Nostalgia: Bir Rus Nostaljisi

 

“Bir sanat eseri ne kadar aklın mantığın erişemeyeceği bir noktadaysa, o kadar üstündür.”
Goethe

 “Sanatın amacı insanı ölüme hazırlamak ve ruhunun toprağını sürüp yumuşatarak, onu iyiye, güzele yönelme yeteneğini kazandırmaktır.”
Tarkovski

Tarkovski, yazgıları onları hangi uzak diyarlara atarsa atsın, Rusların ulusal köklerine, geçmişlerine, kültürlerine, kendilerinden bildikleri yerlere, yakınlarına, dostlarına hayat boyu sürdürdükleri elem dolu bağlılıklarını anlattığı filminde kendi halet-i ruhiyesini de gördüğünü söyler. Hayatının son döneminde kendisi de vatanından uzak kalmış ve alışık olmadığı bir düzen içinde ruhsal sıkıntılar yaşamıştır. İçindeki puslu havayı kurgusu biten filminde gördüğünde şaşırır ve şu cümleyi kurar “Sinema sanatının imkânlarıyla insan ruhunun bir kopyasını elde etmek gibi eşsiz bir deneyim yaşanabileceğine ilişkin tasavvurumun boş bir düşünce değil, tartışılmaz bir gerçeklik olduğunu gösterdim.”

Batıların da dediği gibi “Ruslar kötü göçmenlerdir.” Tarkovski de Nostalgia’yı çekerken bu filmin bütün karelerine sinen boğucu kıstırılmışlık duygusunun ve bundan kaynaklanan derin hüznün daha sonra kendi yazgısı da olacağını bilmeden anlatmıştır. İş gereği İtalya’ya gelen, burada uzunca bir süre kalmak zorunda olan Gorçakov adlı şairin bu ülkeye ilişkin izlenimleri üzerine inşa edilmiş olan filmde, bir yandan üzerine yağmur gibi yağan binlerce yeni izlenimle kafası karışan, dengesi bozulan, öbür yandan da bu yeni izlenimlerini, buraya kendisiyle birlikte gelmelerine izin verilmeyen en yakınlarıyla paylaşabilmesi mümkün olmayan bir Rus insanının, bu yeni deneyimini tüm varlığıyla bağlı olduğu geçmişine eklemleme konusunda yaşadığı kahredici imkânsızlık duygusu işlenmiştir.

Nostalgia’nın kahramanı Gorçakov’un İtalya yolculuğunun sebebi, Rus köle besteci Beryozovskiy’le ilgili belge toplamaktır. Onun hayatını konu alan bir opera librettosu yazacaktır. Beryozovskiy’in gerçek hayatından esinlenilmiştir. Müziğe yeteneğini fark eden efendisince eğitim için İtalya’ya yollanmış, uzun süre orada kalıp Bologna Konservatuvarı’nı bitirmiş, konserler vermiş ve büyük başarı kazanmıştır. Ama sonunda Ruslara özgü onulmaz yurtsama hastalığına yakalanarak onca yılın ardından kölelik sisteminin devam ettiği Rusya’ya dönmeye karar verir ve döner dönmez de kendini asarak hayatına son verir. Tarkovski besteciyi filmine tesadüf eseri konu olarak seçmemiştir. Kendi hayatı da, bir bakıma Gorçakov’un yazgısından kesitler taşıyordu. Özellikle de filmde kendisiyle karşılaştığımızdaki ruh halinden, kendini “yabancı” hissetmek, yabancısı olduğu bir hayatı uzaktan gözlemlemek, geçmişin anıları altında ezilmek, sonra, sevdiklerinin durmadan zihnine takılan anıları, yurdunun, evinin sesleri, kokuları ile birlikte peşine düştüğü sanatçıdan farklı bir vaziyette değildi.

Yönetmen dünyayla ve kendisiyle derin bir ihtilaf yaşayan, onu kuşatan gerçeklik ve ardında koştuğu uyum arasında bir denge tutturmayı başaramamış, yalnız, yerinden yurdundan ayrı olduğu için değil, bütünsel olarak varoluşla ilgili bir hüzün ve kısmen de bundan kaynaklanan nostalji duyguları içinde bulunan insanın durumunu aktarmaktadır. Gorçakov’un, İtalya’yla karşılaşması, tam da gerçeklikle bir çatışma yaşadığı sırada olur. Burada gerçeklikten kasıt hayat koşulları değil, bireyin talepleriyle her zaman uyum içinde olmayan hayatın kendisidir. Kendini adeta yoktan var eden o devasa harabeleriyle yükselir Gorçakov’un karşısında İtalya. Bütün insanlığa ait, ama aynı zamanda yabancı olan bu uygarlık yıkıntıları, insan kibrinin mezar taşları gibidir. Ardları sıra soluksuz koşturduğumuz hırslarımızın beyhudeliğini gösteren birer işarettir belki de.

Yanlış bir yol tutturmuştur insanoğlu ve bu uğursuz yolda kaybolup gitmiştir Tarkovski’nin deyimiyle. Gorçakov ölür, çünkü ne içine düştüğü ruhsal bunalımın üstesinden gelmeyi başarabilir, ne de kendisi için artık bozulmuş, dağılıp paramparça olmuş zamanın parçalarını toparlayıp birleştirmeyi ve zamanla ilişkisini düzeltmeyi.

Filmin baş kahramanının ruhsal durumuyla ilintili olarak, başta işe yaramaz biri gibi gözüken Domenico karakteri de son derece önemlidir. Bu korunmasız, korkutulmuş, savrulmuş tip, hayatın anlamını kavramış olduğunu topluma gösterebilecek ruhsal gücü, yüceliği kendisinde bulur. Eski bir matematik öğretmeni, şimdininse “yabancı”sı olan Domenico, herkesin kendisini bir hiç olarak görmesine aldırmayarak, dünyanın bugünkü halini, onun nasıl bir yıkımın eşiğinde olduğunu açıklamayı göze alır. “Normal” insanların gözünde o yalnızca bir delidir, ama Domenico’ya derin bir acıma duyan Gorçakov, çevresinde olup biten her şey için herkes adına üstlendiği sorumluluğu, onun herkesin suçunu üstlenişini kendisine çok yakın bulur. Karnı tok, içleri rahat bencil körlerden oluşan ve Domenico’yu bir deli olarak gören kamuoyuna karşı onu koruması gerektiğini duyumsar. Ne var ki, ölümü bile göze alarak çıktığı bu yoldan onu geri çevirmeyi başaramayacaktır.

Domenico’nun çocuksu maksimalizmi Gorçakov’u hayranlık içinde bırakır. Çünkü Gorçakov da bütün öteki yetişkinler gibi şu ya da bu ölçüde konformisttir. Ama Domenico, kendini yakmaya karar vermiştir, vahşiyane bir gösteriye dayanan bu eylemiyle, insanların onun hiçbir kişisel çıkar peşinde olmadan, yalnızca onları korumak adına attığı bu son çığlığı duyup anlayacaklarına dair çılgınca bir umut içindedir. Domenico’nun eylemini, eylemcinin içsel bütünlüğünü hayranlıkla karşılar Gorçakov. Hayatın kusurlu yanlarını görüp bundan derin üzüntü duyan Domenico üzülmekle kalmaz, buna en kararlı biçimde karşı çıkma hakkını, cesaretini de görür kendinde. Domenico, böylesi bir eylem için gereken cesareti gösterebilmeyi, hayat karşısında gerçek sorumluluğu üstlenme olarak görür. Bu fon üzerinde Gorçakov’un konumuna gelince, onunki yalnızca kendi tutarsızlığının bilincinde olan bir küçük burjuvanın sızlanışıdır. Yaşanmış acıların derinliğini ortaya koyması bakımından ölüm bir anlamda onun ne kadar haklı olduğunu da göstermiştir. Burada önemli olan, insanı hayatın tadını çıkarmaya kapıp koyvermeyen vicdanıdır. Bu, özel bir ruh halidir; Rus entelijansiyasının da en iyi kesimleriyle özdeşleşen, vicdanlı olmayı, kendi rahatı peşinde koşmayı, inanç, ideal, iyilik arayışları içinde müthiş sıkıntılar çekmeyi içine alan, Ruslara özgü, geleneksel ruh halini Gorçakov karakterinde işlenmiştir.

Son olarak Domenico’nun kendisini insanlığın haysiyeti adına kurban etmeden önce yaptığı konuşmayı aynen alıntılayıp filmin bende bıraktığı izlenimlere son vereceğim. Nostalgia’nın başlı başına insanın iç dünyası ile dış dünyasının çarpışması olduğunu ekleyerek.

“İçimde hangi adam konuşuyor? Hem aklımdan hem de bedenimden aynı anda ayrılamam. Bu yüzden tek kişi olamıyorum. Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum. Fazla büyük usta kalmadı. Zamanımızın gerçek kötülüğü budur. Kalbin yolları gölgelerle kaplanmış. Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz. Okul duvarları, asfalt ve refah reklamlarının uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere böceklerin vızıltıları girmeli. Her birimizin gözlerini ve kulaklarını büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız. Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı. Yapmamamızın bir önemi yok! O isteği beslemeliyiz ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz. Sınırsız bir çarşaf gibi. Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız el ele vermeliyiz. Sözüm ona sağlıklıları sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız. Siz Sağlıklı olanlar! Sağlığınız ne anlama gelir? İnsanoğlunun bütün gözleri içine daldığımız çukura bakıyor. Özgürlük faydasızdır. Eğer gözlerimizin içine bakmaya, yemeye, içmeye ve bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa. Dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler sözüm ona sağlıklı olanlardır. İnsanoğlu dinle! Senin içinde su, ateş ve sonra kül ve külün içindeki kemikler… Kemikler ve küller! Gerçekliğin içinde veya hayalimde değilken ben neredeyim? İşte yeni anlaşmam: geceleri güneşli olmalı ve Ağustos’ta karlı. Büyük şeyler sona erer. Küçük şeyler baki kalır. Toplum böyle parçalanmaktansa yeniden bir araya gelmeli. Sadece doğaya bak ve hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin. Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz. Yanlış tarafa döndüğün noktaya. Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz. Suları kirletmeden… Deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa ne biçim bir dünyadır burası! Şimdi Müzik!”

Emel AKBAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: KOPYALANAMAZ!.. Dibace.Net yayınlanan tüm fikir ve yazıları korumaktadır! Lütfen site editörüne başvurunuz...