin en önemli haberini yapma peşindeyken bile bir kayıt cihazı bulmakta zorlanıyor.

Emel AKBAŞ

8 Yorum

  1. AvatarMurat Alan Cevapla

    Kaleminize sağlık yazınızı ilgi çekici buldum. Abbas Kiyarüstami estetik yönü çok güçlü , derinliği ve felsefesi yüksek bir entellektüel. Kirazın tadı ve bu filmi onun sinema zirvesi diyebilirim. Kirazın tadındaki sorgulama biçimi doğunun ötesinde olsa bile bunu estetikle anlattığı için kendi toplumundada kabul bulabiliyor. Emeğinize sağlık. Üstat Kiyarüstami ‘ye selam olsun.

  2. AvatarZeynep Karaca Cevapla

    Çok önemli bir filmi sade ve akıcı bir üslup içinde anlattığınız için teşekkürler. Bu film ayrıca; gerçek nedir hakikatin temsili nasıl olur sorularına da cevap arayan bir yanı vardır. Bu anlamda değerini her zaman korur. Tekrar teşekkürler.

    1. AvatarEmel Akbaş Cevapla

      Gercekten çok teşekkür ederim. Sade bir dil kullanip akiciligi korumayi hedeflemistim basardigimi duymak mutlu etti

  3. AvatarÜlkü OLCAY Cevapla

    Akıcı, sade bir o kadar da anlaşılır ifadeleriniz yazıyı daha değerli kılmış. Kitarüstami’yi bu derece güzel ele aldığınız için bir okur olarak çok teşekkür ederim. Yeni yazınızı merakla bekleyeceğim. Selam ile.

    1. AvatarEmel Akbaş Cevapla

      çok teşekkür ederim. Çok mutlu oldum bunları duyduğuma. Umarım severek okursunuz gelecek yazılarımı da 🙂 Selamlar

  4. AvatarAlaattin Diker Cevapla

    Yüreğinize sağlık Emel Akbaş. Zeki olmanız yalnızca ilgimizi değil, ufkumuzu da genişletiyor. Bu film eleştirinizi okurken tevafuk yeni çıkan bir Almanca roman(Monschau) okumaya başlamıştım. 1962 yılında Almanya’da bir kasabada patlak veren bir salgını konu ediniyor roman. Gerçek olaylardan yola çıkarak yeni bir eser – ister film ister roman olsun – kurgulamak beceri isteyen bir sanat. O sanatı çözümlemek de başlı başına bir ustalık. Bu arada filmle ilgili Almanca yazılanlara kısa bir göz attım. Alman rejisör Werner Herzog ‘maestro’ olarak tanımlamış iranlı rejisörü. Italyan rejisör Monzeri bu filmden etkilenerek benzer bir film çekmiş.(1996)
    Teşekkürler Emel Akbaş.

  5. AvatarEmel Akbaş Cevapla

    Çok teşekkür ederim. Düşünceniz benim için kıymetli. Mutlu oldum. Ayrıca verdiğiniz bilgiler de bize dışarıda neler olup bittiğine dair fikir veriyor. Eksik olmayın. Selamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir